| Ey
beni sanatlı ve mucizevî organlarla donatan Rabbim! Hayatta kalabilmem
için hediye ettiğin organlarım yaklaşık iki senedir sırayla kendilerini
tanıttılar. Daha iyi kulluk yapabilmem için her saniye, hiç durmadan
vazifelerini ihmal etmeyen organlarımın, çok da farkında değildim.
Sanki yolda bulmuş da almışım, pazarda çok ucuza satıyorlarmış gibi
hiç düşünmeden yıllardır kullanmışım. Meğer dünyanın en kıymetli hazinelerine
sahipmişim. Şimdi hastahanelerin önünden geçerken; veya bir hastahane
koridorunda gezerken, içerde nakil için böbrek veya karaciğer bekleyenler,
kalbinin kapakçığının değiştirilmesi için sıraya girenler, eksik organın
işini telafi etmek için cihazlara bağlananlar, sigara içtiği için
akciğerinin yarısı alınanlar.. gözümün önüne geliyor. Önce onlara
şifa vermen için ellerimi açıp dua ediyorum; hikmet, imtihan, kaza,
kader ve ecele bahane olma gibi hususları hatırımdan çıkarmadan...
Sonra da, verdiğin ve senelerdir kusursuz çalışan organlarım için
nasıl şükredeceğimi bilemiyorum. |
 |
Ey beni,
organlarıma binlerce hikmet yükleyerek kusursuz yaratan Rabbim! Organlarımı
(aslında organlarım derken de hata yaptığımın farkındayım, çünkü hiçbiri
benim değil; hepsi Senin mülkünden) kendi dillerinden dinlerken şunun
farkına vardım: Hayatı bütün kâinatın merkezine yerleşecek şekilde yaratmışsın.
Bütün kâinat, birbirinin içinde, büyükten küçüğe ardarda gelen daireler
şeklindedir; hayat ise, bütün bu dairelerin tam merkezinde... Herşey hayata
hizmet ediyor; hayatın devamı ve sürdürülmesi için her dairedeki yaratılmışlar
vazifelerini yapıyorlar. En dışta atomaltı partikülleri ve daha bilemediğimiz
esir ve yokluk âlemlerin var. Atomlar ve moleküller âlemlerinin teşkil
ettiği elementlerden sonra, içte makromoleküller ve daha da içte organik
âlemler, nebatat ve hayvanat yer alıyor. Bütün bu daireler hayata hizmet
etmek için, kendinden daha içteki dairenin hazırlanmasına yardımcı oluyor.
Böylece proteinler, aminoasitler, karbonhidratlar ve yağlar gibi dev moleküller
hücre organellerini, bunlar da hücreler dairesini teşkil ediyor. Daha
sonra doku adını verdiğimiz hücreler topluluğu, ve nihayet merkeze yaklaştıkça,
organlar ve sistemlerle, hayat dediğimiz mucize yaratılıyor. Ayrıca şunu
da farkettim ki, dış dairelerden içeriye doğru gidildikçe, mükemmellik
ve sanatlı yaratılış artıyor. Ancak bu dairelerin hiçbiri diğerinden kıymetsiz
ve önemsiz değil; çünkü herbirini diğerlerine dayandırmış, birbirinin
hizmetine vermişsin. Dolayısıyla çok basit gibi görünen, ama henüz sırrını
çözemediğimiz atomlarla, organların birbirine üstünlüğü yok. Zira birbirine
bakıyorlar; en dış dairedeki atomlarda bir bozukluk olsa, zincirleme olarak
bu iç dairelere ve bütün hayata yansıyor. Hayatı merkeze koyup bütün kâinatı
hayata hizmetkâr kılarak, isimlerinin tecelli etmesine zemin hazırlamışsın.
