Ders30

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Gelin sizin ile kırk sene NEFSİM ile baş başa dolaştığım yerleri sizin aklınıza sunayım. Rabbimin yardımı ulaşıp aklımı, nefsime kumanda edinceye kadar ümit ederim ki Rabbim bizi de sizin kurtuluşunuza sebep kılar.

         Hemen şunu da ilave edeyim ;

nefsim ile arkadaşlığımın otuz yedinci senesine girmiştim ki, dünyaya geliş sebebim, babam dünya ömrünü bitirmiş ebedi yolculuğuna çıkmak üzere o zamanlar bilemediğim şimdi ise çok iyi idrak ettiğim her insana nasihat eden yeşil üzerine sarı sırma ile işli,

” Her nefis ölümü tadacaktır”  örtüsüne sarılı tabutu musalla taşı üzerinde, cenaze namazı başkaları tarafından kılınırken, nefsimin kenarda sigarası ağzında seyirci olmasını,

halen üzüntü içinde hatırlıyor, son nefesime kadar da bu üzüntüyü daha da artarak hatırlayacağımı zannediyorum.

Bugün benim nefsime benzeyen nefisleri gördükçe hele gün geçtikçe acayip usuller,

tabut üzerine sarılan spor kulüplerinin bayrakları, cami ile mezarlık arasında yol boyu tutulan alkışlar, içki partileri, şarkılı, danslı kutlama günleri, türbe ziyaretlerine karşı çıkıldığı halde,

kendi sevdiklerini kabirleri başlarında onlarla konuştuklarını gördükçe üzüntüm daha da artıyor. Mezarlıklar birer çukur olmuş, başlarında Kur’an okuyanlar, namaz kıldıranlar, sarhoş,

benim eşkıya nefsimin arkadaşları buralara kadar uzanmış bizse körlüğümüzden bunları görememişiz.

Anma günlerimiz gitme sırasının bize geldiğini hatırlayıp, hiç camilere uğratmadığımız nefislerimize, hiç uğramadığın halde neden bu camilerden yola çıkacaksın sorusunu sormamışız, abdestsiz, taharetsiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız, eş dost ve sevenlerimizi tabutumuzun altına girip bizi bir çukura koyacaklarını düşündükçe kahroluyorum.

Fakat bu kitapçık ile bazı nefislere yardımcı olabilirim ümidi beni teselli ediyor.

         Ey nefsim yol bitmez deme görmüyor musun ki, her gün yüzlerce kişi başka bir yolculuğa çıkıyor, onlar sana ders vermiyor mu?

Bu yolun onlar gibi bir gün sende sonuna geleceksin. İlmin en ileri bir devirde, bütün nimetlerin en bol olduğu bir zamanda, arzın ve göğün en verimli araçlarla istifadene sunulduğu bir çağda yaşıyorsun, aklım var, tahsilliyim diyorsun.

Kalbim var seviyorum diyorsun, insanım, insanca yaşıyorum diyorsun. Yok nefsim yok, kendini aldatıyorsun.

Senin okuman, senin tahsilin, cahillerin yaşadığı gibi yaşamak için, işin ve tahsilin de onların başında olmak, onlara zulmedip cehaletlerinden ve fakirliklerinden istifade etmek için.

Kadınları bırakıp erkeklerin birbirlerini buldukları yerlerde okumadın mı?

Her gün binlerce sayıları artan cahilleri bir arada barındıran memlekette tahsil yapıyorsun. Terazin doğru tartmıyor, çünkü doğru yaşamıyorsun, adaletin sıfır, mazlumdan alıp zalime ve cahile yediriyorsun.

İnsanlıktan haberin yok, seviyorum diyorsun, etlerini pazarlara dökmüş, kan ve leş kokmuş boyalarda sahte güzelleşmeye çalışmışları seviyorsun.

Çünkü güzelin ne olduğunu, kimin ve neyin sevilmeye layık olduğunu bilmiyorsun.

Çünkü kalbin yok.

Bir ciğercide bir baş, bir kalbe gülüyordu, binlerce başları düşündüm.

Benim başım ise o anda kalbime ağlıyordu, binlerce kalpleri düşündüm.

         Ey nefsim sen akılsız, kör ve cahilsin, yolu bitirmiş, sonuna gelmişsin haberin yok.

