Ders
23
Bismillahirrahmanirrahim
İnsanın vücudu çok hassas telefon şebekesidir. Uyanık
olan bu şebekenin amiri bütün muhabereyi anında duyar. Hata ve arıza olan
yeri hemen onarır. Vazifesini başarı ile yürütür.
İnsan vücudu çok hassas bir elektrik ve telefon şebekesidir.
Dış alemi iç aleme aktaran görüntülü görüntüsüz
televizyon ve radar, telli ve telsiz haberleşme sistemleri ile donatılmış Yüce
Allah (c.c.)’ın akılların idrak edemeyeceği ilminin zahir olan
mucizesidir.
İnanan insanların kendilerini anladığı anda, göremedikleri
halde Amentü Billah dedikleri, aklın ilk bastığı tasdik noktasıdır.
İnsan bu beden ilminin akıl ile madde kısmını incelediği zaman ;
kainata açılan görüntülü sistem bağlantılarının
hafıza ekranında beliren şekilleri,
idrak kalemi ile resim eyleyip,
altlarına
yazdıkları madde ve eşya isimlerinin bu vücut alemi ile çok yakından
ilgili olduğunu anladığı andan itibaren ilk aldığı ilimi;
Arz ki, bu insanın
ayaklarının bastığı, kendisi için hazırlanmış olan Dünya’ da yalnız
olmadığını anlar.
Ekranda gördüğü cemadat, nebatat, hayvanat
ve insan ki, bu dörtlünün yapısında toprak, su,
hava ve ateş olmak üzere birbiri ile öylesine kaynaşmış
maddeleri görür ki, bunları idrak etmek istediği anda Anatomi ilminin
kapısından içeri ilk adımını atmış olur.
Hafıza ekranında gördüğü bu şekillerin cem olduğu, ayakların
bastığı Dünya’ nın, aydınlatma ve ısıtma aracı Güneş,
Ay ve onlar gibi yıldızların bir boşlukta bir nizam ve intizam içinde
hareket ettiğini görür.
Hepsi birbirileri ile bütünleşmiş, ayrılması mümkün
olmadığını idrak ile meşgul olması anında ise Astronomi ilminin de
kapsamından içeri ikinci adımını da atmış olur.
Karanlık bir alemin içinde yaşadığını gece ve gündüz’ ün birbirlerini
hiç aksamadan takip etmesinden anlar.
Gecenin karanlığında simsiyah olan şekillerin Ay
ışığı ile nispeten, gündüz Güneş ışığı ile gördüklerinin şekillendiğini,
akıl almaz renklere büründüğünü hayretle seyre dalar.
Her şey hareket halindedir.
Anatomi ve Astronomi
ilimlerinin yaprak yaprak açıldığında her şeyin canlı yuvarlaklar dizini
içinde hücrelerden, hücrelerin atomlardan, atomlar (-) ve (+) elektrik yüklerini
taşıyan, aklı burada sınırlandıran Nötron
ve Protonlar.
Aynen Semada hareket halinde olan, gezegenler misali bu
daracık, ancak mikroskop altında milyonlarca defa büyütmek sureti ile görülebilen
düzenli hareketin sırrı araştırıldığında;
Arz ve Semanın arasında Yüce Yaratıcı tarafından görevlendirilmiş, sadece
aldığı emri yerine getirmenin muhabbet dolu cazibesi içinde çalışmasını
yine hayretle seyrederken;
Aklı selimin verdiği İman ile“Ve Melaiketühü” demekten başka çaresi kalmamıştır.
Vücut şehrinde hafıza ekranında görülen bu
hakikatler artık, Amentü Billahi tasdikini Ayentü Billahi
dedirtecek kadar gerçekleri idrak sahiplerini mecbur etmiştir.
Anatomi ve Astronomi
ilmi kainat kurulduğundan bu güne kadar;
İnsan, bu iki alem
arasında, kendi mevcudiyetinin ilgisini araştırmış durmuş.
En yüksek dağların
zirvelerine tırmanmış, en derin sulara dalmış, arz ile insan arasındaki sırrı
bulabilmek için.
Yine gökyüzüne türlü
seferler yapmış, sema ile insan arasındaki bağı yakalayabilmek için
canlarını hiçe saymışlar.
Ölmüşler, öldürmüşler.
