|

Fransız
işgalinden bu yana zulme uğrayan Müslümanların ülkesi: TUNUS
Uzun yıllardır baskılara maruz kalan dindar Tunus halkı, bu
zulmün artık sona ermesini, kendilerini kurtaracak bir liderin
önderliğinde huzur içinde yaşayabilecekleri bir ortamın
sağlanabilmesini özlemle beklemektedirler.
Osmanlı sonrası çok büyük bir kaosun içine
itilen bölgelerden biri Kuzey Afrika'dır. Devlet-i Ali, Kuzey
Afrika'nın büyük bölümünü 16. yüzyılda egemenliğine almış ve bölgede
istikrarlı bir yönetim kurmuştu.
Tunus'un İslam ile tanışması, İslam ordularının
648 yılındaki fethi ile gerçekleşmişti. Kısa süre içinde Tunus bir
İslam vatanı haline geldi ve 7. yüzyıla gelindiğinde tüm Tunus halkı
Müslüman oldu. Daha sonra pek çok kez yönetim değişikliği yaşayan
Tunus'da gerçek huzur ve istikrar, 1574 yılındaki Osmanlı
yönetimiyle başladı. Tunus, Osmanlı Devleti'ne bağlı bir eyalet
haline getirildi ve bu statüsü 1881'e kadar sürdü. Ülke nüfusunun
büyük çoğunluğunu oluşturan Müslüman Arapların yanı sıra, Berberiler
ve Yahudiler gibi farklı etnik ve dini toplulukların huzur içinde ve
kardeşçe yaşadığı Tunus'taki bu barış dönemi, Fransa'nın 1881'deki
işgaline kadar sürdü. (Harun Yahya, İslam'ın Kışı ve Beklenen
Baharı)
Fransa'nın Kanlı Sömürge Tarihi
Fransa, Tunus'u valiler kanalıyla yönetti. Aynı
Cezayir'de olduğu gibi burada da çok büyük bir zulüm politikası
böylece başlamış oldu. Her türlü muhalefet hareketi ve bağımsızlık
yanlısı faaliyetler kanlı bir şekilde bastırıldı. Onları
destekleyenler çok şiddetli baskı gördüler, büyük bir bölümü
tutuklandı, işkencelere maruz kaldı.
Fransa, dinine bağlı, vatansever Tunus halkında
oluşan tepkiyi durdurmakta, ayaklanmaları bastırmakta zorlanıyordu.
Bağımsızlık mücadelesi amacıyla kurulan Düstur Partisi'ni kendi
tarafına çekti. Başına ise çok güvendiği bir "adamı"nı yerleştirdi:
Habib Burgiba.
İlk başlarda halkın desteğini almak için dindar
bir görüntü sergileyen Habib Burgiba, çocukluğundan itibaren Fransız
eğitimi görmüştü. Ancak gençlik döneminde özellikle Fransız işgal
yönetimine karşı bir politika izlemiş, bu şekilde halkın desteğini
almayı planlamıştı. Hatta bunun için birkaç kez hapse girmiş, Tunus'tan
Kahire'ye kaçarak halk nezdinde kahraman imajı kazanmaya çalışmıştı.

