| EZANLAR | |
| "İhtilaf
ı metâli' sebebiyle küre üzerinde ezansız zaman yoktur" Zaman geçmez ki yüz binlerce
kalbin vecd-i sekrânı, Bu lâhûtî sadâ çıktıkça cûşa-cûş olup yerden, Seher vaktinde mevcûdât, nûşîn hâb içindeyken, Maîşet
kayd-ı can fersâsının mahkûmu, bîzân, Güneş mağrib-güzîn
olmuş semâ esmer, ufuk gülgûn; İnip vaktâ ki leylin dest-i
istîlâsı gabrâya,
|
Senin, dem geçmiyor,
yâdınla leb-rîz olmadan eb'âd! Ne müdhiş saltanat yâ Rab, nasıl âsûde istibdâd! O istibdâda hürmettir ezanlar, subhalar, evrâd... Hayır, sen rûh-i rahmetsin, bu sesler senden ister dâd, Verir miydin, eğer dâd etmesen, feryâda isti'dâd? *** Gunûde rûh-i tabîat samîm-i zulmette... Sitâreler bile bâlâ-yı sermediyyette, Yavaş yavaş uyumak istiyor yumup gözünü; Seher semâlann altında, açmıyor yüzünü. Firâş-ı leylde dinmiş bütün enîn-i hayat, Ridâ-bedûş-i sükûnet önümde hep safahat. Görüp muhîtimi dalgın hamûş bir vecde, O hâli ben de temâşâya daldım âsûde. Nigâhı mest ediyorken bu levha-i mahmûr, Ufukta yükselerek bir sadâ yı dûrâ-dûr, Yayıldı rûy-i zemînin o anda her yerine, Sokuldu leyl-i ketûmun bütün serâirine. Cihân-ı nâimi kaldırdı, bî-karâr etti, Zalâm içinde ne âlemler âşikâr etti! O yükselen sesi tekrîre başlayıp eb'âd, Duyuldu sîne-i şebden medîd bir feıyâd. Semâya çıktı o feryâd, âh-ı ümmet olup! Semâdan indi o feıyâd, rûh-i rahmet olup! Uzaktan andırıyorken, demin, heyûlâyı; Semâ'hâne-i leylin birer küçük nâyı Gibiydi şimdi hayâlimde her menâr-ı mehîb... O taş yürekte bu sûzişli nağmeler ne garîb! O nây pârelerin sonra hepsi hem-dem olup, Uyandı rûh-i sükûnette bir azîm âşûb. Coşunca âlem-i câmidde sayha-i tehlîl, Minâreler bana gelmişti sûr-i İsrafil: Muhîte çekmiş iken dest-i şeb, ridâ-yı memât; Uyandı karşıki evlerde lem'a lem'a hayât. Uyandı sonra avâlim, uyandı rûh-i sabâh; Uyandı hâb-ı ademden birer birer eşbâh; Uyandı bende de birşeb-çerağ-ı zulmet-sûz, Ki tâ ebed olacak feyz-i Hak'la sîne-firûz. Tasavvur eylemem artık zevâl o meş'a1 için... Meğer ki nûr-i İlâhi ufûl edip gitsin
|