Her
insan başladığı yerden, en son ulaştığı yer arasındaki mesafeyi ve gördükleri,
yaşadıkları olayları, yer ve şekilleri hafıza ekranında seyredip, idrak
kalemi ile akılları nispetinde;
bazen bir taş üzerine,
bazen bir ağaç, bazen bir deri üzerine,
bazen de sayfalar
dolusu kağıtlar üzerine,
günümüzde ise
bilgisayar ağı ile İnternet sayfalarına kaydederek birbirlerine kainatın sırrı
hakkında nöbet devir ediyorlar.
Yazılanlar insanların
kendi hakikatlerini anlatırken sadece zanlarını aktarmaları, farazi
fikirlerinin söylenmesinden ileri gitmemiştir.
Ciltler dolusu
kitaplar kütüphaneleri doldurmuş.
Bundan da
hakikatlerin ancak kitaplardan öğrenileceği hakikati açığa çıkmış
olur.
Kitap; hangi kitap ?
İlimlerin “Ayentü Billah” dedirten, her şeyi bize
ayan, beyan tasdik ettiren bir kitap.
Hakikatleri yani bu kainatın hakiki sahibi tarafından bütün
sırları ile ilk yaratılışından günümüze kadar, gönümüzden ileriye dönük
bu kainatın devam şeklini anlatan bir kitap.
Bu kitap ki; kendinden evvel mevcut kitapları bildiren,
kimlere indiğini, isimlerini, kavimlerini, olan
hadiseleri, olacakları,
insanın evvelinden ahırına kadar bütün sırlar ile
anlatan,
bugüne kadar bir tek işareti dahi değiştirilmemiş,
bir ayetinin dahi bilinmesi bütün bir kitabın
bilinmesinde akılları hayrette bırakan Nur sırrı ile İman yönünde
Amentü’ nün cüz’ü.
Ve Kütübihi
diyerek kendini ve kendinden evvelkilerini, kendinden sonra da hiçbir kitabın
gelmeyeceğini bildiren kitap.
Bir mucize, bir Nur sırrı ile sırlanmış ki;
İnsan ve kainat arasındaki ilişkilerin tarifesi.
Tüm kainat, içindekiler de dahil olmak üzere yaratılan
ile yaratan arasında bir bağ; insana yaşadığı surede zararlı olan ile
faydalı olanların izahı.
İnsanın bu alemde gördükleri veya göremedikleri
Allah (c.c.)'’n diğer yaratıkları ile beraber yaşamak mecburiyetini
bildiren bir kitap.
İmanın, hayatın tarif edildiği.
Kulluk mertebesine erişmiş insanlar arasından seçilmiş
örnek insanların şahadetnamesi olan bir kitap.
“Allahı tasdik edişleri bir evvelkinin tasdiki,
kendinden sonrakinin ise bildirilmesine, insanların ebedi aleme giden yolun aydınlanmasına
sebep olacak nurlu sözleri “
Nasihatları bildireceklerine
söz vermiş, evveli Mahmud makamının sahibi ezelde Habib iltifatına mazhar;
Ahmed isminin nuru ile Adem (a.s.)’ın alnında zahir
olmuş.
Ahirinde Muhammed Mustafa (s.a.v.) ismi şerifi ile dünyaya
teşrif etmiş.
Bu kitaptaki “ Ve kefa billahi şehiden
Muhammedun Resulullah ” şahadetinin mazharı Peygamberimiz ile Adem
babamız arasındaki peygamberleri yine akılların hayrete düşeceği
mucizeler karşısında iman yönünde “ Ve Rasulihi ” şehadetinin
kalp ile tasdik, dil ile ikrarı zahir olur.
“Amentü billahi ve melaiketihi” iki bătının (görülmeyenin
değil bilinmeyenin) ve “Kütübihi ve Rasulihi ” şehadetinin kalp
ile tasdik dil ile ikrar edilmesi ile, sırlar
alemi, hikmet diyarı, her şeyin zıtları ile bilindiği MİSAL Alemi,
insanın üstünde gezdiği, dolaştığı bir alem Dünya. Her şeyin akıbetinin
başladığı ve bittiği bir Alem.
Bu alem sırları ile
bir yumaktır,
Sarılmış bir ucu
insandır serbest bırakılmış.
Bir gün hikmet diyarına
gelirsen hădisattan bin bir hisse alırsın.