Bunları bilmek için var diye öğündüğün aklını devre dışı bırakıyor, onlar gibi bir dişiye sahip oluyor, dişini koruyamıyorsun, çocuk sahibi oluyor,

esiri olduğun tüm yanlışları onlara aktarıyor onları elinle ateşe atıyorsun.

Hey... Gafil nefsim uyan! Sıyrıl cahilliğinden.

Akıllı olan etrafına bakıp, bu kadar zenginliğin kendine ait olmadığını, kendinin durup dururken meydana gelmediğini, kendinden başka canlıların çıkmasına mani olmadığını,

her gün gördüğün şeylerin bazen yeşillenip canlandığını, bazen sararıp solduğunu,

babasının da babası olduğunu, anasının da anası olduğunu fakat şimdi olmadığını acaba nerededirler diyerek düşünüp uyanır.

Uyanır ve der ki, “ben akıllı değilim”.

         Kimdir bu kadar varlığın sahibi, kim bu eşsiz sanatların sahibi.

Kimin emri ile alınıyor,anaların, babaların, yaşlı ve genç insanların bir daha iade edilmemek üzere canları.

Kim ki bu?

Nasıl bir güç ve azamet sahibi, nasıl bir alim?

Kimse ona hesap soramıyor ve karşı gelemiyor.

Halbuki sen kuruşunu dahi kimseye kendi rızan olmadan vermiyorsun.

Senden hiç kimse zorla alamıyor, der ve düşünür.

İşte şimdi senin düşünme zamanın en nefsim.

Benim dediğin aklını sana küfür yuvaları kurmak için, kumarhaneler açmak için, ellerine silah verip erkeklerini öldürüp, kadınlarından her türlü istifade etmek için,

çeşitli nimetleri bir araya getirip sarhoş olmak için içkiler hazırlamak,

adaletten bahsedip, kalemine yanlış yazdırmak, terazine eksik tarttırmak için,

ananın-babanın kafasına odun fırlatmak, kız kardeşini çırıl çıplak soyarak teşhir etmek için,

boy boy putlar dizip bunlara tapmak için, vatanına kafir girdiğini gördüğün halde susman için vermedi bu aklını sana veren.

         Ey nefsim! Var dediğin kalbini, onun bunun helalini, malını, mülkünü, ırz ve namusunu, senin olmayan şeylerin sevgisi ile doldurmak için vermedi sana veren.

Sen bunlarla insan olamazsın.

İnsanım deme kendine, sana seni insan suretinde yaratan sahibin, bu hallerinden dolayı hayvandan aşağısın diyor.

 Kim mi?

Senin sahibin !

İşte o aklın ile, yalnız kendinin bilinmesini isteyen, temiz kalabilmen için, senin için indirdiği kitabını okuyabilmeni isteyen, kalbin ile yalnız kendisinin ve sevilmesini istediği sevgilisinin sevilmesini istediği;

Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c)...

         Sen ey gafil nefsimin ve nefislerin, babalarının, analarının, hocalarının, imam, müezzin ve alimlerin nefisleri.

Bu emaneti sizlere teslim eden böyle mi teslim etti?

Bu söylenenler sizleri hiç ilgilendirmiyor mu?

Hep doğru, doğru diye tasdik ediyorsunuz.

Bu yolun bir gün biteceğini neden söylemedin, hiçbir kelime dahi bilmediği, bu dünyanın pisliklerine bulaşmadığı zamanlarda onun aklını ve kalbini bu afatlardan ne için korumadın.

Halbuki o zamanında sizlere tertemiz (İslam fıtratı ile) teslim edilmiş, geldiği yerin, oradan gelip gidenlerin bilincinde idiler Rabbini biliyorlardı.

Arkadaşları vardı geldikleri yerde.

Kendi isteği ile de gelmemişti.

İtaatkar olduğu, aldığı emre uyduğu, imtihan olmak için gelmişti bu aleme.

Neden ona ebediyen imtihan kapısında kalınmayacağını, yine geri dönüleceğini söylemediniz. Söylemenize de lüzum yoktu.

Hep onu seyretse idiniz, onu bildiği ile baş başa bıraksa idiniz, sizin ona değil, sizin de Rabbinizin ona öğrettiklerinden ders alırdınız.

         Siz ey öğretmen olmuş, öğretmenlikle alakası olmayan nefisler.

Öğretirken öğrenileceğini bilmeyen, iki marş, yirmi dokuz harf, on rakam ile her şeyi bitiriveren, mühim olan bunları öğretmen değil idi.

