Türkiye'yi uyuşturmak

"Alkolsüz bira olmaz. Birada mutlaka alkol vardır ve olacaktır. 'Alkolsüz Bira' deyimi reklam yasağını delmek için kullanılmaktadır." (Metin Akpınar, Alkolsüz Bira reklamını yapan sanatçı)

Seksenli yıllarda Danıştay'ın, "biralı içkiler, alkollü içki değildir" kararını aldıktan sonra, köy ve mahalle bakkallarına kadar gazoz benzeri tüketimi yaygınlaşan bira tüketimini, Özal hükümeti çok yerinde bir kararla yeniden sınırlandırmıştı. Toplumu, özellikle gençliği uyuşturucu batağına çekerek bu yolda tatlı paralar kazanan bira patronları; "Atatürkçülük elden gidiyor!" diye gazetelere çarşaf çarşaf ilanlar verdiler.

Atatürkçülük kalkanının arkasına sığınarak hükümete geri adım attıramayanlar, oyuna devam etmek için "Alkolsüz Bira" uydurmasını gündeme soktular. İlle de gençliği uyuşturarak kasalarını dolduracaklar.

Eğer bir insan para verip bira içecekse, bunun alkolsüzünü içecek kadar her halde enayi olamazdı. Zaten böyle yalancı bir birayı satmak için rafına koyacak satıcı da bulunmaz. Fakat bira patronunun birasını satmak ve insanın içme dürtüsünü bira lehinde uyarmak için yasal engeli delmeye yönelik bu ahlaksız ve vahşi reklamın duygu sömürüsünden başka bir amacı da yoktu.

Alkolün kişinin toplumun dertleriyle dertlenmesinden vazgeçtik, düşünceyi, iradeyi, insanın kendi kişisel sıkıntılarını bile düşünme ve çözüme kavuşturma yeteneğini tümüyle ortadan kaldırdığını basında, ekranda ve çevremizde her gün kanıtlarıyla görüyoruz.

Toplumda alkole dur diyecek yöneticiler, bilim adamları ile etkili ve yetkilileri, manşette ve ekranda alkolle sıkı fıkı dostluk içinde gördükçe, yangının tümüyle bütün yurdu nasıl sarmakta olduğunu daha kolay anlarız. Sistem özellikle eğitim sistemi bugünkü ve gelecek kuşakları kurtarmak için derhal etkin çabaların içine girmezse, batı batakhanelerinin sokaklara taşan perişanlığını ve çirkefini görmemiz ve yaşamamız öyle pek uzak değildir.

Orta öğretimdeki çocuklara alkolün zararını öğretmeden, güya kutlama veya eğlence adı altında alkol duvarının aşıldığı çılgınlıkları, yılsonu balolarını düzenleyen Okul Yönetimi ve Aile Birlikleri büyük suç işlemektedirler. Gençlerin elbette eğlenmeye, neşelenmeye hakları ve ihtiyaçları vardır. Fakat bunun için her halde alkollü ve dumanlı mekanlara gerek yoktur.

Gençliğe ve ergenliğe geçişin çok hızlı yaşandığı bir çağda, böyle dumanlı toplantılar ve diskotekler, gençler için hayatlarını en çirkef batakhanelerde noktalayacak bir sürecin giriş kapısıdırlar. Bu sürece kendini kaptıran genci, kişisel olarak suçlamak mümkün değildir. Bu suç doğrudan okul yönetimine, okul-aile birliğine, daha önemlisi onu yönlendirmede etkisiz kalan ve hiç bir girişimde bulunmayan aileye aittir.

Fahrettin Kerim Gökay, "Almanya'da alkoliklerin hemen hepsi bira içerek tımarhanelere, cezaevlerine girmişlerdir. Bu ülkede bira bayramlarında sarhoş olanların halini, bizim bira reklamcıları gitsinler de dehşeti görsünler." diyerek yıllar öncesinden bugün kapımızın eşiğine gelen tehlikeye işaret etmiştir.