Eğer hayat olmasaydı Rezzak ismini bilemezdik, çünkü ancak hayat sahibi
olanlar rızka muhtaç!.. Hayat olmasaydı Cemil ismini de bilemezdik, çünkü
ancak hayat sahibi olanlar güzel!... Hayat olmasaydı Şâfî ismini de bilemezdik,
zira ancak hayat sahibi olanlar hasta oluyor ve şifa buluyor! Ve hâkeza...
Bütün güzel isimlerin, hayatla kendilerini bizlere gösteriyorlar. Demek
ki bütün canlı varlıkları Hayy ismine (hayat veren) mazhar kılmışsın,
ve bunların hepsinin üzerine de biz insanı koymuşsun. Kendimi birden bütün
yaratılmışların üzerinde halife olarak görünce çok şaşırdım. Ey Rabbim!
Bütün yaratılmışların üzerine bizi yerleştirmen karşısında Sana nasıl
şükredeceğimi bilemiyorum? Daha doğrusu mazhar olduğum bu nimetler ve
güzellikler karşısında yaptığım şükrün ve kulluğun asla yeterli olmadığını
biliyorum. Belki her bir organım, kendi fıtrî halleri ve yaratılışlarında
meknî hususiyetlerini sergilemekle şükürlerini ifâ ediyorlardır. Ama beni
diğer yarattıklarından farklı olarak; akıl, şuur, irade ve birçok kalbî
lâtifeyle de donattığın için, farklı bir tarzda, iradî olarak şuurlu bir
kulluk yapmam gerekiyor. Bu hususta hayretimi ve tefekkürümü artır! Başımı
secdeden kaldıramayacak marifet ufkuna eriştir. Hiç haddim ve liyâkatim
olmadan verdiğin cüzî bir ilimle konuşturduğun organlarımı, hep hayırda
ve güzel işlerde istihdâm edebilmem için bana güç ve kuvvet ver!
Ey Rabbim! Organlarım kendilerini anlatırken birşeyin daha farkına vardım:
Hayatı kâinatın merkezine yerleştirdiğin gibi, hayatın merkezine de rızkı
koymuşsun. Herşey rızk için ve rızk üzerine cereyan ediyor. Organlarımın
yaratılış sırası bile buna göre. Embriyo henüz bir hücre kümesi halinde
gelişirken, önce mide ve bağırsağın gelişmeye başlaması çok enteresan.
Henüz birçok organ teşekkül etmemişken önce sindirim borusunun teşekkül
ettirilmesi ve beslenmeye başlanmam çok mânîdâr. Ayrıca fizyoloji kitaplarında
da önce sindirim fizyolojisinin, daha sonra ise solunum, dolaşım ve boşaltım
fizyolojilerinin anlatılması, hayatın önceliğini ortaya koyuyor. Anladığım
kadarıyla canlılar arasındaki bütün faaliyetler rızk etrafında dönüyor.
En küçük hücreli canlılardan balinalara kadar her canlının rızkını ölçülü
bir şekilde veriyorsun. Herkes rızkı için koşuşturuyor. Eğer rızk telaşı
olmasaydı, herhalde hiçbir canlılık faaliyetine gerek kalmazdı. Hatta
medeniyetler kurulmaz ve ilmî gelişmeler olmazdı. İnsanlar birer meslek
sahibi olmak için çalışıp duruyorlar. Bu aslında meslekten çok rızk içindir;
çünkü meslek rızka ulaştıran bir vasıta gibi görünüyor. Eğer acıkmasaydık,
her halde icad ve keşiflere girişmeye, ilim tahsil etmeye ihtiyacımız
olmayacaktı. Bütün canlıları rızkın peşinde koşturmanın hikmeti ise, rızkın
içine koyduğun ve mahiyeti meçhul, fakat tesiriyle kendini gösteren enerji
adını verdiğimiz şeydir. Zira bütün hayatî faaliyetler ve metabolizma
olayları, ancak bir enerji girdisiyle kuvveden fiile geçebiliyor. Enerjiyi
de, gıda maddeleri olarak rızkımızın içine yerleştirmişsin. Eğer gıda
maddelerinde depolanan enerji olmasaydı hiçbir sistem çalışmazdı. Onun
için önce rızkımızı kazanıyor ve yemek yiyoruz (sindirim sistemi). Daha
sonra bu yediklerimizi oksijenle (solunum sistemi) yakıyor ve hücrelerimize
taşıyoruz (dolaşım sistemi). Yanma neticesinde ortaya çıkan artık maddeleri
de dışarı atıyoruz (boşaltım sistemi). Bütün bu sistemler, hayatta kalmamız
için gerekli olan enerjiyi kullanmak üzere bize verilmiş.
