‘Tutku’ ve antisemitizm

PROF. DR. ŞİNASİ GÜNDÜZ

Dindar bir Hıristiyan olmakla tanınan Avustralyalı yönetmen ve oyuncu Mel Gibson’ın büyük bir harcamayla çekimini yaptığı Tutku (The Passion the Christ), filmin henüz gösterime girmesi öncesi yapılan tartışmalar ve filme yönelik olumlu olumsuz tepkiler dikkate alındığında çok konuşulacağa benziyor.

Hz. İsa’nın yaşamı ile ilgili bugüne kadar birçok film çevrildi. Bütün bu filmlerde kilisenin tavrı öteden beri hep dikkat çekici oldu. Kilise, inancında oldukça önemli bir yer tutan İsa Mesih’in yaşamına yönelik kurguların kendi referansını oluşturan Yeni Ahit öyküleriyle örtüşüp örtüşmediğini dikkate alarak, İsa filmlerine yönelik tavrını belirledi. Nitekim İsa filmlerinden bir kısmı Hıristiyan kiliselerinin geniş desteğini görüp, hatta yüzlerce farklı dile çevrilip misyoner örgütlerince dünya genelinde propaganda amacıyla ücretsiz dağıtılırken, Günaha Son Çağrı (The Last Temptation of Christ) örneğinde olduğu gibi bazıları ise dünya çapında çeşitli kiliselerin ve dindar Hıristiyanların yoğun tepkisi ve ambargosuyla karşılaştı.

Papalığın ve diğer Hıristiyan kuruluşların/kiliselerin tavrından anlaşılan, kilise açısından Tutku, sınıfı geçer not alan bir film. Her ne kadar film Gibson’un henüz zihninde şekillenirken, kilisenin ciddi tereddütlerine konu olmuş olsa da kilisenin son tavırlarından bu tereddüdün ve çekincenin yerini filme yönelik bir hayranlık ve alkışın aldığı görülüyor. Nitekim bugünlerde gösterime girmeden önce gerek Vatikan’da gerekse ABD’deki kilise çevrelerinde umuma kapalı oturumlarda kilise erkanınca izlenen film, Hıristiyan din adamlarının zihnindeki kuşkuları dağıtmış, hatta film, Gibson’a, kiliseden koskocaman bir aferin alacak kadar takdir edilmiş. Öyle ki Papalık bu filmin izlenmesini herkese salık vermiş. Ancak, dindar Hıristiyanları ve kiliseyi oldukça memnun etmiş gözüken bu filmin diğer herkesi de memnun ettiğini söylemek pek kolay değil. Gösterilen tepkilere bakılırsa birçok Yahudi kuruluşu ve önde geleni şimdiden filme karşı yoğun bir kampanya başlatmış görünüyor. Öyle ki Gibson, filmin dağıtımını yapacak bir şirket bulmakta bile hayli zorlanmış gibi. Bu nedenle olsa gerek, izleyiciyi salonlara çekebilmek için kilisenin ve dindar bireylerin filmin reklamını yapmasına önemli ölçüde bel bağlamakta.

Yahudilerin filme tepkisinin temel nedeni, Hz. İsa’ya yönelik aşırı şiddet sahnelerinin bulunduğu filmin, Hz. İsa’nın dövülmesinden, işkenceye maruz kalmasından ve çarmıha gerilerek ölmesinden Yahudileri sorumlu tutması ve bu yolla Yahudi düşmanlığı yapılması. Her ne kadar Gibson, antisemitizm ya da Yahudi düşmanlığı iddialarını kesin dille yalanlasa ve Yahudi düşmanı olmanın kendi dinsel inançlarına karşı olduğunu vurgulasa da çeşitli çevreler Gibson’ın filminin antisemitik duyguları artıracağı düşüncesinde ısrarlı görünüyor.