İçgüdüsel olarak çok karmaşık duygu ve dürtülerin içindeki gençleri, para kazanmak hırsıyla uyuşturucu bağımlısı olmalarına neden olanlar, gençlerin hayatları, tüm gelecekleri karardıktan sonra suçu birbirlerinin üzerine atmaları, katilliklerini örtemez.

Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO)'nın kayıtlarında ateşli ve kesici aletlerle başkalarını yaralayanların yüzde 30'u, trafik kazası yapanların yüzde 60'ı, yangına sebep olanların yüzde 16'sı, baba katillerinin yüzde 20'si, ırza tecavüzlerin yüzde 80'i ve genelde tüm suç olaylarının yüzde 60'ı alkolle içgüdüsel olarak uyarılmış kişilerce işlendiği tesbit edilmiştir.

1960 ve 70'li yıllarda gençliğin sanki tüm sorunları çözülmüş de, başarısızlığında ve içine girdiği çıkmazda en önemli etkenin cinsel tatminsizlik olduğu ve kafalara bunu sağlayacak bir özgürlük anlayışının gerekli olduğu işleniyordu. Batıdan alınan ve en basit akıl süzgecinden geçirilmeden medyamızın manşetlerinde yer alan bu saçmalığın bugün vardığı noktayı dehşetle ve ibretle izliyoruz.

Akli yeteneklerin geliştirilmesi, büyük çaba gerektiren, pek çok zorluklarla dolu uzun bir zaman dilimini gerektirir. Fakat insanın yaratılışında varolan yemek, içmek ve karşı cinse yaklaşım gibi doğrudan içgüdüsel dürtüleri uyarmanın hiç de zorluğu yoktur. Bugün içinde bulunduğumuz süreç, insanın bu içgüdüsel yönünü acımasızca sömürmektedir. Ekran ve medya, "Müşteri buluyorum, öyleyse doğru yoldayım" mantığı içinde bira veya uyuşturucu satıcısından her halde hiç bir farkı yoktur ve ülkenin geleceğine en büyük fenalığı yapmaktadır.

Bedensel ihtiyacı olan gıdaları aldığı halde, akli yeteneklerini geliştirme şansı bulamayan genç, kendisinin de bilemediği, tanımlayamadığı içgüdüsel sıkıntı ve bunalımları yaşar, maddi tüketime, eğlenceye yönelir. Akli ve ruhi doyumun nasıl sağlanacağını bilmeyen gencin bu sıkıntıları bitmez. Geçimini de temin gücünden yoksun olduğu için bunalım gittikçe derinleşir.

Ekran, boyalı basın ve etkilendiği çevreden, sıkıntıların ancak dumanlanmakla, içmekle geçeceği telkinleri içinde sırası ile sigaraya, alkolsüz biraya, biraya, şaraba, rakıya, votkaya, viskiye, şampanyaya, (Cola'nın Coca'sına) kokaine, eroine gider. Gidiş o gidiş.
Kanıtlarıyla bütün bunlar her gün manşette, ekranda ve çevremizde olağan hale gelmektedir.

SAKIN BENİM ÇOCUĞUM YAPMAZ, YAPMIYOR DEME..!, PENCEREDEN, KÖPRÜDEN ATLIYANLARIN, KOLUNDA İĞNE İLE ÖLÜ BULUNANLARIN AİLELERİ DE ÖYLE DİYORLARDI...!.!.!

Evlatlarının geleceğini düşünen anneler babalar, Türkiye'nin geleceğini düşünen etkili ve yetkililer...! ! !

Ufukta değil kapımızın eşiğinde, üniversitelerimizde, liselerimizde geleceğimiz olan çocuklarımızı büyük bir felaketin sarmalamakta olduğunun bilincini yakalayalım ve mücadelesini verelim.

Zeki Kentel