Fakat bu enerjinin heba olmaması, faydalı işlerde kullanılması için de;
hareket ve duyu organlarıyla, sinir sistemiyle donatılmışız; böylece bitkilerden
ayrılmışız. Bu yetmemiş, hayvanlardan da ayrılmamız için sinir sistemimize
(hayvanlarınkinden çok üstün) bir lisân kabiliyeti vermişsin; hiçbir hayvanda
olmayan şuur ve akıl gibi iki âlet ihsan etmişsin; meleklerle yarışabilmemiz
için kalbî ve ruhî melekeler, sırlarını anlayamadığımız lâtifeler ve bunların
teşkil ettiği bir vicdan kültürü lutfetmişsin. Ey Rabbim! Bütün bunların
ortaya çıkabilmesi için rızkı hayatın merkezine koymuşsun. Rızk olarak
da; çeşit çeşit meyveler, sebzeler, etler, içecekler musahhar kılmışsın
bizlere.
Bitkilere hareket ve sinir sistemi gibi organlar vermediğin için onların
rızkını ayaklarına gönderiyorsun. Güneş onları tepelerinden, toprak ve
su da köklerinden besliyor. Hayvanlar ise, hareket ve duyu organlarına
sahip olduğu için, nimetlerinin karşılığı olarak daha fazla koşturuyorlar.
Bazı hayvanlara da, bitkilerden aldıkları rızkın bir kısmını bizim için
et ve süt ürünlerine dönüştürme kabiliyeti vermişsin. Neticede hem bitkiler,
hem de hayvanlar insan için yaratılmışlar; onun rızkını karşılamak için
vazifelendirilmişler. Oluşturulan denge o kadar mükemmel ki, canlıların
çoğalma hızları, doğum ve ölümleri hep birbirine rızk olacak şekilde ayarlanmış.
Hiçbir canlıya, tek başına sınırsız çoğalıp yayılma imkânı vermemişsin.
Her canlıyı bir başka canlıyla irtibatlamış, temeli rızka dayanan müthiş
bir ekolojik denge kurmuşsun.
Ey Rabbim! Organlardan başladım, ekolojik dengeye geldim. Elimde değil;
yarattığın herşey birbirine bakıyor. Geçenlerde hocam; verilen bir baklavayı
yerken, tefekkür için (nimetin şükrünü edâ etmemiz adına) yavaş yavaş
çiğnememizi söylemişti. O sırada güneş tam karşımda, ağaçların arasından
süzülerek yükseliyor, başımı okşuyordu. Birden aklıma geldi; o anda aslında
bir mânâda ben güneşi, havayı ve toprağı yemekteydim. Sonra ağaçlar gözüme
takıldı; anladım ki çiğnediğim şey, güneşin bitki haline tahavvül etmiş
şekliydi. Güneş ışınlarının toprak ve su ile yoğurulup havadaki boğucu
bir gazla pişmesinden sonra meydana gelen şeker, önce una ve yağa çevriliyor,
sonra da insanın müdahelesiyle baklava halinde dilimizin tercihine sunuluyordu.
Dilimizin bir kapıcı olarak yüzlerce lezzetli yiyeceği birbirinden ayırması
da, verdiğin rızkın kıymetini takdir ve rahmet hazinenin büyüklüğünü düşünmeye
teşvik içindir. Rızkı şükürle kaim kılmışsın. Hayvanların rızka olan iştahları
ve iştiyaklarını da, bir çeşit fıtrî şükür yapmışsın. Bizden ise, muhakkak
ki, iradî ve şuurlu bir şükür istiyorsun.