Bunlar yan yana dizilecek, yer değiştirip yine dizilecek bazı kelimeler meydana gelecek.

Bu da mühim değil, rakamlarda böyle, mühim olan onların dili ve sırları idi.

Mühim olan bu dil ve sır ile yapacakları ameller idi.

Bilmiyor idinse neden araştırmadın, öğrenirken öğretirdin.

O geldiği yerde bunları biliyordu.

Çünkü Rabbimiz babamız Adem’ e bunların sırrını vermiş ve öğretmiş idi.

         Sen ey imam efendilerin, müezzin efendilerin, alim efendilerin nefisleri, sizler suçsuz musunuz?

İşte en büyük suç sizlerde.

Çünkü siz her şeyin hakikatini O alemde de biliyordunuz.

Bu alemde de okudunuz, öğrendiniz.

Size keramet olarak O insanın ve kainatın temiz tutulmasının tarifesi olan kitabı hıfz ettiniz, manalarını öğrendiniz.

Bunların hepsi birer hakikat idi. Bu Hak,katların gerçek manalarını kime söylese idiniz kimse hayır demezdi.

Diyecek olanlar çıksa bile çok, çok canınızı alırlar idi, manasını sizler biliyor idiniz, seve seve verirdiniz, sizden sonra gelen de sizin bırakmış olduğunuz yerden aynen devam ederlerdi.

Siz korku tohumlarını ektiniz, onlar biçtiler.

Aynı biçilenden ayrılıp ekilen tohumdan biten tarladaki mahsul yine korku oldu.

Bugün yine aynı ekim ve biçim devam ediyor.

Bu nefislerin, nefisleri yok etmesi değil ki, neden korktunuz.

İlminizi nefsinize tatbik edecek idiniz.

Hayır işleyen cemaatten olacaksınız.

Sizdeki güzellik diğer nefislerin dikkatini çekecek, onlara da bu hayırlı işleri tavsiye edecektiniz.

         Bu aleme Nuh, Ad, Semud, Lut ve Firavn kavimleri geldi helak olup gittiler.

Kur’an Arapça olarak Mekke cahilleri ve onların babaları zamanında Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimize indi.

Verilen vazifeyi yaptı gitti, her iş bundan mı ibaretti?

Her şey orada mı kaldı?

Peygamber Efendimizin buna ihtiyacı mı vardı?

Bu helak olan insanların nefislerinin sonumu geldi.

Nesli küfrü kesildi mi?

Bu yolun sonuna kadar bunların devam edeceğini ve hiç eksilmeyip artacağını sen bilmiyor mu idin?

Kimler bugün bu yerde oturur, kimdir bugün bu cahil nefislerin varisleri, bunları biliyor mu idiniz?

Neydi sizi bunlardan uzaklaştıran, hakikatleri onlara anlatmaktan sakındıran korku.

Onların zulümleri kendi nefislerine idi, bilmiyorlardı, cahildiler, gözlerinin perdeli, kulaklarının tıkalı, kalplerinin mühürlü olduğundan haberleri bile yoktu.

Dünyanın süsleri onları aldatmış, geçici bir ömürde onlara kavuşmak için türlü yanlışlıklar içinde nefis elbiselerini kirletmişlerdi.

Hala aynı işlere devam etmekteler “ Bilenlerle bilmeyenlerin bir olmayacağını ” sizler bilmiyor mu idiniz?

Onların temizlenmesi için Rabbinizin güzel nasihatlerinin Nur’unu taşıyan Kur’an-ı Kerim’e yaklaştırmak yerine;

Allah’ın kanunlarını sanki zulüm gibi göstererek,

müjdelemeden korkutmak,

tövbe kapıları kapanmamış olduğu halde Cehenneme doldurmak, onları daha da hırçınlaştırmış. Sizin bu şekilde davranırken onlar gibi yaşamanız,

onların okudukları okulları işgal etmeniz,

onların eğlendikleri yerlerde onlar gibi eğlenmeniz,

onlar gibi giyinmeniz, kısacası ameliniz ile sözleriniz arasındaki çelişki o insan nefislerinin temizlenmesini arzu edenlerin de uzlaşması ile cehalet ehlinin sayısının artmasına sebep olmuştur.

Siz bu işi Hakka bağlayıp, susmadan Kur'an'ı dile getirse idiniz ki,

konuşan siz olmayacaktınız, zarar da etmeyecektiniz.

Buradaki çürümeye mahkum olan elbiselerini çıkarıp ebedi elbiselerini giyecektin.