Ey arkadaş görmesini
bilirsen her işte Yaratanın mührü var,
Hikmet diyarı
Zümrüt
yaylaları, akan ırmakları, denizleri, gölleri, yemyeşil ormanları,
rengarenk içecekleri,
cıvıl cıvıl kuşları,
edep ve ahlak
numunesi ile kendilerinin değil bütün Allah’ın yaratıklarına hizmet
etmek aşkı, mutlu olan insanı ile Cenneti.
Yer altında akıp
dolaşan kaynar suları,
dağların zirvesinde
korkunç gürültüleri ile etrafa ateş saçan bir ateş seli olarak akan
lavları, volkanları ile, çırılçıplak dağları, vahşi hayvanları,
kutuplarda buzlu dağları
ile hayadan ve edepten uzak ahlaksızlık numunesi,
her tarafa, her canlıya
zararlı insanı ile, Cehennemi.
İnişin arkasında çıkışın, yaşın arkasında
kurunun, sıcağın arkasında soğuğun,
güzelin arkasında çirkinin, uzunun arkasında kısanın,
zahirde.
Sevginin arkasında
kin ve öfkenin, iyiliğin arkasında kötülüğün,
hayrın arkasında şerrin, muhabbetin arkasında nifak
ve fitnenin.
Batındaki halleri ile misal
alemini kaplayan bir hikmet diyarı Dünya.
İşte
bu sırlarının akıllarını hayrette
bırakarak iman yönünde insanı ;
“Ve bil kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teala "”
şahadetini kalp ile tasdik, dil ile ikrarı zahir olur.
Kader batındır (görülmeyen
değil bilinmeyen) hayır ve şer Allah’tandır.
Olaylar, hadiseler, söylenen
sözler ve yazılar ile zahir olur.
İşte
Allah’ın ahlakı ile ahlaklandırdığı.
Ezelde ilminde gizli
kamil insanı tasdik ve tarifini Levhi Mahfuzdan indirdik dediği,
Kur’an-ı keriminde
anlatmış sevmemizi, ona uymamızı onu güzel ahlakı tamamlamak için
gönderdiğini,
onun biz bütün
insanlara çok düşkün olduğunu ve Alemlere rahmet olarak gönderdiğini bildirir. Onu ve ona uyanlarda
hayrın ve şerrin her türünü ameli olarak icrası ile bizzat göstermiş,
yirmi üç senelik
zaman çarkının dişleri arasından,
biz insanlara parça
parça hayrın ilmini kendisi ile,
onu anlamayan
insanların yaptıkları eziyet ve cefa ile kendi kendi nefislerine yapmış
oldukları zulüm ile de parça parça şerrin ilmini bildirmiştir.
İnsan
ve Cinler de dahil olmak üzere, bütün
mahlukatını kavim kavim yarattığını, rüzgarları, meleği İsrafil
(a.s.)’ın emrinde bir yerden bir yere hareket ettirdiği bulutları ile, gökten
yağmur indirdiğini Arz’a hayat verdiğini Mikail (a.s.) ile rızk taksim
ettiğini,
Cebrail (a.s.) ile
Peygamberlerine vahiy gönderdiğini,
Azrail (a.s.) ile de
kulların nefislerine ölümü tattıracağını bildirdi.
Zamanı ve yeri ilminde gizli her faninin, Dünya dahil olmak üzere yok olacağını.
Bir hesap günü herkesin hayır ve şerden yaptığı
amellerinden hesaba çekileceklerini,
bu hesap sonunda herkesin ebedi mekanlarına sevk
edileceklerini de gizlediği sırrında yine
aklın şahadeti kalp ile tasdik,
dil ile ikrar, İman yönünde “ Vel
ba’sü ba’del-Mevt ” tasdiki ile “Eşhedü en la ilahe İllallah
ve Eşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Rasulühü” Kelime-i şahadeti ile
insan ve cinler bu kainatta yüklendikleri
sorumluluk ile kendi ve kendileri dışındaki mahlukatında kaderlerini işlemek
üzere serbest bırakırlar.
İnsan vücudu çok
hassas telefon şebekesidir.
Uyanık olan bu santralın amiri bütün muhabereyi
duyar, hata ve arıza olan yeri hemen onarır. Vazifesini başarı ile yürütür.
