Ders 4

 Bismillahirrahmanirrahim

         Öyle bir hikmeti Hüdadır ki, biz Adem oğulları bu aleme yalnız  Estağfirullah el Azim demeye geldik.

           Gizli bir hazine iken bilinmesini murad  eden Rabbimiz altı günde Arzı ve Semayı yarattı. Şekilsiz ve dumansız bir ateşten yarattığı Cin tayfalarına Arzı yaratmasını murat ettiği varlığın istifadesi için hiç noksansız işletti ve hazırlattı.

         Arz’ dan (Azrail a.s.)’a getirttiği toprak ile kırk günde Kudret eli ile yoğurduğu Halifesi olmasını murat ettiği Beşerin babası Adem (a.s.)’ın kalıbını şekillendirdi.

Onun ruhuna emretti “ gir bu kalıbın içine”.

        Melekler Ey Rabbimiz bizler senin kulların olarak seni her türlü sıfatlarınla senin emrin ve tarif ettiğin şekilde tenzih ettik, varlığını, bir olduğunu gereği kadar tespih ettik. Şimdi ise yer yüzünü fesada verecek bir varlık yaratmandaki Muradını öğrenmek isteriz dediler.

Kainatın sahibi ALLAH (c.c.) onlara “siz benim neyi murat ettiğimi bilemezsiniz. Onu şimdiye kadar yarattıklarımın en şereflisi kıldım. Hepiniz ona secde edeceksiniz” buyurdu.

        Meleklere eşyanın isimlerini saymalarını emretti. O zaman melekler “Rabbimiz! Her şeyi bilen sensin, biz ancak bize bildirdiğin kadarını biliriz” dediler.

Allah (c.c.) o zaman yarattığı Adem (a.s.)’a Kün emrinin Nurunu bahşederek bütün eşyanın sırrını talim ettirdi.

Nurundan yarattığı Aklı, İman ve Hayayı göstererek bunlardan istediğini almasını emretti.

Ruh, Aklı seçti.

Akıl, İman ve Hayayı görünce onlara hayran kaldı.

Rabbim bunlar ne güzel şeyler diyince, dilediğini alabileceği hakkında serbest bıraktı.

Akıl İmanı seçtiğinde İman; “Rabbimiz bizi ikiz yarattı Hayanın olmadığı yerde ben bulunamam” dedi.

Hayaya da teklif edince aynı cevabı alınca,

Rabbimiz  hep beraber O yarattığı imtihan sahasına göndermeden evvel on iki perde arasında seksen dört bin sene terbiye etti.

İlahi emir ile Beşerin Adem(a.s.)’ın kalıbına gir emrine uydu ve ona hayat verdi.

Rabbimiz Adem (a.s.)’a bütün eşyanın isimlerini öğretti ve meleklerin sayamadığını ona saydırdı ve tüm meleklere ADEM (a.s.)’a secde etmelerini buyurdu.

Bütün melekler de emre uydular ve secde ettiler.

Şeytan da meleklerdendi, çok alim, çok bilgili, meleklerin hocası idi.

O sırada yeryüzünü işleyen cinler oranın cazibesine kapılmışlar, aralarındaki peygamberlerini öldürmüşler, şeytan (azazil) de onları imhaya gönderilmişti.

Dönüşünde Rabbimizin muradını öğrenince kibirlendi. Diğer meleklere “eğer Rabbimin yarattığı benden üstün bir varlık ise ben asla onu tanımam, yok ben ondan üstün olur isem onun nesline hayat hakkı tanımam” dedi.

Rabbimizin “Ademe secde et” emrine “Ya Rabbi ben senin kulun olarak yalnız sana secde ederim, senden başkasına etmem, hem sen beni ateşten yarattın onu ise topraktan. Onun için ben ondan üstünüm” dedi , kibir ve gurura kapılarak emre karşı geldi.

Rabbimiz tarafından lanetlenen şeytan cennetten kovuldu ve şöyle dedi

“Ya Rabbi, madem ki ben lanetlenmiş olarak cennetten kovuldum, bana da kıyamete kadar yer yüzünde serbestlik ver”.

Rabbimiz “kıyamete kadar yer yüzünde serbestsin” dedi.

O zaman şeytan “ yemin ederim ki, kıyamete kadar Adem neslinden gelen bir tek kişi bırakmayacağım ki azdırmamış olayım.”

O zaman Rabbimiz “ya melun, Celalim Hakkı için,  cehennem ateşini senin neslin ve sana uyanlarla arttıracağım buyurdu.

