|
KESRET Doç.Dr.Alaaddin ZARİFOĞLU Kesret! Lügat manasiyle "çokluk". Atomlardan sistemlere, balıklardan meleklere kadar her şey! Kan deveranlarından siyaset cereyanlarına kadar her hareket. Gafili Mevlâsından uzaklaştıran her vesile. Arifin O'na kavuşma uğrunda yüz çevirdiği her fâni zevk, ittiği her menfaat, her makam, her mevki.. Şeytanın insanları taptırmak istediği her batıl mabud... Fikri gereksiz meşgul eden bir malayani... Aklı karıştıran bir vesvese, kalbi saptırmak isteyen her vehim. Cenab-ı Hah hasret içinde Vahdetini gösteriyor. Yüzlerce yaprağı bir dala birçok dalları bir gövdeye bağlamış. Binlerce çiçeği bir dağda, nice ağaçları bir bağda toplamış. Her bir denizde milyonlarca balığı yüzdürürken, her bir kat semada sayısız yıldızları cemetmiş. Pek çok sistemleri bir galakside ve bütün galaksileri bir arşın altında biriktirmiş. Her temiz insan kesretten bir ferd, hilkatten bir meyvedir. Cenab-ı Hak meyvede kainatları tevhid ettirmiş. Onun kalbini marifetine kâbil yaratmış. Her bir şeyi kesretli gayeler için halk ederken, insan kalbini marifet ve muhabbetine mahsus kılmış. Ve işte o insanı âhiretteki ebedi ihsanlarına, ikramlarına mazhar kılmak üzere bu dünya imtihanına tâbi tutmuş. Onu kesretin içine atmış ve ona kesretli sualler sormuş. Ama, hepsinin cevabı "tevhid" de birleşiyor. Her hastalık ve musibet bir sual, Ondan geldiğini bilenler şükürle cevap verip kazanıyorlar. "Acılara sabırla karşı koydular, tatlı oldu." Şah-ı Geylâni Her mevki ve makam bir çetin soru, onlarla gurura kapılanlar kaybediyorlar. Kölelik
de, efendilik de birer sorudan başkası değil! Tarih bunları aşabilen,
yahut bunlarda boğulanla dolup taşmış. Kesretin en geniş daireleri insanın önüne açılmış. Uçsuz bucaksız denizlere o atılmış. Dalgaların ardı arası kesilmiyor... Ve insan, bunların hepsini aşmak mecburiyetinde... Bu denizin dalgalarını daha iyi seyredebilmek için, isterseniz, en yakın komşumuz olan hayvanlarla bir mukayesemizi yapalım. Kurbanlık bir koç her sabah ağılından tam bir tevekkül ile ayrılır, çayırında yayılır, kedersiz ve tasasız otlar durur. Birtek vazife yüklenmiştir. Otlayıp etlenmek. Ne
halasının hastalığını düşünür, ne dayısının yoksulluğunu. Bu koca âlemi ve içindeki kesretli mahlukları bize itaat ettiren Rabbimiz, bizleri de hayvanlar gibi dertsiz tasasız, yahut melekler gibi sabit makamlı yaratabilirdi. Ne öyle yapmış, ne böyle. Sonsuz hikmetiyle bizi bu karışık ve keşmekeş hayatın içine atmış. Tâ ki, bu kesrette boğulmayıp vahdete eren ve "hedisatın dağlarvari dalgaları içinde seyeran edip" selâmet sahiline ulaşan sıddıklar, abitler, saidler, zâhidler, erifler, şâkirler yetişsin. Bunlar
hep kesretin vahdet meyveleri, cennetin aziz misafirleri, rahmetin külli
mazharları... |
||
|
kubacami
webteam
|
||