Rütbeli bir mason olan Habib Burgiba, iktidarı
boyunca Müslüman Tunus halkının değil, Fransız Büyük
Locası'nın menfaatlerini ön planda tuttu. (sağda)
Tunus'a döndüğünde halkı amaçsız bir isyana
teşvik eden ve böylece kanlı bir Fransız müdahalesine zemin
hazırlayan Burgiba, Fransızların
1956 yılında işgale son vermelerinden sonra, Fransa'nın Tunus'taki
temsilcisi haline geldi. Sömürgeci Fransız yönetimi ülkeyi terk
ederken, geride kendilerine son derece sadık yönetim kadroları
bırakmışlardı. Bu kadrolar Fransızların menfaatlerini onlar kadar
koruyan, kendi vatandaşlarına onlardan bile daha fazla zulüm yapan
Habib Burgiba yönetimindeki kadrolardı.
1959'da ülkeyi süresiz olarak yürütme yetkisini
tek başına eline alan Habib Burgiba, bir zaman sonra kendisini
"ölümüne kadar cumhurbaşkanı" ilan etti. 7 Kasım 1987'de akli
dengesi yerinde olmadığı gerekçesi ile Başbakan Zeynel Abidin
tarafından devlet başkanlığı görevinden alınana kadar, yani 31 yıl
boyunca, Tunus'u tek başına yönetti.
Bu diktatörün en önemli özelliklerinden biri
ise, diğer benzerleri gibi yüksek rütbeli bir mason oluşuydu.
Masonik kimliği, Habib Burgiba için Müslüman kimliğinden de, Tunuslu
kimliğinden de daha önemliydi. O, Müslüman Tunus halkının değil,
Fransız Büyük Locası'nın menfaatlerini ön planda tutuyordu.
Burgiba'nın ilk icraatı camileri sıkı denetim
altına alması ve belli vakitlerin dışında namaz kılınmasını
yasaklamasıydı. Dinini yaşamak isteyen Müslümanları, rejim muhalifi
sıfatıyla tutuklattırdı ve çok ağır işkenceler uyguladı. İslami
eğitim veren kurumların hepsini kapattırdı. Burgiba yaptığı
baskılarda o kadar ileri gitti ki, "ülkenin ekonomik kalkınmasını ve
çalışma temposunu yavaşlattığı" bahanesiyle Ramazan'da oruç tutmayı
yasakladı. Hac için Mekke yolculuğunun pahalı olduğu gerekçesi ile
Mekke yerine Magrip'in kutsal kenti kabul edilen Keyrevan'ın ziyaret
edilmesini istedi.
Tunus yönetimi her dönemde İslam ülkelerine
karşı uzak bir politika izledi. Cezayir'e karşı Fransız hükümetinin
yanında yer alan Tunus'ta, şehit olan Filistinliler için dua etmek
ve maruz kaldıkları zulüm hakkında konuşmak dahi yasaklandı.

Tunus, Bin Ali yönetimiyle tam bir polis
devleti haline getirilmiştir. Her yüz kişiye bir polis düşmektedir.
Bu benzeri görülmedik derecede yüksek bir orandır. Halk İslami
duyarlılığını ifade etmekten çekinmekte ve çok büyük bir baskı
altında hayatını sürdürmeye çalışmaktadır.
Bugün hala Tunus ve Cezayir, kendi Müslüman
halkına sömürge döneminden daha şiddetli bir baskı ve zulüm
uygulayan iki ülkedir. Bu iki ülkedeki Müslüman halkın
yaşadıklarının, Kuran'da anlatılan inkarcılara ait bir zulüm yöntemi
olduğuna da dikkat etmek gerekir. İnkarcıların ortak özelliği
Allah’ın anılmasından rahatsız olmaları ve bunu engellemeye
çalışmalarıdır. Allah Bakara Suresi'nde Kendi adının anılmasını
engellemek isteyenlerin dünyada ve ahiretteki durumlarını şu şekilde
bildirmektedir: “Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını
engelleyen ve bunların yıkılmasına çaba harcayandan daha zalim kim
olabilir? Onların (durumu) içlerine korkarak girmekten başkası
değildir. Onlar için dünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azab
vardır.” (Bakara Suresi, 114)
Burgiba Sonrası da Hiçbir Değişim
Olmadı
Fransa, Burgiba imajının Tunus'ta eski gücünü
yitirmesinden sonra, Tunus'un Paris büyükelçisi Hadi Mebruk'un
Dışişleri Bakanlığı'na atanmasını sağlayarak, ülkedeki etkinliğini
artırmaya çalıştı. Bu arada Başbakan Zeynel Abidin Bin Ali, Burgiba
yönetiminin siyasi baskıları yüzünden yıllarca ezilen Müslüman halkı
kendi tarafına çekebilmek için, onlara birtakım özgürlükler verdi.
Burgiba'yı sivil bir darbeyle yönetimden uzaklaştıran Bin Ali
yönetimi, siyasi tutukluların bir kısmını da serbest bıraktı.
Sürgünde olanların tekrar ülkeye dönmelerine izin verdi. Ancak
Müslüman halkın büyük umutlar beslediği yeni yönetim, Burgiba'dan
farklı çıkmadı. Bin Ali, iktidarını sağlama aldıktan sonra aynı
Burgiba gibi kendi halkına karşı zulüm uygulamaya başladı.
Burgiba sonrası Tunus'ta değişen tek şey, Müslümanların
yıllarca çektikleri zulüm ve baskıcı politikaların katlanarak artması
olmuştur. Bugün Tunus halen, Zeynel Abidin sebebiyle bölgenin en
katı ve antidemokratik yapıya sahip ülkesi durumundadır. Uzun yıllardır
baskılara maruz kalan dindar Tunus halkı ise bu zulmün artık sona
ermesini, kendilerini kurtaracak bir liderin önderliğinde huzur
içinde yaşayabilecekleri bir ortamın sağlanabilmesini özlemle beklemektedirler.
|