DERS 23/B
Bismillahirrahmanirrahim
Geceler küllü Nur’un
, Meleküt ve Mülk alemlerini teftişidir.
Bu teftişte seçilmiş
kullar ile lütuf ve ikrama uğramış kullar uyanık bulunurlar.
Gece karanlıktır,
fakat göremeyen gözlere de gündüz de karanlıktır.
Gündüzün karanlığını
göremedikleri gibi , gecenin de aydınlığını göremezler.
Gecenin aydınlığı,
Rabbimizin nuru tüm mülk alemini kuşatmış, gündüz ise bu nur bütün
Meleküt alemini kuşatmış olmasındandır.
Bu nur öyle bir
nurdur ki, milyonlarca noktalardan girer, bir noktaya düşer.
Bu sırrın sırrıdır.
Gözün gündüz bir
noktanın sırrı ile gördüğü
gibi, gece bu Nur’un bütün eşyayı kendi nur’u ile yüklemesi
kuvvetlendirmesi gündüzü, maddenin şekillerini ve renklerinin canlılığını
muhafaza etmesini temin eder.
Maddeye hayat verir.
Bu Rabbimizin öyle bir fiilidir, toprak, su, hava, ve
ateş bu bir gecede ve devam eden gecelerde bulunduğu, yaşama güç ve
kuvvetini, bütün gündüzlerde harcama ve bitirme özelliğine kavuşması
demektir ki bu da hayattır.
Bu yük ile yüklenemeyen herhangi bir maddenin hayat
bulma özelliği ortadan kalkar.
Bedendeki bütün
kuvvetler oldukları yerden içe doğru çekilir.
O merkez olan tek
noktada birleşir.
Yol bulur çıkar
gider.
Uyanık olan bunu
gece, gündüz seyir edebilir.
Çünkü bu renksiz
ve şekilsiz bir dumandır.
Kişinin vücudunu
meydana getiren hücrelerin nurları yediği gıdalarında yüklü olan aynı
cins nurlar ile birleşmek sureti ile büyür ve gelişir.
Yaşantısı, yemesi,
içmesi, gezmesi, oturması Allah’ın (c.c.) rızası için olan kişinin bu
nuru kendini açığa vurur. Aynen, gece fosforun pırıl pırıl ışık saçtığı
gibi.
Vücuda
giren yeni bir nur hakiki nuru görebilmek için diğerinin arkasından sıraya
girer.
Bu sıralar çok yönlü
gelişir, dokuları meydana getirir.
Bunlar da bir
ordudaki taburlara benzer.
Onlar da bölüklerden
meydana gelir, ta ki bir er’ e kadar iner.
İşte bu yeni giren nurdur.
Madde de böylece
gelen, sıraya geçiş ve duruş şekillerine göre, şekil alır.
Bu da Ruh’un
bedenin şeklini alışıdır.
Bu
erler hakiki nurdan ayrılırken öylesine talimlidir ki, geliş zaman ve sırasının
ne olursa olsun bir nizam ve intizam içinde işgal edeceği ve durması lazım
olan yerini bilir.
Bu erler her zaman
yapıcı vazife almazlar.
Bu bir emir ki tahrip
etme vazifesini aldı ise gelir tahrip etme vazifesine başlar.
Bu hemen olmaz, zamanla olması o kişide
birleşme emrini alan Nur’un da o bedene girmesini beklemektir.
O da geldiği zaman
ve başkada tayin yapılmamış ise, işte tahribatı yapanın açtığı yeri
eldeki mevcut ile kapamaya çalışırlar.
Fakat emir kesin ise
hiçbir kuvvet bunun önüne geçemez.
İnsan, kişinin yaptığı
tüm işlerin kendisidir.
Amel, insanın yaptığı
tüm işlerin kendisidir.
İnsan ameldir,
amelde insandır.
İnsan, şeklen
birdir, ameli ile sınıf ve cinslere ayrılır.
Akıl ameldir, amel
de akıldır.
Akıl bölünmez,
amel bölünür.
Hayır ve şer, bölünen
ameldir.
Amelin bölünerek şekillenmesi,
aklın derecesini gösterir.
