DEPREM

Her günkü gibi erkenden kalkıp namazını kıldı! Karısının hazırlamış olduğu sefertasını aldı! Evden çıkmadan bir daha çocuklarının odasına girdi! Yer yatağında yatan çocukların her biri bir tarafa saçılmıştı! Hepsini tek tek öpüp kokladı. Tam kapıdan çıkarken 5 yaşında olan en büyük kızına gözleri takıldı baktı, baktı, döndü tekrar öpüp bağrına bastı! İçi bir tuhaf olmuştu...

Evden çıkarken hanımına:

- Hanım görüyor musun Rabbimin işini! Çocuklarımız yaşamıyor diye sızlanıyorduk bak Elhamdülillah bir odayı doldurdular!

- Öyle bey! Allah'ımıza hamd olsun.
- Ben gidiyorum hanım! Selamun Aleykum!
- Güle güle bey! Ve aleykümselam!

Beyi gittikten sonra kapıyı kapatıp içeri girdi! Yataklarından çıkan çocukları yataklarına yerleştirdi. Namazını kıldı! El işini aldı sırtını duvara yaslayıp oturdu!..

Kulakları büyük bir gürültüyle inledi ya Allah deyip yerinden kalmak istedi yalpalayıp düştü! Yer zangır-zangır sarsılıyordu! Hareketsiz kalmıştı! Bir ara çocukların sesini duyar gibi olmuştu!

- Yavrularım! Diye inledi!...

Rauf bey evden ayrılıp otobüse bindi! Yol kavşağında inip patika yoldan fabrikaya giden yola saptı. Ağır adımlarla fabrikaya yaklaştı. Fabrikanın bekçisi onu kapıda karşıladı! Şaşırmıştı! Bekçinin:

- Rauf senin burada ne işin var?

Demesiyle daha da şaşırmış hatta ürkmüştü! Çünkü bekçi bunu söylerken dehşetten gözleri dışarı fırlamıştı!

- Niye ne oldu Selim?
- Şehir Rauf, Şehir yerle bir!
- Ne oldu kardeşim! Sakin ol!
- Deprem, deprem oldu! Şehir yerle bir oldu! Koş durma, git!
- Fesuphanallah! Dedi.

Ve hızlı adımlara evine yöneldi!...

Halime kadın daha kendini toparlamadan şoktan kurtulan komşular imdada yetişmişti! İlk olarak enkaz altında kalmış bir yaşındaki oğlunu çıkarmışlardı enkazdan ve herkes sevinç içinde:

- Maşallah! Maşallah! Hiç bir şeyi yok! Diye bağrışıyordu.

Onu büyük bir itina ile getirip Halime kadının yanına koydular! Ardından iki yaşındaki kızı yine aynı sevinç çığlıkları arasında enkazdan çıkarıldı! Onu da anneye teslim ettiler.

Sıra beş yaşındaki en büyük kızına gelmişti! Büyük bir uğraştan sonra onu da çıkardılar enkazdan. Olanları uzaktan seyreden anne yine sevinç çığlıklarını bekledi ama beklediği sevin çığlıkları atılmadı, yüzlerde büyük bir hüzün:

- Bu da iyi. Diye zoraki söylendiler!

Anne yerinden kalktı kızına doğru yürüdü! Pelte gibi yığılmış biricik vücuduna sarıldı! Herhangi bir hareket yoktu! Zorlukla açılan dudaklardan!

- Anne su! Diye bir ses duyuldu!

Ana yüreğinden vurulmuştu.

- Su! Su! Yavrum su istiyor!

Hem söyleniyor hemde su arıyordu o esnada çağrılan ambulans gelmiş, bebek ambulansa konmuş ve büyük bir hızla oradan uzaklaşmıştı!

Anne giden ambulansın ardından sicim gibi yaşlar döküyordu!...

Rauf soluk soluğa eve geldi! Ev yıkılmıştı! Etrafına bakındı inşallah kimseye bir şey olmamıştır derken hanımını gördü! Ona doğru yürüdü. Islak gözleri görünce içinde bir sızı hissetti!

