Mi’rac’ın
bize telkin eden yönü
Mevlüt
Özcan
Efendim,
akşam ezanıyla birlikte Mir’ac hadisesinin cereyan ettiği halleri
birlikte idrak edeceğiz. Herkesçe bilinen bir olayı destanımsı
bir üslupla tekrar etmekten ziyade, "Mi’rac'ın bugünkü insan
için değeri nedir?" sorusuna cevap bulacağız. Böylece bu
akşam yapmamız gerekenlerle değerledirmelerimizi özetlemiş olacağız.
Peygamberlerin
hayatlarında var olan her sahnenin, bizi ilgilendiren ve ders
almamız gereken yönleri vardır. Son Peygamber Hz. Muhammed (SAV)'in
risaleti evrenseldir. Bundan dolayı O'nun hâl, hareket ve sözleri
kıyamete kadar gelecek bütün insanları yakından ilgilendirir.
Böylesine önemli bir gerçeğe dikkat çekiyoruz. Bu husus anlatacaklarımız/ele
alacak olduğumuz meselelerin temeli olacaktır.
Mir’ac,
Efendimiz'in Mekke döneminde cereyan etmiştir. O dönemi bir özetlememiz
gerekiyor. Bu bize meselenin günümüze bakan yönünü aydınlatacaktır.
İlk
Müslümanlara zulüm odakları dayanılması güç işkenceler yaptı.
Bu durumda Efendimiz ashabına Habeşistan'a gitmelerini tavsiye
etti. Dedi ki: "Orada bir hükümdar var. Kimseye haksızlık
yapılmasına göz yummaz. Orası emin bir yerdir. Allah (CC), başka
bir kapı açıncaya kadar oraya gidin..."
Dolaylı
da olsa Müslümanlar yapılan zulümlerle sınırdışı edilmişlerdi.
Sınırdışı edilen o Müslümanlar için sığınacakları bir "yer"leri
vardı.
Düşünebiliyor
musunuz? Bugünün Müslümanları sınırdışı edilse, kendilerini bağrına
basacak bir din kardeşi bile yok. Sizin başınıza gelse hangi "Müslüman
ülke"ye sığınabileceksiniz? Var mı böyle bir ülke?
O
gün bütün baskılara rağmen İslâmiyet kalbleri fethediyordu. Hz.Hamza
(RA), Hz.Ömer (RA) Müslüman olmuştu; Kral Necaşi Müslümanları
bağrına basmıştı. Kaba kuvvet vız geliyordu. Bunu farkedince müşrikler
bu defa "Genel Boykot" ilân ettiler. Bugünkü ifade ile
ambargo koydular.
21.
yüzyıldayız. Ne gibi bir değişiklik var?Aynı şer odaklarının takipçileri
aynı metodları takibetmekte: Açlık, hastalık, yalnızlık, itilmişlik,
işkence...
Herşey
aynı seyrediyor.
Bu
acı ve ıstırap devam ederken Efendimiz iki büyük desteği olan
amcası Ebu Talib ve eşi Hz.Hatice (r.anh)'yi peşpeşe kaybetti.
Müslümanlar Hz.Peygamber Efendimizle çok hüzünlü seneler geçiriyordu.
Günümüz
Müslümanları da Osmanlı gibi bir amcadan yoksun kaldığından beri
başına mermiler, bombalar, zehirli gazlar dökülmeye başladı.
Efendimiz
Taif'e gitti.
Netice
herkesçe mâlûm.
Asrımızda
yere düşen Tevhid bayrağını kaldırıp dalgalandırmaya çalışanlar
"çağdışı" görülmekte "mürteci" sayılmakta,
süründürülmektedirler.
Böylesine
olaylar cereyan ederken Allah (CC) Peygamberimizi bir gece alıp
keyfiyeti bizce meçhul mekânlara yükseltti.
Geri
döndüğünde İslâm, dünyanın dört bir yanına kök saldı.
Bizler
de dayanılması imkânsız acı ve ıstıraplarla yüzyüzeyiz. Onlar
kadar metanetli de değiliz. İslâm'la irtibatımız da çok zayıfladı.
İnanıyor
ve duâ ediyoruz ki, Rabbımızdan basiretimizi açıp ardından Medine
dönemini başlatmasını diliyoruz. Olaylar neticenin böyle olacağı
yönünde bize ümit veriyor. Çünkü her yokuşun bir inişi, her kışın
bir baharı, her olumsuzluğun bir olumluluğu vardır.
Bu
kutlu gecede bunları irdeleyip tefekkür ederek yokları var edene
sığınalım.
Çok
duâ edelim...