|
DİPLOMALARIN
ALTINDA HÜZÜNLÜ BİR MÜHÜR VARDIR
Okul yılları hayatımızın en güzel anılarının saklı olduğu bir hatıra müzesidir. Ne zaman bir eski okul arkadaşımıza rastlasak o günlerin anılarında bir yolculuk yapmak bize bir borç olur. Bu yolculuktan büyük zevk alırız. Ne zaman albümlerimizi karıştıracak olsak albümün bir köşesine sıkışmış okul yıllarının küçük adamı çıkar karşımıza. Bir yığın insan geçer gözümüzün önünden. Bir yığın izleri silinmiş adamlar dizilir film şeridi gibi karşımıza. Ve bir yığın hayal mayal yüzler düşer aynaların aksine. Okul yıllarının en hüzünlü fotoğrafının çekildiği gün ise okulun son günleri ve mezuniyet geceleridir. Demir almak vakti gelince limandan meçhule bin gemi kalkar bu limandan, belki böyle değildi bu mısralar belki ölüm üzerine söylenmişti Yahya Kemal tarafından. Ölüm nasıl ki yeni sevgililerden eski sevgililere kavuşmak için bir ayrılık gemisi ise Mezuniyet geceleri de bunun tersine eski dostlardan yeni dostlara kavuşmak için çıkılan bir ayrılık seyahatinin başlangıcıdır.Yıllarını, zamanlarını kara tahtalarını, yazılı, sözlü kaderlerini, kopyalarını, kantinde çaylarını paylaşan umut kokulu gençlerinde bir ayrılık saati vardır. Bir veda vakti öyle hep beklenen hiç istenmeyen. Okul yıllığına bir yazı yazmıştı Adem adında bir arkadaşım ”keşke hep öğrenci kalsam” diye. Tozlu tebeşirlerin kahrı biterken, sınavların heyecanı terk ederken bizi, bir ayrılık türküsünün derin melodisi çalar içimizde derinden derine. Artık mezuniyet gecelerinin tadı kaçtı, diskolara barlara kaydı o anlamlı gece. O son kare fotoğrafın içine sığdıracağımız duygular kirlenmeye başladı. Belki hayatında sigaraya başlamayan gençler ilk kez orada yakıyor hava olsunlara yada bir özentiye kurban gidiyor. Belki hayatın kapısından içeri atılırken ilk içkisini ora alıyor erkek adam desinler diye. Ve o arada tılsımı kaçıyor yürekte taşınan aşkların. Oysa yarına taşınacak hatıra defterinde bunlar olmamalı idi, albüme konulacak mezuniyet gecesi fotoğrafı bu olmamalı idi. Belki de bunların girmemesi gerekirdi bir mezuniyet fotoğrafının karesine. Efkarlı türkülerden arta kalan umut yeşili bir nakarat düşmeli idi dilimize. Güneşten sonra gölgenin iz düşümünü gömmeliydik akşam denizlerine. Okul yıllarının saf aşklarından bir demet sunmalıydım size. Hani büyümüşte adam olmuş edası ile nasihat vari dalmamalıydım konuya. Bunların sebebi hani gönlümce belki de bir mezuniyet fotoğrafımın olmaması idi. Bir mezuniyet gecemiz olacaktı oda yirmi sekiz şubat demokrasisine kurban gitti. Hani ayrılırken kötü şeyler söylenmezdi. Hani ağlanmazdı arkadaşların arkasından. Hani sözler vermiştik bir filimdeki gibi her yıl bir yerde buluşacaktık. Masal sona yaklaştı, yazar heyecanı, tılsımı daha fazla saklayamıyor ele veriyor kendini. Ayrılık vefasız sıralara kare kalemle kazınıyor. Kara tahtaların en derin yerlerine bizden sonrakilerin sileceğini bile bile bir şeyler yazma gayretimiz son demlerini yaşıyor. Hani bizden öncekilerin yazdıklarını silmiştik ya biz. Bizi de öyle silecekler bu kara tahtadan, kuru sıradan ve onları da... Dünyada böyle değil mi idi sanki her gelen yeniler eski dostların mezar taşlarını elleri ile yazmadılar mı? En dokunaklı anı mezuniyet gecelerinin akşamlarıdır aslında. Farkına varmadığımız içimizde yaşayıp da söyleyemediğimiz. Bir sevinçle gideriz o günün akşamında ailemizin yanına. Gururluyuz; sevinir annemiz babamız emeklerinin boşa gitmediğini görünce. Gecenin örtüsü altına girince bir hüzün mavisi kaplar gözlerimizi. Birer birer gözümüzün önünden geçer arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz, okulumuz. Sevip de bir kere söyleyemediğimiz kızın hayali penceremize kadar gelmiş gibi salınan perdenin arkasında durur işte öyle. Artık yarın okul yoktur, sıra arkadaşımız gelmeyecektir, zil çalmayacaktır içeri girin diye. Öğretmen bir daha bakmayacaktır gözlerine, bir daha yazılıya çalışmayacaktır. Ve bir daha göremeyecektir o kızı. Bir daha eline tebeşir alıp istediği gibi çizemeyecektir tahtayı. Bir daha arkadaşının cebine habersizce kopya kağıtlarını yırtıp koyamayacaktır Ve masal bitmiş, yeni bir gün doğmuştur her kese farklı farklı. Okul yıllarından geriye de zamanla hafızamızdan silinen anılar kalmıştır. Birkaç unutulmayan çocuksu yüz. Bir albümün köşesine sığınmış birkaç fotoğraf. Ve birde uğruna yılların verildiği diploma. Diplomaların altını her ne kadar okul müdürleri, rektörler, dekanlar imzalasa da. Aslında her diplomanın altında mezuniyet gecelerinin uyku tutmayan anlarında göz yaşı ile imzalanmış bir “damla mührü” vardır. |
||
|
kubacami
webteam
|
||