- Çocuklar nasıl?
- İyiler! Yalnız Meryem'i götürdüler!
- Nereye?
- Enkazdan yaralı çıkarılmıştı! Hastaneye götürdüler!

Ve yaşlar tekrar hücuma geçmişti! Sarsıla sarsıla ağlıyordu!

- Ağlama hanım Allah verdi isterse alır! Her şeye hazırlıklı olmalıyız.

Diyerek ona sabır aşılamaya çalışıyor fakat yüreği ateş gibi yanıyordu! Onu serinletecek gözyaşlarına ihtiyacı vardı ama ağlayamıyordu!..

Ailesini alıp köye gitti! Onları orada bırakıp tekrar şehire döndü! Hastane- hastane, dolaşıyor kızını arıyordu!

Aradan iki hafta geçmiş Meryemden herhangi bir haber alınamamıştı!

Bir gün yıkılan evinde çaresizlik içinde kıvranırken kuzeni Kamil yanına geldi:

- Selamun Aleykum!
- Ve aleykum selam!
- Nasılsın Rauf bey?
- Elhamdülillah! Derken sanki yanardağdan lav fışkırıyordu!
- Rauf!
- Efendim!

Kamil bir şey demeden eline bir zarf tutuşturdu!

Rauf zarfı eline aldı, Kamile baktı Kamil bakışlarını inadına ondan kaçırıyordu!

Kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı! Elleri titriyordu! Kendisine ne olmuştu böyle birden! Tekrar Kamile baktı Kamil ona bakmamakta ısrarlıydı! Derin bir nefes aldı. İtina ile zarfı açtı! Nefesleri sıklaşmış ama hayır bir türlü ağlayamıyordu! Hem de sevgili biricik yavrusu Meryemin ölmüş resimleri elinde olduğu halde! Öyle baka kaldı resimlere!..

Uzun bir aradan sonra Kamile döndü!

- Nerede buldun bu fotoğrafları!
- Devlet Hastanesinin ilan duvarında!
- Cenaze nerede?
- Buradan 4 saat uzaktaki ilimizin hastanesinde! Oraya götürdükten 24 saat sonra tüm çabalamalara rağmen kurtarılamamış!

Hemen yerinden kalktı kardeşini buldu. Bir araba kiralayıp cenazeyi alıp köyüne getirdi!

Arabayı köy camisinin yanında durdurdu. Koşa koşa eve geldi. Hanımının yanına sokulup:

- Sakın ağlama sana Meryemi getirdim!
- Ne Meryem mi! Yavrum benim! Nerede?
- Sus! Ağlama! Meryem Camide! Tabutta! Elhamdülillah cenazesini bulduk ya!..

Bütün köy halkı toplanmış, herkes cenazeye iştirak etmişti! Küçük Meryem ölümünden iki hafta sonra defin edildi!..

Rauf işe başlamış köyden şehirdeki fabrikaya gidip geliyordu! Tabiki yolları olmayan köyüne motorlu araçlar gitmediğinden yaya gidip geliyordu.

Meryemi unutamıyor kor olan yürek ateşini dindirecek gözyaşları bir türlü boşalmıyordu!
Bir gün arkadaşlarıyla işten köye dönerken artık yanmakta olduğunu ve daha fazla dayanamayacağını anladı arkadaşlarından uzaklaşıp doya doya ağlamak isteği sarmıştı benliğini! Arkadaşlarından izin istedi:

- Bir an önce köye varmak istiyorum çok önemli bir işim var. Deyip hızlı adımlarla onlardan uzaklaştı!

Arkadaşları şaşırmışlardı! Hepsinden yaşlı olan Naci durumu kavramıştı! Ardından koştu.

- Rauf! Rauf!

Sesin sahibini tanımıştı! Durdu!

- Rauf!
- Efendim!
- Dinle beni Rauf! Allaha şükür evine gittiğinde avunacağın iki yavrun var! Ya ben! Ya ben Rauf! Beni aklına getir! 18 yaşında ölen yavrumdan sonra kimsem kalmadı!

Ardık dayanamadı Naci'nin omuzlarına yaslandı. Gök gürlüyor yağmur yağıyordu! O artık ağlıyor! Ağlıyordu!..

 
ana sayfa
kubacami webteam