Hz. İsa’nın son 12 saatini konu alan film, biraz abartılı olsa da öz itibarıyla Yeni Ahit kitaplarında geçtiği şekilde olayları tasvire çalışmış. Yeni Ahit, Hz. İsa’nın tutuklanması, önce Sanhedrin’de sonra da Pontius Pilatus tarafından sorgulanması, çarmıh cezasına çarptırılması, işkence görmesi ve sonunda iki hırsızla birlikte cezasının infaz olunması hadiselerinde birinci derecede Yahudileri sorumlu tutar. Yeni Ahit’in bu anlatısı, Hıristiyanlar arasında Yahudilere karşı güçlü bir nefret ve düşmanlık duygusunun gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Özellikle Ortaçağ’dan itibaren Yahudilerin “İsa katilleri” oldukları iddiası Hıristiyan çevrelerde oldukça etkili olmuş ve bu kanaat Yahudilere yönelik yapılan şiddet eylemleriyle takibatlara ve diğer her türlü antisemitik tavır ve davranışlara meşruiyet kazandıran bir gerekçe olarak düşünülmüştür.

İnsanların günahları için acı çekerek ölen, ölümü sonrası tekrar dirilerek tanrısal âleme yükselen ve ileride yeniden gelerek insanlığın nihai kurtuluşunu tamamlayacak olan Tanrı Oğlu İsa inancı Hıristiyan teolojisinin temelini oluşturur. Filmin ana konusunu oluşturan acı çekerek çarmıhta ölen İsa imajı, Hıristiyan teolojisinin merkezinde yer alan bu inancı vurgulaması açısından da önemlidir. Kilisenin filmi oldukça takdire şayan bulmasının gerisindeki en önemli neden bu olsa gerek. Ancak Hz. İsa’nın acı çekerek çarmıhta can vermesinin ve ölümünden birinci derecede Yahudilerin sorumlu tutulmasının, Hıristiyan kaynakları dışında diğer erken dönem kaynaklarda geçmemesi de dikkat çekicidir. Öyle ki rabbinik literatür olarak bilinen erken dönem Yahudi metinleri Hz. İsa’yı yalnızca ismen zikrederler. 4.–5. yüzyıla ait olan Talmud’da ise büyücülük yaptığından dolayı önce taşlanan sonra da idam edilen Joshua ben Perahyah’nın öğrencisi Yeşu’dan bahsedilir ki bunun Hz. İsa olabileceği oldukça kuşkuludur. Ayrıca oldukça erken dönemlerde, Hz. İsa’nın acı çekerek çarmıhta öldüğü düşüncesini kabul etmeyen ve farklı düşünceler savunan başka bazı Hıristiyan ilahiyatçılar da vardır. Doketikler olarak adlandırılan bu ilahiyatçılar içerisinde, örneğin Basilides (MS 2. yy), Hz. İsa’nın çarmıhta ölmediğini, zira mucizevi bir şekilde kurtularak onun yerine Cyreneli Simon’un çarmıha gerildiğini savunmaktadır.


Diğer taraftan Kur’an ise, hem Hz. İsa’nın Yahudilerce öldürüldüğü hem de çarmıha gerildiği iddialarını reddeder; onun öldürülüp asılmadığını, fakat onlara öyle gösterildiğini belirtir (Nisa 157–158). Ayrıca Kur’an, Hz. İsa’nın Allah’ın katına yükseltildiğini vurgular. Bundan başka, iki ayette Hz. İsa’nın vefat ettiğinin de altını çizer (Âl–i İmran 54–55, Maide 116–118). Bu yönüyle İslam, bir taraftan Hz. İsa’nın yaşamıyla ilgili Hıristiyanlar ve Yahudiler arasındaki bazı yaygın yanlış kanaatleri düzeltirken, diğer taraftan Yahudilerin Hz. İsa’nın ölümünden sorumlu oldukları ya da onların Hz. İsa katilleri oldukları yargısını da reddeder.

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

25.02.2004

 
ana sayfa
kubacami webteam