|
Keşmir'in
Yarım Yüzyıllık İşgali
Yarım
asra yakın bir zamandır baskılarla karşı karşıya kalan Keşmir
halkının tek dileği, dinlerini rahatça yaşayabilecekleri,
insanların sadece Müslüman oldukları için zulüm görmeyecekleri,
çocuklarını barış ve güven içinde büyütebilecekleri bir toprağa
sahip olmaktır.
Asya
kıtasındaki pek çok Müslüman halk gibi Keşmir halkı da 20.
yüzyılın ikinci yarısını çatışmalarla ve savaşlarla geçirdi.
Bağımsız devlet olmayı hedefleyen Keşmir'e, bölgedeki İslam
düşmanı güçlerin izin vermeye niyetleri yok gibi görünmekte.
Hint
Yarımadasında İngiliz egemenliği
Hint
Yarımadası, II. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar İngiliz egemenliği
altındaydı. İngiliz sömürgeciler alt kıtayı terk ettiklerinde
Hintli Müslümanlar, Hindulardan ayrı bir devlete sahip olmayı
istediler ve Pakistan'ı kurdular. Pakistan ve Hindistan arasında
nüfus mübadelesi yapıldı; Hindistan sınırları içinde yaşayan
çok sayıda Müslüman, Pakistan'a göç etti. Ancak nüfusunun
ezici çoğunluğu Müslümanlardan oluşan Cammu/Keşmir eyaleti,
Hint yönetiminin entrikaları ve İngilizlerin de desteğiyle
Hindistan egemenliğinde kaldı. O tarihten bu yana Keşmir halkı
Hint zulmü altında yaşadı.
Keşmirli
Müslümanlar Hint yönetimine direnmek ve bağımsızlıklarını
kazanmak istediler. Buna karşın Hint güçleri tarafından, ülkede
1947, 1965 ve 1971 yıllarında üç büyük katliam gerçekleştirildi.
On binlerce Keşmirli Müslüman öldürüldü. İslami bilincin engellenmesi
için din eğitimi veren okullar kapatıldı. 1990 yılından sonra
ise Keşmir'deki asimilasyon hareketi en acımasız şeklini aldı.
İnsanlar sebepsiz yere gözaltına alınıp, işkence gördüler.
Evler kundaklandı, savunmasız insanlara türlü baskılar uygulandı,
gazete ve okullar kapatıldı.
Hint
işgali
Son
yıllarda ise bölgedeki baskı ve asimilasyon şiddetlenmiştir.
Hindu yönetiminin Müslümanlara olan baskılarına, bir de "fanatik
Hindu örgütleri" eklenmiştir. Bu örgütler, Babür Şah Camisi
olayında olduğu gibi, Keşmirli Müslümanların tamamen yok edilmesini
hedeflemektedir.
Peki
acaba neden belirli güçler, yaşanan bu teröre destek olmayı
ısrarla sürdürmektedirler? Bu sorunun cevabını, özellikle
dünya üzerindeki pek çok ülkede ve uluslararası örgütlerde
faaliyet gösteren lobilerde aramak gerekiyor.
Sonuç
olarak, Keşmirli Müslümanlar yarım yüzyıldır yalnızca radikal
örgütlerle değil, aynı zamanda bunları perde arkasından destekleyen
güçlerle de savaşmaktadırlar.
Bu
güçlerin olaya katılımı, özellikle propaganda boyutunda ortaya
çıkmaktadır. Keşmirli Müslümanlara karşı uygulanan zalim politikalar
çok büyük boyutlardadır. Ancak tarih boyunca olduğu gibi,
günümüzde de türlü propaganda yöntemleriyle Keşmir ve bölgesinde
yaşananlar, kamuoyuna çok farklı şekilde aksettirilmektedir.
Uygulanan zulümler, işkenceler, masum insanlara yapılan baskılar
gizlenmekte, sonuçta tüm dünya olan bitenler karşısında sessiz
kalmaktadır. İnsan hakları örgütlerinin hazırladıkları raporlar
adeta yokmuş gibi davranılmakta, baskıya karşı direnen, kendi
topraklarında barış içinde yaşamak için mücadele veren Keşmirliler
görmezlikten gelinmiştir. Olaylar kendi haline bırakılırsa,
sorunların kısa sürede aşılacağı iddia edilmektedir.
Aslında
bu gelişme, söz konusu İslam karşıtı güçlerin Keşmir üzerindeki
politikalarının yeni çizgisidir. Bu, yalnız kalan İslam toprağı
Keşmir'in de bir hamlede düşürülmesi demek olacaktır.
Oysa
yarım asra yakın bir zamandır Hint zulmüyle karşı karşıya
kalan Keşmir halkının tek dileği, dinlerini rahatça yaşayabilecekleri,
insanların sadece Müslüman oldukları için zulüm görmeyecekleri,
çocuklarını barış ve güven içinde büyütebilecekleri bir toprağa
sahip olmaktır.
Keşmir
örneğinde olduğu gibi yaşanan haksızlıkların gündemde tutulması
önemlidir. Yeryüzünde huzurun, barışın ve adaletin ancak Kuran
ahlakının hakim olması ve yaşanması ile mümkün olacağının
bütün insanlara anlatılması gerekmektedir. Bu, tüm Müslümanların
üzerindeki en önemli sorumluluklardan biridir. Buna sessiz
kalmak, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışıyla hareket
etmek demektir. Bu davranış ise Müslümanların kesinlikle yapmayacakları
birşeydir. Eğer Keşmirli Müslüman kardeşlerimizin başlarına
gelenler bizim başımıza gelse ne yapardık şeklinde düşünürsek,
onların içinde bulundukları durumu daha iyi kavrarız. Örneğin
Türkiye'de üzerinde yaşadığımız topraklarımızdan, yabancıların
bizleri atmaya çalıştığını ve bu amaçla çeşitli baskı ve zulümlere
maruz kaldığımızı düşünelim. İşte sadece bunun düşünülmesi
bile, dünyada zulüm altında yaşayan Müslümanların durumlarını
daha yakından hissetmemizi sağlayacaktır. (www.fikiryazilari.net)
|