Bu alemde bir insan başka ne ister ki?

Kaybedilmiş hiçbir şey yok. Gelin hep beraber tövbe edelim.

Sizden evvelkiler sustularsa siz konuşun. Korkmayın, söyleyin ölmezsiniz.

Borunun içinden gelen bir susam tanesi rızkınız ise yemeden bu dünyadan çıkmanız mümkün değildir.

Korkmayın sesinizi kimse kesemez. Rabbimiz zaman çarkını durdurmadan.

Ne zaman ki susam tanesi bitti, çark durdu, postu delseler de kıymeti yok.

Çünkü onların deldiği birkaç delik unutma ki mezarda binlerce olacak ve posttan eser kalmayacak.

Gel kardeşim, sen gafil olma, bu yolun sonu gelecek.

Sana bu söylediklerimizi dinlersen henüz zaman geçmedi.

Rabbimiz bizi zulmetmek için yaratmadı.

Yaptıklarımızdan  pişmanlıkla dönelim, bir daha yapmamak üzere tövbe edelim.

Rabbimizi bilelim.

Kıyamete kadar bize her türlü zorluklardan kurtulmanın yollarını gösterecek,

tertemiz Rabbimize kavuşmamızın ışığını tutup karanlık dünyamızda yolumuzu aydınlatacak rehberimiz Kur’an-ı Kerim’e baş vuralım.

Her şeyin bir örneği, taklit edilecek bir numunesi vardır.

O da Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın şehadet ettiği,

Habibim dediği, insan numunesi Hz. MUHAMMED MUSTAFA (s.a.v.) efendimizi,

hayatını, sözlerini yakinen takip edelim, yaşantılarımızda örnek alalım, nefislerimizi temizleyelim.

Hangi görüş, hangi inançta olursak olalım... hepimiz aynı gaye ile yaratılmışız.

Bu dünya ve üzerindekiler bizim müşterek değerlerimiz, her şeyin hayrında birleşelim.

Ben bir şey bilmiyorum deme, sana zordur derlerse onlara inanma,

her şey o kadar kolay ki, her şey o kadar alenen ortada ki, yalnız aklını ve kalbini bunun la doldur.

Babandan istediğin harçlık için, annenden istediğin meme için yalvardığının ve ağladığının yüzde biri ile dahi bunlara sahip olursun.

Yalnız şunu unutma ki, nasıl fabrikaya, bankaya, daireye veya dükkanına beş dakika geç kalmak, kovulmana, işten atılmana, yevmiyenin kesileceğine içinde bir korku duyuyorsan, bu korkuyu duy ve devam et.

Sen bir gün öyle zengin olacaksın ki, hiçbir şeyim yok diyen sen, dağıtmakla bitiremeyeceğin bir servete sahip olacaksın.

         Bakın kardeşlerim ! biraz düşünelim. Bu sözlerimi hiçbir nefsi kınadığım için söylemiyorum.

Nefsimin zulmü altında ruhumun ezilmesini, nefislerinizde hala ezildiğini duyuyor hep beraber mutlu sona erelim diyorum.

Biliyorsunuz Mason locaları kapılarını açtı.

Haham başı “ ben yeni bir din icat ettim ” dedi ve ilave etti;

“O din Allah ve insan sevgisidir.” İşte hakikat budur.

Allah’ı sevmek tabi ki bütün insanların görevidir. Bu bir amaç değil gayedir.

Çünkü insan ve cin taifesinin yaratılış gayesi budur. Şimdi bakın Adem (a.s.)’dan Peygamber EFENDİMİZ’e kadar bütün insanlar sevilirken,

Peygamber Efendimiz bir insan olarak tasdik edip sevilmesi gerekmez mi?

Eğer bunu idrak edebilirsek nefisler arasında hiçbir sorun kalmayacaktır.

         Gel kardeş cahil olma ! O güzelim aklınla şunu bil ki, bu yol bitecek. İsa (a.s.) da gelecek Mehdi   de de.

O azap günü de gelecek, o azap günü seni korkutmasın, imanı olanların, inananların aklını ve kalbini Rabbine bağlıyanların bayramıdır o gün.

Sevgilinin tüm sevgililerle kucaklaşacağı gündür o gün.

Bu sahte alemin cefalarından kurtulduğumuz gündür o gün.

