|
Söz M.Fethullah Gülen İlk yaradılış; yokluğun bağrına atılan iki harf ve bir heceden ibaret olan "Kün" sözüyle başlamıştır. Tekden çoğa, vahdetten sonsuza uzayıp giden yollar sözle açığa çıkmış ve kelimelerle aydınlanmışlardır. Söz, gönüllerde yankılanmadan önce, insanın hayvandan, hayvanın da taştan, topraktan farkı yoktu. Kalem ilk yaratıldığında neyi yazacağını bilememiş ve hayrette kalmıştı. Neden sonra kulağına "söz"ün sırrı fısıldanınca, o feryada, mürekkeb de ağlamaya başladı. Ve o gün-bugündür, kalem söze ulaşınca hep çığlık koparır, mürekkep de yaş döker... Söz olmasaydı, bizler, ezele ait hiçbir şeyi duyamaz ve Yüce Yaratıcı'nın, gönlümüzü, gözümüzü dolduracak esrarlarını anlayamazdık... Söz kesinde kainat bir meşher, Hak'dan gelen kitablar da birer dellal kesildi. Söz, zeberced kakmalı bir taç gibi yeryüzü halifesinin başına konunca, varlığın manası ayan oldu ve biz de bütün bütün ondan ibaret hale geldik.. Yeri-göğü bir araya getirip, birbirine bağlayan, dünyayı ukba ile bütünleştiren sözdür. Her ne kadar onun güzelliği ve yüceliği kendiliğinden dinlese de herşey ona muhtaç, her gizli güzelliğin kaynağı da odur. O, burçları deviren öyle bir sancak ve kaleler fetheden öyle bir bayraktır ki; onun vesayasına girmeyen cihangirler bir köyü bile fethedememişlerdir. Fatih kumandanlar onun girdikleri yerlere girememiş, sultanlar onun ulaştığı ihtişama ulaşamamış ve hiçbir fani onun kadar uzun ömürlü olamamıştır. Gelenler gitmiş; gidenler unutulup hafızalardan silinmiş; ama o, hep taptaze ve olduğu gibi kalmıştır. Söz erleri semavî bülbüllerdir. Onların dilleri, dostların sinelerinin inşirahı, düşmanların da korkulu rüyalarıdır. Bunların dillerinden dökülen söz süngüleri, muhariblerin kılıçlarından daha keskin, mızraklarından daha ürperticidir. Hekimler, kılıç yaralarını, ok yaralarını tedavi edebilmişlerdir ama, söz yaralarını tedavi ettikleri görülmemiştir. Sözün en müessir ve en içlisini peygamberler, sonra da derecesine göre ilhama açık saf gönüller söylemişlerdir. Söylemiş ve yerinde karanlığın bağrına yağdırdıkları söz oklarıyla zulmetleri delik-deşik etmiş; yerinde sinelere saldıkları beyan kıvılcımlarıyla ruhlarda yangınlar meydana getirmiş ve yerinde de rahmet damlaları şeklindeki kelimeleri dört bir yana saçarak heryeri cennetlere çevirmişlerdir. Hele ilham üveykleri kanatlandığı vakit, dudaklarından saçılan incileri toplamak için melekler bile onlara koşmuş ve onların dizlerine kapanmışlardır. Söz erleri güneş gibidirler; kendilerine rağmen durmadan çevrelerini aydınlatırlar.. derya gibidirler. Dünyanın en zengin hazinelerini hem de hiç hissettirmeden sinelerinde taşır ve bir mum gibi etraflarına ışık verir; fakat, başlar önlerinde mahcup ve iki büklüm yaşarlar. Halk içinde mütevazilerden daha mütevazi, Hak'la beraber olunca da fevkalade uyanıktırlar. Çevrelerine yığın yığın, cevherler dağıtır dururlar da bunun farkında bile olmazlar. Olmazlar; zira, iç dünyalarında her an daha kıymetli pırlantalar peşindedirler. Buldukları o, zebercedden nükteleri açıklarken, sesleri kıyamet suru gibi çınlar; sihirleri insi-cinni büyüler; meyhanedekiler de mesciddekiler de her yandan onların cevherlerine koşar. Bugün o, Harut ve Marut’un bile büyülerini bozan söz sihirbazları var mıdır, yok mudur bilemeyeceğim. Bildiğim birşey varsa, o da sözün elden ayağa düşmüş olmasıdır. Günümüzde, söz sarrafı gibi görünenlerin çoğu ilhamsız, ötelere kapalı ve Allah'tan kopuk kimseler... bu itibarla da, beyan sanatı büyük ölçüde başıboşların elinde.. ilham perisinin kanatları kırık ve ilhama muhtaç gönüllerde de taklid cadıları çadır kurmuş.. bütün bunlardan dolayı dilencilere dendiği gibi "inayet ola!" demekten başka elimizden birşey gelmiyor. |
||
|
kubacami
webteam
|
||