En yüksek dereceye
sahip olan akıl, amellerin en güzelini, en temizini işler ki bunun çoğu hayırdır.
En güzel hayrı işlemeye
muktedir,
En yüksek derecedeki
akıl, külli, akla en çok yaklaşan akıldır.
İnsan, kalıp olarak
ve şekil olarak görülen, insan diye adlandırılan külli aklın evidir ki,
sahibi kendi değildir.
İnsan, Hakkel
Yakine erdiğinde ancak görülmeyen bir akılcık olduğunu anlar..
İnsan, Bu kalıp ve
şekil olarak görülen, insan diye adlandırılan külli aklın evini temizleyen veya
temizlemekle görevli olan bir hizmetkardır ki, hizmetleri karşılığı
kazancı İmandır..
Hakiki insan, görülmeyen
bir varlıktır.
O, şekil değil,
cisim değil zaman değil, bahşedilen bir nimettir, çünkü o.. tekamül etmiş
cüz-i akıldır.
Tekamül etmiş cüz-i
akılda tüm mülk alemine hüküm edecek bir kuvvet güç sırrı mevcuttur.
Kazanılan imanın
batında yani ahret aleminde geçeni hakiki imandır.Ahret aleminin
zenginliklerine kavuşturur.
Batıl iman, yani bu alemde geçeni, ancak bu alemin sahte
zenginliklerine kavuşturur.
“ Ben insanın sırrıyım,
insan da benim sırrımdır” sözünün izahı.
Bu gün İslamiyet ve Tevhit ilmi yanlış bir uygulama ile izah edilmeye
ve yaşanmaya çalışılıyor.
Allah c.c katında
tek din İslam ;
Esas kural bu olduğuna
göre kuralı koyan Yüce Allah (c.c).
Kurala uyacak ve
uygulayacak insan, Allah’ın halifesi.
Pekala bu halifenin sırrını
bilmek lazım;
İlk sır Allah c.c ‘u temizdir. Temizleri sever.
İşte insan = Ruh
+ Akıl + Nefis bu üçlü görülmez,
Yüce Allah da görülmez. Yüce Allah fiil ve sıfatları
ile zahir olur.
O belirli şekilden ,
zamandan mekandan münezzeh.
Bismillahirrahmanirrahim
Kul hüvallahu
Ahad. Allahus-Samed. Lem yelid. Ve lem yüled . Ve lem yekun lehu küfüven ahad.
Sırrı ile bilinen
muradı olan her şeyin Kün (ol) emri ile yerine getiren Rabbimiz! Halifesi insan yeryüzünde görünmeyen
üçlüyü Adem sıfatı ile şekillendirip gezdirmeyi murat eden Rabbimizin sırım
dediği, yaratıcılık haricinde bütün sıfatlarının sırrının ikramına
mazhar olmuş.
Yok var edilmiş Adem
adı ile ilk dünyaya kendinden yaratılan eşi Havva ile ayak basan ilk insan.
Gezecek,dolaşacak,
Allah’ın adı ile her eşyaya emir verecek ona şekil verecek yerini değiştirecek,
çoğalmasını temin edecek.
İslam olarak gelen
İslam olarak yaşamak, İslam olarak Rabbine kavuşmak mükellef insan )
İşte Hz. Ömer r.a
halife Ömer zamanında Nil nehri kurur, haber verirler.
Nehrin kıyısına
gelir ve seslenir; “ Ya Nil ! sen benim için akıyorsam, akma benim sana
ihtiyacım yoktur. Eğer Allah c.c için akıyorsan ben de onun halifesiyim, o
nun kullarının sana ihtiyacı var.
Allah c.c adına sana
emir veriyorum akacaksın “
Bu emri alan Nil
nehri akmaya başlar.
Hz. Ömer dedik, bütün
Peygamberler (a.s) temiz gelir, temiz yaşar, temiz dönerler. Fakat (r.a) tövbe
etmiş Rabbimiz tövbesini kabul etmiş, temizlenmiş, halifelik makamına yükseltilmiştir.
Sır. Sır. Sır. O
ki, din Nasihattır.
Temiz olarak gelen insanın
temiz kalabilmesinin nasihati . Tek din İslam sırra dikkat et.