Bugün burada güzel diye kendini helak ettiğin, yaşayacağım diye ömrünü tükettiğin,

tüm gözle görüp seyrettiğin, hakiki zannedip aldandığın şeylerin sahte olduğunu, hakikilerini görüp anlayacaksın.

İşte o zaman bu yol bitse de sen kalırsın.

Çünkü sen de sevenleri seven sevgiliyi kavuşacaksın.

Bizden söylemesi, senden dinlenip tutulması.

         Aklın hala ermedi ise,

seni biraz olsun yaşadığın alemden alamadık ise,

işte o zaman sana çok yazık,

çünkü sen ezelde yanlış yere imza atmışsın.

Varlığına inandığın Aklın, kalbin senden ezelden alınmış.

Yerinde var sandığın sahtelikleri ile seni aldatmış.

Şeytan denen düşmanın işlemiş senin ziynetlerini.

İşte o zaman yine sana söyleyelim.

Beklediğin İsa (a.s.) da gelecek Mehdi de, o azap günü de.

Ama sen yine iman etmeyecek, inanmayacaksın.

Her şeyi inkar edip bir kat daha azacaksın, azgınlığın arttıkça artacak, yolun sonuna nasıl vardığını anlamayacaksın.

Ne zaman ki, ateş yüzünü yalayacak.

Ayaklarına halkalar takılacak.

Boynuna kızgın demir urgan geçirilecek, işte o zaman ayılacaksın.

Ama bir bakıma yine mutlu olacaksın.

Nuh, Ad, Semud ve Lut kavmindeki, kısacası Adem babamızdan o güne kadar tüm senin gibi inanan arkadaşlarınız ile birlikte olacaksın.

Olacaksın ama saltanatından yoksun hiç kimsenin itibar etmeyip bütün horluklarla baş başa kalacak,

kulaklarında ateşte kızdırılmış kamçıların sırtında şaklamalarının sesi,

midende zakkum ağacından yediğin meyvenin acılığı,

boğazında kaynar demir eriğinden içtiğin su.

İşte bu da, buradaki saltanatının, yediklerinin, içtiklerinin ve sevdiklerinin oradaki hakikileri, en iyisini Yüce Allah (c.c.) bilir.

O daima af edici ve bağışlayıcıdır.

Böyle bir günün azabından ve öyle bir güne sebep olacak bu alemdeki yaşantımızda ondan yardım isteriz.

         İSLAM ! İnsanların seviyesine indirilince değil, İnsanlar İslam’ın seviyesine çıkarılınca yaşanır ve anlaşılır.

         Bu alemde insanlar üç kısımdır.

         Birincisi: Dünya için, dünyada bulunanlar için mücadele eder.

Öldürür, ölür, kendi cinsinden olan Allah (c.c.)’ın kullarını dahi,

gayesi dünyasını kendi nefsince süslemek için bunlarda Kelime-i Şehadet getirirler,

namaz kılarlar, oruç tutarlar, hac yaparlar, zekat verirler.

         İkincisi: Allah (c.c.) için, dünya için mücadele eder, üzerinde yaşadığı toprağı genişletmek, malını mülkünü çoğaltmak,

rahat ibadet etmek için sadece kendi nefislerine uygun olması için en yakınlarını dahi feda ederler.

Bunlar da Kelime-i Şehadet getirirler, bunlarda namaz kılarlar, oruç tutarlar, hac yaparlar, zekat verirler. Müslüman’dırlar.

         Üçüncüsü: ALLAH (c.c.) için tüm kainatın içindeki yaratıkları severler.

Çektikleri cefa ve sıkıntı, uğradıkları musibet onları onları bu sevgiden alıkoyamaz.

Kelime-i Şahadet getirirler, namazlarını kılarlar, oruçlarını tutarlar, hac yaparlar, zekatlarını verirler.

Yüce Yaradan’dan istediklerini, kendileri için değil tüm Yüce Allah (c.c.)’ın yaratıkları içindir. Hizmetleri ALLAH için, ALLAH (c.c.)’ın yaratıklarınadır.

İşte İSLAM’ın zevk ve manası burada anlaşılır.

 

ŞİİR 28

ŞİİR 29

ŞİİR 30

ŞİİR 31

ŞİİR 32

ŞİİR 33

ŞİİR 34

ŞİİR 35

ŞİİR 36

ŞİİR 37

ŞİİR 38

ŞİİR 39

ŞİİR 40

ŞİİR 41

 

Başlıklara dön                              ders 29   Ana sayfa