İnsan vücudunda bulunan damarlar televizyon hatlarıdır.
O kişinin yaptığı iyi ve kötü amellerin durumunu
merkezden en uzak noktalara kılcal damarlardaki melaike-i kiram vasıtası ile
bildirir.
Yapılan iyi amel ise kişi tepeden tırnağa kadar
mutlu, kötü bir amel ise tepeden tırnağa kadar perişandır.
Bu iki hali de yaşayan kişinin kalbi de bir merkezi
noktadır.
Diğerleri buna bağlı milyonlarca noktalardır ki, sayılarını
ancak Yüce Allah (c.c.) bilir, bunlarda Melaike-i kiramdan başkası değildir.
Sevinen de üzülen de onlardır. Onun içindir ki, mahşer
günü hesap çok çabuk görülecektir.
Bu Melaike-i kiram insan vücudunu meydana getiren hücrelerde oturan, çekirdek
denilen noktalardır.
Zamanı gelince bu evlerini terk ederler.
Bulunduğu aleme çıkarlar.
Kişinin bedeninle pul, pul görülüp dökülen bu
Melaike-i kiramın terk ettiği evleridir.
Bu alemde kişi bunları iyi amelle hoş tutmuş ise dünyasını
değiştiğinde, onlar da onu o alemde hoş tutup gezdirirler.
Kötü amel ile eziyet etmiş ise hemen etrafını sarar
hapsederler.
İyilik edeni Melekŭt aleminin üstüne çıkarırlar,
kötülük edeni Melekŭt alemine dahi sokmazlar.
Kişinin yaptığı hatasının anlayıp anında tövbe-i istiğfar
etmesinde yine bu melaike-i kiramın mahzun ve üzgünlüklerinin memnuniyet ve
sevince dönüşmesindendir ki kişide bir rahatlık olur.
Bunların hepsi bir NUR’dur ki, her birini gözle görülmeye imkan
yoktur.
Kişinin bunları rahat ettirmesi vücudunu kullanmasına
bağlıdır.
İşte bundandır ki, Tasavvuf ilmi insan bedeninin dinlendirme tekniğini
bulmuştur.
Buna nefsi terbiye de denir.
Az yemekle organların rahat ettirme imkanı vermiş,
gece uyanıklığı ile (ibadet) küllü nur ile yüklenip
kuvvet bulmalarını,
az konuşmak ile insanlardan uzaklaşmayı,
ve hepsi ayrı bir sır olan Allah’ın (c.c.) kendisine bahşettiği sırlarını ehil olmayan
kişilere söylenmemesini sağlamış olurlar.
Tasavvuf ilmi, Allah’ın dostları
(r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.) ve Yüce
Allah (c.c.) arasında irtibat sağlanmasını öğreten bir ilimdir.
İlmihali (otuz iki farz, elli dört farz)’ın insan
nefsine tatbik etmek ile hal ilmine dönüşmesinden ehli tarafından anlaşılır.
Bu hal Ruhsattan Azimet’e geçiştir.
Haramları terk,
helallerin bir kısmını terk,
helallerin de ihtiyaçtan fazlasını terk ile olur.
Yüce ALLAH böyle kulunu haramlara karşı korur.
Fazlından akılların
idrak edemeyeceği şekilde rızıklandırır.
O, kulunu, gece ile gündüzün, sıcak ile soğuğun, acı
ile tatlının, varlık ile yokluğun bir olduğu bir alemde yaşatır.
O kul artık La İlahe İllallah tevhidinin sırrından,
Mülk aleminden
Meleküt alemine
Ceberut ve Lahut alemlerine
yükseltilmiş,
Rabbinin “ Ey Mutmain olan nefis gir cennetime , sen
benden razı, ben senden razı”
iltifatı ile buluşmuş,
Rabbi tarafından takdir edilen zamana kadar Mülk aleminde Rabbinden razı olarak yaşamına
devam eder.
Deli derler o insana, O akıllarla yarışa çıkmış
kullukta, ona yetişemeyen akıllar O sırra ulaşamadıklarından ona
seslenirler arkasından ,
Deli..Rabbi dememiş miydi “size deliler diyene kadar
Rabbinizi zikredin ”
Yüce Allah (c.c.) yine “Benim öyle kullarım vardır ki, onları
delilik perdesi altında gizlerim” buyuruyor.