|
HESABIN
DA HESABI VARDIR
MUSTAFA USLU İhtiyar adamın yalvarıp yakarmalarına aldırmıyor, itiyor, çekiyor, tartaklıyor, arada bir yumrukluyor, ağzına geleni söylüyor, küfürler ediyordu. İhtiyar acz içindeydi, kendisini savunamıyordu. Çaresiz bakışlarla bir oğluna, bir etrafına bakıyor, bir türlü kendini kurtaramıyordu. Gözleri dolu dolu olmuş, bedeni adeta donmuştu. Gömleğinin düğmeleri kopmuş, açılan yakasından eskimiş fanilası dışarı fırlamıştı. Basından düşen şapkası toza, toprağa bulanmış vaziyette yerde duruyordu. Oğlu, babasından hesap soruyordu. Diğer çocuklarına daha çok mal-mülk vereceğini veya verdiğini zannettiği babasına kimsenin görmediği bir köşede hesap soruyordu. Büyük bir öfke ve son bir hamle ile babasını itti. Bitkin vaziyetteki ihtiyar, köksüz bir ağaç kütüğü gibi çakır dikenlerin üzerine yuvarlanıverdi. Oğlu, küfürler ve hakaretler ederek, hışımla oradan uzaklaştı. İhtiyar adam epey bir zaman dikenlerin arasında kıvrandı durdu. Son gücünü kullanarak toparlandı, ayağa kalktı. Üstünü başını düzeltmeye çalıştı, toprakları silkeledi, dikenleri ayıkladı. Ağır aksak köye doğru yürüdü. Belki de oğluna "hayırsız evlat" denilmesin diye, birkaç gün kimselere bir şey söylemedi. İsrar edenlere; merkepten düştüm, dedi. Günün birinde, her sır gibi bu olay da duyuldu. Duyanlar esef etti. İhtiyarın oğlu "hayırsız evlat" diye anılmaya başlandı. İhtiyar,
bütün olanlara, aradaki soğukluğa, oğlunun zaman zaman yaptığı anlamsız
çıkışlara Hiçbir zaman
babasına iyi davranmayan bu hırçın insan, hayırsız evlat dedikodulardan Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovaladı. Bu arada çocukları büyüyen hayırsız evlat, bazı nedenlerden dolayı evini barkını ihmal eder olmuş, hanımı ve çocukları ile arasında tatsızlıklar, zaman zaman kavgalar başlamıştı. Olanlar, hanımının ve çocuklarının canına tak etmiş, dedikodularla da galeyana gelmişlerdi. Birgün, hem de kasabanın orta yerinde "hayırsız evlat"ın karşısına dikiliverdiler. Onlar, olanların hesabını soruyorlardı. Bir arbede başladı. Adam, hanımının
ve çocuklarının elinden bir türlü kurtulamıyordu. Tekmeler, silleler,
sopalar, Cesaret edip araya girenlerin müdahalesiyle adam kurtarıldı. Kadın ve çocukları olay yerinden uzaklaştırıldı. Hayırsız evlat, acılar içinde yerde kıvranıyor, başından ve burnundan kanlar akıyordu. Haber köye tez ulaştı, dilden dile dolaştı, ihtiyara duyuruldu. İhtiyar başını önüne eğdi, bir süre öylece kaldı. Sonra görebildiği kadar uzaklara baktı. Gözlerinden yaşlar akıyordu... |
||
|
kubacami
webteam
|
||