Kandiller Yanarken Yahya Kemal Beyatlı Bu şehir Türktür ve Türk olmasa insaniyet güzelliğinden bir âlem kaybeder. Mütarekenin ilk senesi, eli bayraklı Yunan taşkınlığı, yapılacak her alayiş gibi yapılmayacak her nümayişi yapmış. İstanbul'u yar ü ağyare bir Yunan şehri olarak göstermeye çalışmış, bizim gibi ecnebilerin gözlerini de uzun bir müddet Elenizmos'un tütsüsüyle bulandırmıştı. O senenin ramazanı geldi. Bir gece Rumları tanıyan ve bizi seven bir ecnebi ile Moda'daydım. Karşıdan İstanbul, mahyalarıyla, minarelerinin şerefelerindeki kandilleriyle görünüyordu. O ecnebî bu manzaraya baktı, baktı: "Bu şehir Türktür ve Türk olmasa insaniyet güzelliğinden bir alem kaybeder!" dedi. Bu heyecanından biraz sonra da bu muazzam mahya ve kandil nümayişi karşısında hatırına gelen bir mülahazayı söyledi: "Rumlar bir senedir bu şehri bize Yunanlı göstermek için ne çarelere baş vurmadılar, kendi evlerinden sonra Beyoğlu'nda Türk emlakim de maziye beyaza gark ettiler, siz ses çıkarmadınız. Lakin bu akşam ne sizin ne de hükümetinizin tertibi eseri olarak minareler kendiliğinden öyle bir nümayiş yaptılar ki bu şehrin milliyetini tamamıyle gösterir." Hakîkaten İstanbul'un o gece nümayişi, o senenin bütün çirkin nümayişlerini söndürmüştü. Bu akşam İstanbul'u bir daha o halinde göreceğiz. Yalnız artık gönlümüz mahyalara kanmıyor. Uzun seneler vatanda gurbet nasıl olurmuş duyduk. Kaza ve kaderin cilvesinden sonra istiyoruz ki ramazanı cedlerimiz gibi ferahlı bir Müslüman kalbiyle idrak edelim. Bugünkü
Türkler siyasiyatta, ilmi, medeniyeti, hayatı telakkki de daima üçe ayrıldıkları
gibi ramazanı tahassüste de üçe ayrılıyorlar. Bu üç zümrenin yalnız müşterek bir noktası var! Ramazana tahassür! Bir zümreye göre ramazan bir şehrayindir. Çörekli börekli, davullu dümbelekli, meddahlı Karagözlü, kahveli nargileli, şuruplu şerbetli, amberli hacıyağlı, kandilli kağıt fenerli bir şehrayin. Bu zümrenin ramazan geldi mi hasreti coşuyor, hey gidi günler hey! Nerede eski ramazanlar diye bir acıklı hikayedir tutturuyorlar ki her mevzu gibi yavaş yavaş beylik üsluba geçecek. İkinci bir zümre başta Darü'l-Hikmetü'l-İslamiyye ve bütün muttakîler ramazanı böyle anlayışa sinirleniyorlar, diyorlar ki: "Ramazanı bizim mütemeddinlerimizin sevdiği tarzda, bir şehrayindir, rengarenk günagün levhaları olan bir eski Şark alemidir, diye frenkler de seviyor; hatta bu efendilerin çoğu, ramazanı sevmeyi onların şairlerinden, ressamlarından öğrenmiş olsalar gerek! Ramazan nefsimizle dünyevî hırslarımızla mücadele ettiğimiz bir aydır. Camilerimizde potinlerini çıkaramayanlar, pantalonları yüzünden diz çökemeyenler bir gün, hatta o da değil, iftara kadar ancak bir kaç saat açlığa katlanamayanlar, neden seviniyorlar?" Cedlerimizin mübarek an'anelerini güden bu muttakî, musallî, mütekid zümre hiç olmazsa bu ay müddetince orucu, namazı, sadakayı, nefsimizi tezkiyeyi tavsiye ediyor. Lakin bir zamandır bu memlekette bir üçüncü zümre türedi. Bu zümre diyor ki: "Senede bir defa gelen bu otuz günlük sürekli şehrayin içinde büyük mazinin şaşaasını yaşıyoruz; lakin bu levha mazidir, biz onun içinde bir müzede dolaşır gibi dolaşıyoruz, zevk alıyoruz, eğleniyoruz. Kendimiz ondan değil ve ona frenkler kadar yabancıyız. Eğer bu levhanın biraz daha hayatı varsa o eski sürekli hayattan bakiyedir; eski İslam medeniyeti söndükten sonra İslam imanı da gevşedi. İbadet bile ancak bir teamül haline girdi. Bununçündür ki Yunan Hükümeti gibi bu milletin, bu dinin imha' sına çalışan bir hükümet zaptettiği Müslüman memleketlerinde Müslüman ahaliye jandarmalarının kırbacıyle namaz kıldırmak, cezayı nakdî tertibiyle oruç tuturmak istihzasına cür'et ediyor. Emindir ki, bugünkü Müslümanların ibadeti o eski iman devirlerimizki ibadet gibi bir iman olmaktan uzak ve sadece bir teamüldür. Eğer bugünkü ibadetlerimiz cedlerimizinki gibi pür-iman olsaydı. Yunan Hükümeti aksine hareket ederdi. Müslümanların elinden her türlü hakk-ı hayatlarını aldığı gibi ibadetlerine de mani olurdu.
Biz cedlerimiz kadar Müslüman, onların diyanetine sahip, onlar kadar imanı
hararetli olursak bu mübarek ay yeni bir şaşaa ile dirilir. Bir müze,
bir şehrayin olmaktan çıkar, her sene tekerrür eden bir tasfiye merhalesi
olur."
Kimi eski ramazanlara mütehassir, kimi ramazanı cedlerimizin lezzetiyle
hala yaşıyor. Kimi ramazanın da her şey gibi zevalinden korkuyor. Mamafih
ramazan eski medeniyetimizin ufak tefek güzellikleriyle devrine devam
ediyor. Her sene gibi bu sene de ramazana girerken biraz gurbetten çıkacağız! (Eğil Dağlar-Millî Mücadele Yazılan'ndan, s. 114-117) |