Ey kudreti ve rahmeti sonsuz Sultanım! Şimdi farkına vardım ki, şükredebilmek,
aslında başlıbaşına büyük bir nimet! Sana muhatab kılındığımızın farkında
olmak, sonsuz hazinelerinden gelen ikramlarla beslendiğimizi düşünmek..
ve diğer insanlardan hiçbir üstünlüğümüz olmadığı halde, bu yolun erkânını
asrın idrâki ile bizlere gösteren beyin yapıcımızın yanında bulunmak ve
onun adesesi ile seni tesbih ve takdis edebilme gayreti içinde olma, nimetler
üstü bir nimet olduğu halde, lâyıkı vechiyle şükredemediğimiz için kusurumuzu
affet!
Ey Rabbimiz! Kalbimin her atımında, her nefes alışımda, her adım atışımda,
her su içişimde, her lokmayı alışımda, gözümü her kırpışımda, kulağıma
her sâdânın gelişinde, eklemlerimi her oynatışımda, derimden her ter damlasının
çıkışında, burnuma giren her kokuda, midemin her acıkmasında ve doymasında,
gırtlağımdan çıkan her kelimede, her fiilimde, ortaya çıkan neticenin
ancak iznin ve küllî iradenle yaratıldığını bana unutturma! Biliyorum
ki, sineğin kanadı ve ağacın yaprağı bile, iraden ve bilgin dışında kıpırdayamaz.
Hiç mümkün müdür ki, kâinata halife olarak yarattığın biz insanların saç
kıllarından biri dahi, ilmin ve iraden dışında oynasın? Ama çoğu zaman
bunları unutuyor ve gafil oluyoruz. Bir kısmımız, bazı nimetlerini geri
aldığında uyanıyor. Bir kısmımız ise maalesef hiç uyanmıyor! Bizi her
daim uyanık ve nimetlerin farkında olanlardan eyle!..
Allahım!.. Verdiğin sıhhatli organları rızan istikametinde kullanmayı
nasib et! Hayvanlar gibi sıhhatli olup da senden habersiz yaşamaktansa,
verdiğin emaneti al ve hiç olmazsa paha biçilmez kıymetteki organlarım
da benden davacı olmasınlar! Beynim, üzerindeki sanat ve hususiyetlerini
anlatırken birçok kabiliyetinden bahsetti; fakat ben onların çoğunu hakkıyla
kullanamadım. Faydasız ilimden Sana sığınırım. Beni faydalı ilimlerle
techiz et! Beynim vazifesini yerine getirsin; Seni anlatmak için yeni
usuller, yeni metodlar bulmaya çalışsın. Gözümü kötülüklere kapatabilmem
için irade ver; sadece hayırlı şeylere bakmaya, kâinat kitabını okumaya
şartlandır. Ayaklarımı sadece Sana koşmaya, dilimi Seni konuşmaya, kulaklarımı
Senden gelenleri duymaya, kalbimi Senin için vurmaya, nefesimi Senin için
tüketmeye, midemi helâl rızıklarla doyurmaya, nefsimi meşru zevklerle
itminan bulmaya alıştırmada, ve bunu âhlak hâline getirmede bana yardım
et. Allahım!.. Bizler zayıf ve âciziz. Mülk Senin; mülkünde istediğin
gibi tasarruf edersin. Nitekim bazılarını; verdiğin nimetleri keserek,
hediye ettiğin organları geri alarak imtihân ediyorsun. Onlara sabır ver;
bizleri de, katlanamayacağımız ve kaybedeceğimiz imtihanlara tabi tutma.
Muhatap olduğumuz nimetlerin değerini onları kaybetmeden anlamamızı ve
hakkıyla şükredebilmemizi nasib eyle!
|