Temiz teslim aldığın,
temiz kullanman, temiz teslim etmen için, yapacak ve yapmaman gereken şeylerin
tarifi neyi ? emanet aldığın bedeni yani görülmeyen üçlünün kılıfını.
Anladınsa, nasihati tutarsan adın Müslüman yani elinden dilinden , belinden,
emin olunan kişi . buna Müslüman denir,Müslümanlık değil.
Bu insanlar bir araya
gelir aileri, aileler cemiyetleri, cemiyetler cemaatları. Cemaatlar devleti
meydana getirir.
Her şey kendiliğinden
aşikar oluyor.
İslam devletleri
olmaz. İslam devleti olur.
Yani temiz gelmiş,
temiz yaşayan, temiz gitmeye gayret sarf eden emanetler devleti.
Vatanları bir.
Temiz kalabilmek için
temiz tutulan toprak parçası.
Bayrakları bir.
Mülkün sahibi olmadıklarını,
kendileri de dahil olmak üzere yoktan
var edildiklerini,
Her insana ilan
ettikleri alametleri “ LA İLAHE İLLALLAH ” tevhidini taşıyan
bayrak.
Bugün yaşadığımız
bu dünya üzerinde böyle bir devletin teşekkülü yaşayan altı buçuk
milyar insan tarafından mümkün değildir.
Çünkü bu günkü
insan idraki bu sırdan uzak bulunmakta.
Ancak münferit
olarak bu sırdan nasibini almış,
Yüce Allah’ın bir
gün bunun olacağını bildirmesine inanarak, olan hadiseler, ibret nazarı ile seyreden,
Yaşadığı günlerini
insanların bu sırrı anlamalarını temin için hiçbir menfaat beklemeden
hatta kendi imkanlarından da ferağat ederek, sarf ederek çalışan Yüce
Allah’ın kulları vardır.
Kim onlara rastlarsa inkar ettikleri Yüce Allah hemen akıllarına
gelir.
“ İnsan sırrına
eremeyen benim sırrıma eremez ”
der, bizi bizden iyi bilen Yüce Rabbimiz.
Fakr olmadan fakirlik olmaz .
Fakir hiç bir şeyi olmadığı halde kimseye sırrını
bildirmeyen ve ya çok şeye sahip olduğu halde hiç bir şeye benim diyemeyen
Allah’ın kullarıdır.
Devamlı İslam’i amel ancak İmanı kuvvetlendirir.
İman öyle bir nimettir ki, kuvvetlendiği nispette
temizlenir.
Kuvvetle temizlenen
imanda gözle görülen bir nur halini alır.
Bu nur Allah’ın (c.c ) bir hediyesidir.
Bu nurda Allah’ın
hikmeti, ilmi, hilmi, sırrı ve sırrının da sırrı mevcuttur.
Kur’an insan denen Allah’ın en güzel, temiz, şerefli
yaratığının ,
bu güzel hasletlerini muhafaza edebilmesi için bir yol
gösterici,
yaklaşması için lüzumlu olanlar ile,
uzaklaşması gereken kendisi için zararlı olanların
tarifesi,
güzel ahlakın müjdecisi,
ahlaksızlığın korkutucusu,
insan ile Rabbi arasında bağlayıcı bir nur, bir tercüman.
Korku insanlarda derecelerine göredir.
Bu korkuyu Kur’an’ı anlama derecelerine göre
duyarlar ve hissederler.
Kur’an olan bir yerde kimi insanlar onun varlığından
habersiz dilediğini yaparken
kimi insan da ondan hayasında ayaklarını dahi
uzatamaz.
Kur’an yüce Allah’ın nurudur.
Bu nur ile ona sımsıkı sarılan ve onu kendilerine
rehber edinen, insan arasında hiçbir fark yoktur.
Doğru yol ( sırat-ı müstakim) ;
Kur’an’ın ışığında,
Allah Resulü Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in yolunda İslam'ı tam manasıyla yaşayıp
ecdada uymak ve o şekilde amel etmekle kolay bulunur.
Nefis denen varlık insan bedeni ile kabre kadar beraber
olacaktır.