BİR HAC YOLCUSUNUN DÜŞÜNCELERİ
Onun “gel” çağrısına uydum ve ona misafir olmaya gidiyorum. Yer yüzünde Ona ilk ibadet edilen Yeri (Kâbe yi) ziyaret
edip benim de kul olduğumu anlatmaya gidiyorum. İnsanlık aleminin Dünyada ilk yuva kurduğu yere gidiyorum.
Babamla (Adem) Anam (Havva)’ın, uzun hasret
ve gurbetten sonra buluştukları yere gidiyorum. Onların bağışlandıkları
yere bağışlanmak ümidiyle gidiyorum. Onların ayaklarının bastığı yerlere
ayak basmak için gidiyorum. Evimden çıkıyorum: Helalleşiyorum yakınlarımla, hakkı olabileceklerle, atıyorum
içimdeki tüm olumsuzlukları, sevgisizlikleri, kırgınlıkları ve alınganlıkları.
Sevdiklerimle vedalaşıyorum. Gidip de gelmemek, gelip de görmemek var.
Ve emanet ediyorum tüm sevdiklerimi en çok sevdiğime Yani Rabbime. Bavulum hazır. Kısa bir yolculuk için ne kadar da çok şey
almışım. Ama bunlar ihtiyaç. Ya sonsuz yolculuğumun
valizleri hazır mı?. İçinde neler var kontrol ettik mi?. Zaten onun için gitmiyor muyum ben Rabbim’ in misafirliğine?.
Ondan isteyeceğim bütün ihtiyaçlarımı. Eksiklerimin tamamlanması için
Ona yalvaracağım. Çükü Ondan başka benim ihtiyaçlarımı karşılayacak biri
yok ki. (“O, Sameddir”) O, hiç kimseye muhtaç
değildir. Ama herkesin ona ihtiyacı vardır. Ve ben biliyorum ki, en çok
muhtaç olan da benim. Şu Uçaklar, Ne kadar da hızlı gidiyorlar ve ne çabuk uzaklaştırıyorlar
insanı sevdiklerinden. Ama “Candan geçilmeden
canana ulaşılmaz” ki, beni kutlu misafirliğe alıp götürüyorlar. Kıbleme,
Ka’beme, Ve peygamberime götürüyorlar. Öyle ise ne kadar hızlı
giderlerse ben asıl sevdiklerime o kadar erken kavuşurum. Şu havaalanları, ne de garip yerler. Pasaportumda vize dedikleri
bir mühür eksik diye almıyorlar içeri, aşı olmamışsın, git diyorlar, sen
yabancısın, yabanisin, buraya uymazsın diyorlar. Aman Ya
Rabbi Senin Cennetine girecek manevi vizem var mı? Manevi aşılarım tamam
mı?. Yeterli harçlığım (İbadetim, hayrım, iyiliğim) var mı?. Endişelerimi giderecek yere geldim Elhamdülillah.
Vizelerimi buradan almak istiyorum. Ve onun için buradayım. MİKAT: Sınır: Buda ne, neyin sınırı, nereye geldim, ne istiyorlar. Halbuki
vizem var, işlemlerim tamam benim. Anladım! Allah’ın Haremine (mübarek ve muhterem saydığı yere)
geldim. Onun emin beldesine gireceğim. Onun güvencesine ve garantisinin
altına gireceğim. Öyleyse korkacak endişe edecek bir durum yok. Şimdi
bu zamana kadar beni tanımladığına ve koruyacağına inandığım şu sahte
kimliğimden, sahte elbiselerimden ve sahte benliğimden kurtulayım. Bu
güne kadar benim zannettiğim Milletimi, ırkımı, sınıfımı, zenginliğimi,
makam ve mevkiimi kısaca bana ben dedirten tüm geçici ve sahte unsurlarımı
atıp, gerçek kimliğimle, KULLUĞUMLA gireyim. İHRAM: Özel Üniforma ya da yokluk
simgesi: Askerin, Polisin, Amirin, Memurun özel kıyafeti (Üniforması)
olurda, en büyük görevi kulluğunu yaşamak olan hacının üniforması olmaz
mı?. Bembeyaz, temizliğin simgesi, netliğin simgesi, sadeliğin
simgesi. Bu üniforma tüm sahte benliklerden kurtulmuş saf Kulun kıyafeti.
