Ders 27

Bismillahirrahmanirrahim

 

Yol bitmez deme kendini aldatırsın,

Çıktığın noktaya geldiğini görünce ayılırsın.

 

         Uyan bu gafletinden, sıyrıl cahilliğinden, küfrün arttı.

Uyma onlara çünkü onlar kafir damgası ile damgalandı.

Senin de saltanatın yıkılacak Nuh, Ad, Semud, Lut kavimlerinin helak oldukları devirleri yaşıyorsun.

Dirilttin Firavn’ı  hem bir değil binlercesini, erkekleri öldürtüp kadınlarını çalıştırıyorsun.

Onlar gibi sen de yalan söylüyorsun. Kurtulmak için Mehdiyi  ve İsa’yı, inanmadığın kıyameti bekliyorsun.

Beklediklerin elbette gelecek, ama sen yine imana gelmeyeceksin.

Çünkü sen aslını bilmiyorsun.

Seni Rabbimiz biliyor.

Sen sözünde dursan da, durmasan da alemlerin Rabbi, Rabbimiz sözünde durup azap günü için koyduğu vakte ve saate kadar sabır ile biz kullarına müsaade ediyor.

         Yol bitmez deme, göremiyor musun ki, her gün yüzlerce kişi başka bir yolculuğa çıkıyor. Onlar bize ders vermiyor mu? Bu yolun onlar gibi biz de sonuna geleceğiz.

İlmin en ileri bir devirde, bütün nimetlerin en bol olduğu bir zamanda yaşıyoruz.

Arzın ve Semanın en verimli araçlarla istifademize sunulduğu bir çağın halifeliğini yapıyoruz. Aklımız var tahsilliyiz, aydınız diyoruz.

Kalbimiz var sevmeyi biliyoruz diyoruz.

İnsanız, insanca yaşıyoruz diyoruz.

Yok kardeşim yok.

Çok hem de pek çok aldanıyoruz. Bunlar bizim zannımız öyle zannediyoruz.

Bizim okumamız ve tahsilimiz;

aslını bilmeyen, yapısından haberi olmayan, her yaptığı eşyaya bir tarife koyduğu,

her aldığı eşyada bir tarife aradığı halde kendi kendi vücut cihazından,

tarifesinden, yapanından,

dolaştığı arz üzerinde olan kendisinin emrine verilmiş nimetlerden,

nasıl kullanılması icap edeceğinden habersiz,

tesadüfi bir yaşam,

kendisinden evvel bu arz üzerinde kendisi gibi tesadüfi yaşayan insanların,

zanlarının kayda aldığı yazılı,

sözlü kalıntıları hakiki ilim sanmış,

ne kendinin, ne onların aslını araştırmak lüzumunu hissetmemiş kopyacı bir asalık olarak yaşamışız.

Hipodromlarda koşturduğumuz atların yedi göbek şecerecisini bilen biz insanlar içinde kaç kişimiz yedi göbek evvel dedesini bilip, hangi kavimden geldiğini ve neslini biliyor ki asaletinden bahsetsin.

Bastığı toprağın,

semadan inen suyun,

yaktığı ateşin,

teneffüs ettiği havanın,

özelliklerinden habersiz gökte mesnetsiz asılı duran Güneş, Ay ve Yıldızların,

onlar gibi mesnetsiz boşlukta belirli bir menzile doğru hareket halinde olan bir Dünyanın,

üzerinde bazen yan yattığını, bazen dimdik durduğunu, bazen de baş aşağı dolaştığının farkında olmayan,

kendisini ve bu kainatın sahibini bilmeden yaşayan,

bu kadar teferruatlı olduğu kadar en ufak bir düzensizliğin olmadığı bir sistemin tarifesi olacağını idrak edemeyen akıla,

bu aklın sahibine aydın demeği izah etmek mümkün mü?

 

Bu soruyu sorduktan sonra sizlere bu satırları yazana kadar okuduğunuz sayfalarda anlattıklarımda dahil olmak üzere niçin yazıldığının, bilinmesini isterim.

Bu yazdıklarım ne bir kitaptan alınmış, ne de bir medrese tahsilinden birikimle yazılmış satırlar değildir.

Ehline malumdur. Yirmi üç senenin birikimi, Yüce Rabbimizin bir lütfüdür.

Bu sene yani Miladi 1999 – Hicri 1419 senesi bu kardeşiniz, on yedinci haccımı yaptığım sırada Arafat Vakfesinden başlamak üzere Veda tavafına kadar geçen zamanda olan halleri şöyle izah edersem ehline malum olacağı üzere maksat anlaşılmış olacağını ümit ederim.

Ezeli ervahta “Elestü bi rabbiküm” hitabına “bela” dediğimiz andan itibaren,

bundan altmış üç sene evvel geldiğimiz bu imtihan aleminde müddetimizi doldurduğumuz kanaati ile verilen bu nimetleri tüm insanlık alemi ile paylaşmak istedik.

         Biz insanlar ! Adem babamız, Havva anamız bir devri Nuh’a kadar uzanan devri Nuh da, Nuh (a.s.) babamızın üç oğlu

Ham (berberiler, Kıptiler, siyahiler)

Sam (Araplar, Farisiler, Rumlar)

Yasef (Yecüc-Mecüc, Türkler) ,

kavimleri ile devam eden kardeşliğimiz her ne kadar seçerimizi bilmesek de mademki bu köke dayanıyoruz,

akrabalık bağlarımızı dünya menfaatlerinin türlü nefsi arzu ve hevesleri ile koparan atalarımız bir gün bizleri yaratan Rabbimizin her şeyi biz torunlarına bildireceğinden habersiz birbirlerinin canlarına kıymışlar parça parça olmuşlar.

Bu düşmanlık Habil ile Kabil ’den başlamış.

(Her nefis ölümü tadacaktır) Muradı ilahisinin sırrı ile bütün hasetliklerine, husumetliklerine, düşmanlıklarına rağmen bu insanlar;

Dünya nimetlerini akılları nispetinde işlemişler,

devirlerinde beraber yaşadıklarını kader sırrı gereği acımasızca katletmelerine rağmen kendinden sonra gelecek kuşaklara ilim zincirleri olarak sayısız faydalı nimetler bırakmışlardır.

Çalışmalarını canları pahasına araştırarak ömürlerini geçiren,

hizmetleri bakımından isimleri ilim dünyasının halkaları arasına girmiş,

iki binli yılların medeniyet seviyesine hizmeti geçen tüm Allah’ın kulları belki yaşadığı devirlerde Dünyalarını aydınlatan akılları ahretlerini aydınlatamamış olabilirler.

Mademki insanda bir ağaca benzer.

Umulur ki atalarının nasip alamadığı insani kamil nurundan bugün yaşayan torunlarının nasibi vardır.

Bir Edison’un çalışması ile elektrik bizi bugün karanlıktan aydınlığa çıkardı ise günümüzün kamil insanlarına da onların torunlarını ebedi alemin karanlığından kurtulmalarına vesile olmak vardır. Bu görev olmalıdır.  

 

Başlıklara dön                              ders 26   Ana sayfa ders 28