Adem (a.s.)’a da yalnız kalmaması için sağ kaburga kemiğinin alt üçünden Havva anamızın hamurunu şekillendirip ruh verdi, “birlikte girin cennetime” dedi.

Şöyle buyurdu “burada her yer serbest. Dilediğiniz gibi dolaşın, şu yasak ağacın meyvesi hariç diğerlerinden dilediğiniz kadar yiyin, istifade edin” buyurdu.

         Öyle bir hikmeti Hüdadır ki, en şerefli insan neslinin babası Rabbinden ilk yasak emrini almıştı. Her şeyi bilen Rabbimiz en şerefli mahlukunu, kendi nefsine zulüm edeceğini bildiği için bir imtihan olarak koyduğu yasak ile ilk imtihan sorusunu sormuş oluyordu.

         Kovulan şeytan bunu fırsat bilerek ilk Adem (a.s.)’a ilk iğvasını vererek “Rabbimiz sizi ebediyen cennete bırakmayacak, onun için de bu yasağı koydu. Ben nasıl olsa kovuldum, gelin bu ağacın meyvesini yiyin ki, ebedi cennette mekan kılın” dedi.

Adem babamız “ben Rabbimin emrine karşı gelip nefsime zulüm edenlerden olamam” dedi.

O zaman şeytan Havva anamıza aynı şeyi söyledi. Havva anamızı kandıran kovulmuş şeytan böylece yalnız arzusuna kavuşmakla almıyor, yeryüzünde ilk ortağını da bulmuş oluyordu.

Yasak ağacın meyvesinden yiyen Adem babamız ile Havva anamızın o zamana kadar gizli olan, cinsiyetleri belli oldu ve açığa çıktı.

Yaptıklarının kötülüğünü anlayıp haya ederek Rabbimizden af edilmeleri için yalvarmaya başladılar. Rabbimizin gazabına uğrayıp “cennetten çıkın. Üçünüz bir birinize düşman olarak bir müddet yer yüzünde kalmak üzere” emrini aldılar.

         Böylece insan neslinin atası Adem babamız ve Anası Havva anamız ilk nefis imtihanını Rabbimiz katında kaybederek ceza olarak ayrı ayrı yerlere bırakılmak üzere hem cennetten kovulma, hem de ayrı yaşama cezasına çarptırıldılar.

Şeytan yapmış olduğu bu kötülüğün sarhoşluğu içinde Rabbimizden insan neslini azdıracağı bütün melanetli yerleri mekan tutma müsaadesini aldı.

Sevinçli idi. Zanlınca zafer onundu.

         Adem babamız ile Havva anamız ayrı ayrı beldelerde üç yüz sene pişmanlıklarını, Rabbimize yalvararak af edilmelerini bekleyerek geçirdiler.

Gafur ve Rahim olan Rabbimiz, Adem babamıza birkaç kelime ile söyleyeceği duayı öğretti ve dedi ki, “Ya Adem, sana eşin Havva’ yı da vereceğiz.

Birlikte evlatlarınız olacak. Size zaman zaman Peygamberler ve kitaplar göndereceğiz, onlara uyun, tebliğlerini dinleyin.

Rabbinize yaptığınız bir hatadan dolayı hemen af dileyin ki, Rabbiniz çok bağışlayıcıdır”.

Yine dedi ki; “Gizli bir hazine idim bilinmemi istedim, beni bilecek, bana karşı suç işleyip hemen azametim karşısında korkup benden af dileyecek kullar yarattım”. 

Yine dedi ki; “Eğer o kullarım hiç günah işlememiş olsalar onları helak eder, günah işleyen ve hemen tövbe eden, benden af dileyen yeni kavimler yaratırdım”.

Şeytana da dedi ki; “Ya melun! Senin hilen, iğvan, vesvesen ve azdırmaların, benim, beni bilen kullarıma cahilanedir. Ben onları zulüm etmek için yaratmadım ve zulüm murat etmedim. Sen onlara dilediğin gibi kendine uydurmak için yaklaş, kan damarlarında mekan kıl, ben de onlara öyle bir silah verdim ki, sana uydukları anın hemen akabinde, benim yüceliğimi ve gazabımı düşünüp Estağfirullah el azim diyen kulumun hiçbirini af etmemiş bırakmayacağım” buyurdu.

         Ya Rabbi! Senin lanetlediğin şeytanın, nefsimize yapacağı düşmanlıktan sana sığınırız. Onun hilelerine karşı bize uyanıklık ihsan et.

         Estağfirullah el azim diyecek kadar mühlet ver. Amin.  

 

 

Başlıklara dön                              ders 3   Ana sayfa ders 5