Sahi, rahmetli babam da giymişti bunu, ama o, iki kez giymişti. Birisi
burada benim olduğum yerde, diğeri ise
bizim göz yaşlarımız arasında sevdiklerimizin omuzların da uğurladığımız
gün idi. Şimdi anladım. Demek ki babam, burada son giydiği kefenin
provasını yapmış yani ona hazırlık yapmış. Peki ben şimdi ölüyor muyum
da giyiyorum bu temsili kefeni. Evet ölüyorsun, öleceksin ve ölmelisin de. Bu ölüm cesedin
ölmesi değil içimizde ki canavarın ölmesi. Bu, sahte benliğin ölmesi.
Ve bu ölüm Aslında gerçek bir diriliştir. Bu beyaz ve temiz elbise anamızdan günahsız ve tertemiz doğduğumuz
gün bize sandığından çıkarıp giydirdiği tertemiz kıyafetlere de benziyor.
O zaman temiz idik, temiz elbise giydirdiler. Şimdi ise temiz elbise giydik
ve biiznillah temizleneceğiz. TELBİYE: Kapının zilini çalmak ve geldiğini haber
vermek: Haremin, yani sarayın bahçe kapısının önünde, kalbimin küt
küt attığını hissediyorum ve içimden sevinç çığlıkları ve hıçkırıkları
geliyor. Ve senin için diyorum. Seni sevdiğim için sana geldim diyorum.
Ve haykırıyorum bütün gücümle. “LEBBEYK ALLAHÜMME LEBBEYK. LEBBEYKE LÂ ŞERİKE LEKE LEBBEYK.
İNNEL HAMDE VENNİ’METE LEKE VEL MÜLK. LÂ ŞERİKE LEK.” “BUYUR ALLAHIM BUYUR.
BUYUR, SENİN ORTAĞIN YOKTUR. HAMD (BÜTÜN ÖVGÜLER VE YÜCELİKLER) SANA AİTTİR.
NİMET VE MÜLK SENİNDİR. LEBBEYK. Geldim ya Rabbi: Sen çağırdığın
için geldim. Geldim Ya Rabbi: Çünkü sana muhtacım Geldim Ya Rabbi: Buyur emrine âmadeyim Geldim Ya Rabbi: Tüm sahteliklerimden kurtulmak için Geldim Ya Rabbi: Senin kapından başka gidecek kapı bulamadığım
için Geldim Ya Rabbi: Buyur Allah’ım buyur. Buyur senin
eşin ve ortağın yoktur ki, ondan isteyeyim. Buyur Allah’ım: (Hamd) Bütün övgüler ve yücelikler sana ait, Mülk senindir.
Bende bu mülkün için de bir zerreyim.
Kulunum, kölenim. Buyur Allah’ım, bu mülkte, onu idare etmekte,
hüküm vermekte ve dilediğini yapmakta eşin ve ortağın yoktur. Bunu bildim
ve onun için geldim. Buyur Allah’ım: Tüm sahte varlıkları, sahte ilahları, Putları
ve Tağutları reddederek ve yalnız senin birliğine
inanarak geldim. Allah’ım buyur Ya Rabbim. HAREM BÖLGESİ: Allah’ın hürmet edilmesini emrettiği yer. Ve kendisini bizzat
korumaya aldığı maddi ve manevi sit alanı. Dokunulmaz
belde. Her şeyi ile saygı duyulacak mübarek bir mekan. Otlarını koparamazsın. Dallarını kıramazsın. Kuşunu avlayamazsın.
(Çünkü bir güvercinin değeri bir koyundur) burada. Ve oraya İhramla girdin,
sen de hürmete layık oldun. Saçını sakalını kesemezsin.Vücudundan bir
parçayı dahi koparamazsın. Ve dokunulmaz oldun. Sana kimse dokunamaz,
sende kimseye dokunamazsın. Babanın katili bile olsa dokunamazsın. Çünkü
burası emniyet ve güven mekanıdır. Dokunamazsın, çünkü orada sen yoksun, sen öldün sen kendini
yıkayıcıya teslim ettin, o seni ne tarafa çevirirse oraya döneceksin ve
asla itiraz edemezsin. Ve kefenini çoktan giydin seni alıp götürüyorlar,
tüm faniliklerin yok olacak ve işte o zaman sen, sen olacaksın. İnsanlar kendi ev ve ailelerine Harem derler. Çünkü Hürmete
layıktır. Bu hareme gelen misafirler de o hareme hürmet etmek zorundadırlar.
