1/3








 

PEYGAMBER EFENDİMİZİN İNSANLIĞA GETİRDİĞİ YENİLİKLER 

 

İslâmiyetten önce yahudiler, hıristiyanlar ve araplar tereddi içinde manevî meziyetlerini kaybetmiş ve gerçek medeniyetin yolundan sapmıştı. Herşeyleri maddeye dönmüştü.

Avrupa'nın güney doğusunda hâkim bir durumda bulunan Roma İmparatorluğu dejenere olmuş ve bunun bir neticesi olarak da ahlâk, haliyle, çökmüştü. Doğunun eski bir ilim ve irfan merkezi olan Hindistan'da korkunç ve dehşet saçan bir ahlâk çözülmesi başlamıştı. Cin de, aynı paralelde, ahlâkın karanlık yönlerine sürüklenmiştir. Artık dünyanın hangi tarafına bakılırsa bakılsın, genellikle istenilen ahlâki meziyetler ve faziletler değerini zâyi etmiş ve yerini birtakım mezmûm ve çirkin tavır ve hareketlere bırakmıştı.

Öncelikle ve özellikle Araplar dalâlet çukuruna batmışlar, ahlaki yönden tutunacak halleri kalmamıştı. Elleri ile yapmış oldukları putlara tapmaktan başka bir maharetleri olmadığı gibi, güya şereflerini lekeleyecekler diye, kız çocuklarını daha küçükten diri diri toprağa gömmüşlerdi, Her çirkin şeyi ve her fenalığı bir mübah olarak telakki etmişlerdi. Kadınların hakları ellerinden alınmış ve onları miras hakkından mahrum etmişlerdi.. Bununla da kalmıyarak Hazret-i İsmâil (A.S.)'ın peygamberliğinden sonra, Allah'ın varlığı bir olduğu inancı unutulmuş, kendi elleri ile yapmış oldukları bir sürü putlara tapar olmuşlardı, Artık tevhid inancı yerine bâtıl inançlar hakim olmuş, dalalet ve zulmet her tarafı kaplamıştı. Nisan ayı içinde Kameri Rebiu'l evvel ayının onikinci bir Pazartesi günü sabaha karşı dünyaya gelen sevgili peygamberimiz Hazreti Muhammed (s.a..s.) kırk yaşlarında risalete nâil olmuşlardı.

Peygamberlik müessesesinin son halkasını teşkil eden son peygamber Hazret-i Muhammed (s.a.s.)'in, öncelikle ve özellikle insanlara tebliğ etmiş olduğu dinin temeli Kelime-i Tevhidi yani Allah'dan başka ilâh yoktur. Hazret-i Muhammed Allah'ın elçisidir.", demektir.

 

İşte böyle İslâmiyet, her şeyden önce insanlara insanlık değerini kazandırmış, tanrılar düşüncesini yıkmış, bizi yaratan Allah birdir, İnancını yaymaktır. Sözün özü İslâm'ın birinci temeli Tevhid'dir. Tevhid müslümanlara ancak Allah'dan korkulabileceğini öğretmiştir. Artık beşeriyet dalalet çukurundan kurtulmuştur. Hakikat yerini almıştır. İlim cehle galebe çalmıştır.

 

Süleyman Çelebi, Mevlidinin münacaat bahrinde,

 

Birdir ol birliğine şek yok durur

Gerçi yanlış söyleyenler çok durur

Cümle âlem yok iken ol var idi,

Yâradılmıştan gani Cabbar idi,

 

dedikten sonra son mısrasında :

 

Bâri ne hacet kılavuz sözü çok

Birdir ol kim andan artık Tanrı yok.

 

demiş Allah'ın varlığını, birliğini, şeriki ve naziri olmadığını ne güzel dile getirmiştir.

İnsanın birinci vazifesi kendisini yaratan ve yoktan var eden, varlığını gösteren Allah'a iman etmektir. Mehmed Akif'in de Safahat'ında :

 

İmandır o cevher ki ilâhi ne büyüktür,

İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.

 

şeklinde geçen mısralar bunu ifade ediyor.

Nübüvvetten önce Resul-u zişân efendimiz murakabeye daldıkları bir sırada kendisine dört büyük melekten biri olan Cebrâil Aleyhisselâm görünmüş ve Hazret-i Muhammed'e :

"- Oku!" demiş, Hazret-i Muhammed de :

"- Okuma bilmem" demişti. Bu tarz üç defa tekrarlanmış ve üçüncü defasında Cibril-i Emin, Hazret-i Muhammed'i kucaklamış ve sıkmıştı. Bir kere daha "Oku'' demişse de Hazret-i Muhammed (s.a) :

"- Okumağa muktedir değilim" deyince Cibril-i Emin;

"Her şeyi yaratan Rabbının adı ile oku! O insanı pıhtılaşmış kandan yarattı. O keremine nihayet olmayan Rabbının adı ile oku: Kalemle (yazmayı öğreten) insana bilmediğini bildiren keremine erişilmez mertebede olan "yüce Allah'ın adı ile oku!" âyetlerini vahyetmişti. Diğer bir âyet-i celilede de "Hiç bilenlerle bilmeyenler müsavi olur mu?" buyurulmuştur. İslâm dininin ilme, fenne nekadar önem verdiği aşikârdır.

Resul-i zişan Efendimiz de; "İlim talebinde bulunmak hem erkek ve hem kadın müslüman üzerine farzdır", buyurmuşlardır.

İşte böylece Resul-i zişan efendimiz okuma ve yazmayı teşvik etmiştir. Bugün bütün İslâm âleminde ve dünyada ilk okuma ve yazma mecburi olmuştur. Bütün dünya milletleri okuma-yazmayı bir düstur haline sokmuştur. Hattâ Hz. Ali, "Bana bir harf öğretenin kölesi olurum" demek suretiyle İslâm nazarında ilim ve irfanın değerini en güzel bir şekilde belirtmiştir.

 

Okuma-yazma hususunda Resul-i zişan efendimizin pek çok mübarek sözleri vardır. Bu mübarek sözleri meyanında "İlim öğreniniz, zirâ Allah uğrunda ilmi öğrenmek bir hasenedir", "İlimden söz açmak Huda'nın namını tesbihtir. İlim araştırmak cihad, ilmi tahsil etmek ibadettir. İlmi talim etmek sadakadır." buyurmuşlardır.

Resul-i Zişan efendimizin insanlığa getirdiği okuma-yazma, meselesi İslâm'ın bilgiye vermiş olduğu önemin üstün bir derecesidir, düşüncelerin gelmesi nesilden nesile aktarılması, kuşkusuz, yazı ile olacaktır. Bunun  için sevgili peygamberimizin hayatında ilim ve irfan müesseselerinin temelleri atılmış, sonradan da Bağdad'da, Türkistan'da, Kahire'de, Kurtuba'da zamanımızda görüldüğü gibi medreseler açılmış, ilm-ü irfana gerekli önem verilmiştir. Hattâ sevgili peygamberimiz "Yaratanın eserlerini bir saat düşünmek yetmiş sene (nâfile) ibâdetten hayırlıdır," buyurmuşlardır.

   
   
index sayfası
2. sayfa