Şeker Bayramı

Musahipzâde Celâl

 

        Iyd-i fıtr-ı Ramazan da dediğimiz Şeker Bayramı da ramazan ayının ispat edildiği gibi ispat edilir.

Ramazan ayı hilalin görülmesine göre bazen otuz, bazen yirmi dokuz olur. Ramazanın yirmi yedisinde yani Kadir Gecesi'nden sonra geçen iki üç gün büyükler ve çocuklar için heyecanlı günlerdir.

Bayramlık elbiseler tedarik edilir, kunduralar alınır, çamaşırlar hazırlanır, kız erkek bütün çocuklar bayramlıklarını giyinip kuşanmak için bayram davulunu beklerler. Mini miniler ise kunduralarını ve daha başka bayramlık cici bicilerini baş ucuna koyup uyurlar.

Ekseriya bayram, arife günü akşam ezanından sonra ilan edilir. Ramazanın ilk gecesinde olduğu gibi bayramı müjdeleyen davul sesleri çocuklarla beraber büyükleri de ruhanî bir sevinç içinde heyecana getirir. O millî, dinî sevinçli günlerin müjdecisi olan davulun

  Dan dana da dan dana da dan dan

  Dan dana da dan dana da dan dan

sedası memleketin ufuklarında gürlerken gönüllerde ne yüce ve ne kutsal hatıralar gelip geçmezdi ki..

Bayram sabahı ortalık ışılarken minarelerde ilahî nağmelerle temcit verilir. Saban ezanı okunur.

Büyükler bayramlık elbiselerini giyer, süslenir, saçlar, bıyıklar, sakallar taranır, güzel kokular sürünülür. Minarelerden yükselen temcidin tehlili ile vecd içinde camilere koşarlar. Sabah namazı cemaatle beraber eda ederler. Sonra herkes camide hısım akraba dost, konu komşu ile el sıkarak, kucaklaşarak, küçükler büyüklerin ellerini öperek bayramlaşırlar.

Evlerine dönen cemaat eve girer girmez kapı önünde bekleyen ailesiyle eller öpülerek, kucaklaşılarak, küçükler öpülüp koklanarak sevinç içinde bayram tebrik edilir.

Ortaya şekerler, şekerlemeler konur. Konu komşu ziyaretleri başlar.

Şekerci dükkanlarından başka yer yer her köşe başında gelin askısı gibi süslenmiş şekerci sergilerinin önleri, müşterilerle dolar boşalırdı.

Uzak yerlerdeki ahbaplara ve akrabaya bayram şekeri götürmek adet idi. Herkes haline göre buna riayet ederdi. İpekli işlemeli çevreler, mendiller, çil çil kuruşlar, süslü çıkıncıklarla el öpmeye gelen çoluk çocuğa verilirdi.

Bayram yerleri: İstanbul'un üç köşesinde yani İstanbul, Üskü­dar, Galata, Kadıköy, Beyoğlu, Kasımpaşa, Beşiktaş semtlerinde birçok bayram yeri vardı.

İstanbul'da Fatih, Yenibahçe, Edirnekapı, Sultanselim, Aksaray, Yedikule, Kadırga, Cinci Meydanları.

Üsküdar'da Doğancılar, Bülbülderesi, Nuhkuyusu, Duvardibi, Haydarpaşa, Kuşdili.

Beyoğlu'nda Tophane Sakabaşı, Çukurcuma, Sormagir, Karabaş, Mahallelerinde; Kasımpaşa'da Kulaksız, Baruthane Çayın'nda, Tabakhane Meydanı'nda, Çürüklük'te, Beşiktaş'ta Ihlamur ve Maçka'da.

Bayram meydanlarının en meşhuru İstanbul'da Fatih, Vefa, Cinci Meydanı ve Kadırga; Üsküdar'da Doğancılar, Haydarpaşa; Beşiktaş'ta Ihlamur Köşkü civan; Beyoğlu'nda da Firuzağa, Karabaş Meydanları, Kasımpaşa'da Tabakhane Meydanlarıydı.

        Bu meydanların etrafı birçok çadırla çevrilirdi. Büyükçe bir çadırın içinde hokkabazlar, ip canbazları, halkın denizkızı dediği deniz mahluku, toparlak kafalı, iki yanında ele benzeyen kanatçıkları ile yarı belden aşağısı pullu balık Deniz Aygırı diye çoluk çocuğa onar paraya seyrettirilir. Meydanın orta yerinde türlü türlü salıncaklar kurulurdu.

Asma salıncaklar: Etrafı parmaklıklı birçok arşınlık kare biçiminde dört tarafı sıra sıra çocukların oturacağı mini mini peykeler, iki tarafına kakılmış sağlam ayakların ucuna çengel ile asılırdı.

Kolan salıncakları: Uzun seren direklerinin tepesine bağlanan kuvvetli halat ipleriyle kurulduktan sonra aşağısına ayak basacak bir tahta bağlanır. Ekseriya delikanlılar bu kolan salıncaklarına karşılıklı ayak üstü binerek kolan vururlar, öyle havalanırlardı ki yanlarındaki seren direklerinin tepesine kadar yükselirlerdi.

        Dönme dolaplar: Üç dört arşınlık kare biçiminde dört beş çocuk alacak kadar etrafı parmaklıkla çevrilmiş iki yandan bir adam boyunda tahtadan kolları dolabın dört uçlu çarkının tahta kollarına çengelle takılı, fırıl fırıl dönen dört beş beşikti. "Gel dolaba, gel dolaba!" diye çocukları davet eden dolapçılar, beşikleri doldurunca dolapları çevirmeye başlarlardı.

Atlı karaca [Atlıkarınca]: Üstü açık, küçük küçük arabalara koşulmuş at, karaca, arslan kafalı, sakallı, bıyıklı, insan başlı, at gövdeli, heykelden olan Atlı Karaca, bir daire üzerine yerden bir arşın yüksekte arka arkaya demir çubuklarla bağlanmış olduğu halde dişli bir çark ile döndürülürdü. Havada uçar gibi çadırın içinde fırıl fırıl döndükçe, cicili bicili bayramlıklarıyla oturan yavrucakların cıvıltılarına, türkülerine, kahkahalarına doyum olmazdı.

Çek-çek arabası: Dört, beş çocuk alabilecek kadar küçük, üstü püsküllü tenteli, süslü arabacıklar, sahipleri tarafından çekilerek bayram yerinin etrafında dolaştırılırdı. Midillilere, merkeplere, atlara binen erkek çocuklar meydanı dört dönerek gezerlerdi.

Bu meydanların dışını, tatlı tuzlu ne kadar yiyecek satıcısı varsa kuşatır; seyyar oyuncakçılar, kuşlokumcular, gevrekçiler, kurabiyeler, zülbiyeciler, börekçiler, şerbetçiler, çörekçiler, simitçiler dolaşır; turşucular da lahana, biber, hıyar turşuları satarlardı.

Bayram yerlerinin dışında birçok çadır kurulur. Kahveler nargileler, çubuklar içilir. Her vilayet halkının türküleri, destanları oyun havaları davul zurna, çığırtma, kemence ve türlü sazlarla çalınır çağrılırdı.

Esnaf loncaları bayramlarda teferrüçler tertip ederlerdi.

İstanbul civarındaki seyir yerlerinde at koşuları, adım atlama çeki taşı kaldırma, pehlivan güreşleri gibi idman oyunları da oynanırdı.

(Eski İstanbul Yaşayışı, s. 120-122)