İstediği gibi hareket etmek olur mu?. Şimdi Allah’ın haremindesin. Aman
dikkat! ev sahibini üzecek davranışlardan uzak olmalısın. Başkalarının
yaptığı şeyleri gözetip onları eleştirmemelisin. Hem sana ne, sen teftiş
için gelmedin ki. Sen kendi Beratını almak için geldin, öyleyse kendine
ve işine bakacaksın. Bu Haremin sahibi
öyle zengin ve öyle merhametli ki, herkesi bağışlar ve herkesin ihtiyacını
karşılar. KABE: BEYTULLAH Allah’ın evi. Selam (kurtuluş) kapısındayım. Aman Allah’ım! Bu ne hal,
bir büyük sarayın bahçesinde oynaşan çocuklarla dolu sanki. Giden, gelen,
koşan, yürüyen, ruk’üler, secdeler. Dönenler,
duranlar, yatanlar, okuyanlar. Ve ağlayanlar bebeklerin canhıraş ama o
kadar da safiyane ağlayışları gibi. Allah’ım
bu ne müthiş bir manzara. Acaba ben de araya girebilir miyim, ben de isteyebilir
miyim, istediğimi alabilir miyim?. Kabe yi görüyorum tam karşım da. “Allah’ü
Ekber”. Siyah taş (Hacer’ül esved) ve başlama çizgisi, Sübhanellah
velhamdü lillah Güzüm
Kabe de kalbim çırpınan güvercin gibi, dualara dilim dönmüyor, boğazım
düğüm düğüm. Kabul et Ya Rab. Beni de
kabul et. Af et Ya Rab. Beni de affet. İbrahim makamında İbrahim, İsmail makamında İsmail olmak.
Rüknü yemânî de o kara taşlara el sürüp içimdeki
karanlıklardan kurtulmak için yalvarmak. (RABBENÂ ÂTİNÂ FİDDÜNYÂ HASENETEN VE FİL ÂHİRETİ HASENETEN VE KINÂ AZÂBENNÂR.
VE EDHİLNEL CENNETE ME’AL EBRÂR. YÂ AZİZÜ YÂ ĞAFFÂR. YA RABBEL ÂLEMÎN.) EY! RABBİMİZ. BİZE DÜNYADA GÜZELLİKLER VER. AHİRETTE DE GÜZELLİKLER
VER. VE BİZİ CEHENNEM AZABIDAN KORU. VE BİZİ İYİ KULLARINLA BERABER CENNETE
KOY. EY AZİZ OLAN EY BAĞIŞLAYAN RABBİMİZ. Yalvarmak istemek ve göz yaşı dökmek. Tüm mazlumlar adına.
Tüm müstaz’aflar adına. Tüm günahkarlar adına.
Tüm müminler adına. Tüm insanlığın saadeti barışı ve kardeşliği için. Dönüyorum yedi kere ve her dönüşte ruhum bir kat yukarı çıkıyor
ve sanki, seyrediyorum yedi kat gökleri. Makamı İbrahim de arz ediyorum
kendimi Rabbime ve eğiliyorum huzurunda aşkla şevkle ve zevkle. O da bana
ikram ediyor Kevser havuzu misali Zemzeminden. İçiyorum ama kanamıyorum
Hamd ediyorum şükrediyorum. SAFA VE MERVE TEPESİ: Koş. Koş ki, Hacer ana
gibi imdadına yetişecek birini bul. Hatırla peygamberini (sav), Safa tepesini
karargah etmiş ve davet ediyor hakka, hidayete ve tevhide. Orada davet
edilen ben miyim acaba deyip sende koş. ARAFAT, CEBELÜR-RAHME: İnsanlık ailesinin bu dünyada ki, ilk temelinin atıldığı
yer. Anamızla babamızın göz yaşları ile hasretlerini giderdikleri yer.
Ve yalvarışlarının kabul edilip büyük affa mazhar
oldukları yer. Ve işte af isteyen Babanın evlatları bir arada ve öyle
bir durumda ki tüm arizi sıfatlardan arınmış
tertemiz, bembeyaz, arı, duru bir şekilde. Ve hep bir ağızdan LEBBEYK
(geldik) diyorlar. Dağlarda yankılanan sedalar Babamız Adem’in duasına,
Hz. Peygamberin Veda Hutbesine karışıyor ve
dergaha uğurlanıyor tüm Dualar. Mahşer bu olsa gerek, Ve Cennete girmek için sıra bekleyenlerin
duyduğu heyecan bu olmalı. Vakti kısaltıyoruz. Çekiyoruz ikindiyi öğle vaktine, beraber
kılıyoruz namazları ve acelemiz var duaların dergaha ulaşması ve affa
mazhar olmak için ve Cenneti yakalamak için. Ve VAKFE : Durmak beklemek ve ayağa kalkmak: Bu kalkış Mülkün sahibine saygıyı ifade eder. Ama ona teslim
olmayan, onun programına uymayan herkese ve her şeye karşı durmaktır.
MÜZDELİFE: Bir kısa mola Yalçın kayaların arasında bir vadide bir toplu cem oluş (toplanış)
daha. Ve ezan, Kur’an, Dua ve tüm lahûti seslerin
birbirine karıştığı yer. Ve silahlanmak: Önümüz de Mina
var orada şeytanlar var, yani düşmanlar var bizi bekliyorlar kurmuşlar
pusularını. Ve silahlarımız hazır. Önce kendi içimizdeki düşmanı yok etmeye.
Ve içimizdekilerle işbirliği yapıp bizi mahvetmeye çalışanlara karşı. MİNA: Kurban olunan ve kurban edilen yer Burada İbrahim olabilmek ve en sevdiğini kurban edebilmek.
Burada İsmail olabilmek ve kurban olabilmek. Yani sevdiğinin uğruna canını
verecek kadar sevmek. Burada Hacer olabilmek
ve tam bir teslimiyetle bağlanmak. Tüm fanilere ve onların bizleri kandırmalarına
karşı büyük, en büyük olana sığınmak. “ALLAHÜ EKBER-ALLAHÜ EKBER. LÂ İLÂHE İLLALLAHÜ VELLÂHÜ
EKBER. ALLÂHÜ EKBER VE LİLLÂHİL HAMD”. ALLAH EN BÜYÜKTÜR- ALLAH EN BÜYÜKTÜR. ONDAN BAŞKA İLAH YOTUR,
ALLAH EN BÜYÜKTÜR. ALLAH EN BÜYÜKTÜR VE HAMD (ÖVGÜLER YÜCELİKLER)
ONUN İÇİNDİR. Ve düşmanın sembolüne bir kez daha “BİSMİLLAHİ ALLAHÜ
EKBER RAĞMEN LİŞŞEYTANİ VE HIZBİHİ”. (ALLAHIN ADIYLA. ALLAH EN BÜYÜKTÜR. ŞEYTANI VE ONUN ORDU
VE TARAFTARLARINI YOK ETMEK İÇİN) Tam bir askerin komutanının emrine uyduğu gibi. Ve kurşunlarımızı
fırlatırken insanlığın tüm dünyada kötülüklerden kurtulması ve iyiliklerin
hakim olması niyeti ile. BİSMİLLAHİ ALLAHÜ EKBER. Ve Allah’ım Babamız İbrahim’den istediğin gibi bizden de
isteseydin her şeyimizi kurban ederdik. Ama sen bizim küçüklerimizi büyük
kabul edensin. Kurbanlarımızı kabul eyle.YA RAB. Ve bayram günü, Bayrama giderken temizleniyorum, Tıraş oluyorum
ve arınıyorum günahlarımdan, öyle inanıyorum şüphesiz bir şekilde. Üç günlük bir hasretten sonra yeniden Kabe’deyim. Ve Allah’ımın
ben de bir hakkı olan farz tavafımı yapıyorum ve yine içiyorum Zemzemden
kana kana ve Hacı oluyorum. ALLAHIM SANA SONSUZ ŞÜKÜRLER OLSUN. BEN SENİ SEVİYORUM. SENDEN
RAZIYIM ALLAHIM. YA RAB. SEN DE BENİ
SEV VE BENDEN RAZI OL.
Necati SEZGİN |
||||
|
kubacami
webteam
|
||||