İTİKAF Dr.
Durak PUSMAZ Ramazan
ayı denilince akla gelen ibadetlerden biri de itikaftır. İtikaf sözlükte
bir şeye devam etmek, insanın kendisini bir yerde alıkoyması, bir
yere kapanıp ibadetle meşgul olması anlamınadır. Dinimizdeki anlamı
ise bir mescitte Allah’ın rızasını kazanmak için belli âdâb içerisinde
bir müddet kalmaktır. İtikafa girene "mu’tekif” veya "âkif”
denir. İtikaf
meşru bir ibadettir. Meşruiyeti kitap ve sünnetle sabittir. Kur’ân-ı
Kerim’de: "Mescidlerde itikafa çekildiğiniz zaman kadınlarınıza
yaklaşmayın.”[1] buyrulur. Peygamber
efendimiz Medine’de hicretin ikinci yılında ramazan orucunun farz
kılınmasından itibaren ömrünün sonuna kadar her ramazan ayının son
on gününde itikafa girmiştir. Nitekim Hz. Aişe validemiz Peygamber
Efendimizin itikafa girmesiyle ilgili şöyle demiştir: "Hz. Peygamber
vefat edinceye kadar itikafa girer ve derdi ki: "Kadir gecesini
ramazanın son on gününde arayın.” Hz. Peygamberden sonra zevceleri
de itikafa girdi.[2] Peygamber
Efendimize Medine hayatı boyunca on sene müddetle hizmet etme şerefine
nail olan ve Peygamber efendimizden en çok hadis rivayet edenlerden
biri olan Enes b. Mâlik ile ashabın en güzel Kur’an okuyanlarından
biri olan Übey b. Ka’b ise Peygamber Efendimizin itikafları ile ilgili
şöyle demişlerdir: "Resûlullah (s.a.s.) ramazanın son on gününde
itikafa girerdi. Fakat bir sene (seferde olduğu için) itikafa giremedi.
Ertesi sene 20 gün itikafa girdi.”[3] İtikaf
sadece Ümmet-i Muhammed’in hususiyetlerinden değildir. Allah Teâlâ
Kur’ân-ı Kerim’de: "İbrahim ve İsmail’e: Tavaf edenler, itikafa
girenler rükû ve secde edenler için evimi (Kabe’yi) temizleyin, diye
emretmiştir.”[4] buyurur. Bu âyet-i
kerime ile, Hz. Zekeriyya ve Meryem kıssaları hakkındaki âyet-i kerimelerden[5] itikaf ibadetinin önceki peygamberlerin dinlerinde
de olduğunu öğreniyoruz. Amellerin
En Faziletlisi Tâbiînin
büyük alimlerinden İbn Şihâb ez-Zührî’nin (Ö.124/742) ifade ettiğine
göre itikaf amellerin en şereflisidir. Çünkü itikafa giren kimse geçici
bir zaman için de olsa dünya meşgalelerinden uzaklaşır, kendini tamamen
Allah’a verir, Oruçlu olur. Mescidde namazı beklemekte olduğu için
daima namaz kılıyormuş gibi sevap alır. Vaktini ibadet ve taatla,
Allah’ı zikrederek, Kur’an-ı Kerim okuyarak ve benzeri faydalı şeylerle
geçirir. Lüzumsuz, dünya ve ahireti için faydasız şeylerden uzak durur. Sahabe-i
kiramın alimlerinde Abdullah İbn Abbası’ın talebesi ve İmam Azam’ın
hocalarından olan Atâ b. Ebî Rebah der ki: "İtikafa giren, büyük
bir kimsenin kapısına bir ihtiyaç için defalarca gelip duran kimse
gibidir. İtikafa giren kimse (lisan-ı haliyle Rabbim) beni bağışlayıncaya
kadar buradan ayrılmayacağım.” der.[6] İtikafa
erkekler, içerisinde cemaatle beş vakit namaz kılınan camide girerler.
Kadınlar ise evlerinin bir köşesinde, namaz kıldıkları odalarında
girerler. İtikafın
Kısımları İtikaf
vacip, sünnet ve müstehap olmak üzere üç kısma ayrılır. Bir
kimse itikafa girmeyi nezreder, yani adarsa bu, üzerine vacip olur.
İtikafı adama; "Allah rızası için üç gün itikafa girmek üzerime
borç olsun” şeklinde bir şarta bağlamadan olabileceği gibi, "bu
hastalıktan kurtulursam, hastam şifa bulursa veya şu işim olursa şu
kadar gün itikafa gireceğim” şeklinde bir şarta bağlı olarak da olur.
Bu durumda beklediği olunca belirttiği gün kadar itikafa girmesi üzerine
vacip olur. Girmezse günahkar olur. Çünkü âyet-i kerimede: "Ey
iman edenler akitlerinize vefa gösterip yerine getirin.”[7]
buyrulmuş, Peygamber Efendimiz de: "Kim Allah’a itaat hususunda
adakta bulunursa adağını yerine getirip Allah’a itaat etsin.”[8] buyurmuştur. Ramazan’ın
son on gününde itikafa girmek sünnettir. Çünkü Peygamber efendimiz
daha önce belirttiğimiz gibi ramazan orucunun farz kılınmasından itibaren
ömrünün sonuna kadar her ramazan ayının son on gününde itikafa girmiştir. Bunların
dışında zaman zaman itikafa girmek ise müstehaptır. Vacip
olan itikafta oruç şarttır. Bu nedenle nezredilen itikaf bir günden
az olamaz. Sünnet olan itikaf Ramazan’da olduğu için zaten oruçludur. Müstehap
olan itikafa gelince, onun muayyen bir müddeti yoktur, kısa bir an
için de olabilir. Hatta mescide giren kimse çıkıncaya kadar itikafa
niyet ederse orada kaldığı müddetçe itikafta sayılır, itikaf sevabı
alır. İtikafın
Şartları Diğer
ibadetlerin olduğu gibi itikafın da birtakım şartları vardır. Bunları
şöyle sıralayabilirız: 1-
Niyet. Niyet diğer ibadetlerde şart olduğu gibi itikafda da şarttır.
Niyet etmeksizin camide beklemek itikaf yerine geçmez. 2-
Erkeğin beş vakit cemaatle namaz kılanan mescidde itikafa girmesi.
İtikafın en faziletlisi Mescid-i Haram’da, sonra Mescid-i Nebevî’de,
sonra Mescid-i Aksâ’da olandır. Diğer mescidlerdeki fazilet cemaatin
çokluğuna göre değişir. 3-
Oruç. Daha önce belirtiğimiz gibi vacip olan itikaf için şarttır. 4-
Kadınların hayız ve nifastan temiz olmaları. Cünüblük oruca mani
olmadığı için taharet, vacib olan itikafda bile şart değildir. Onun
için itikafa giren mescid içerisinde ihtilam olursa itikafı bozulmaz.
İtikafın
Zamanı Vacip
ve müstehap olan itikaflar için muayyen bir zaman yoktur. Vacip olan
itikafı adağı yerine gelince yapar. Müstehap olan itikafı ise istediği
zaman yapar. Sünnet olan itikafın ise ramazanın yirmisinde başlayıp
sonuna kadar devam ettiği için zamanı muayyendir, belirlidir. Ruknü,
Hükmü, Adabı İtikafa
giren kimse bulunduğu mescidden ancak şer’î, tabiî ve zarurî bir ihtiyacı
için dışarı çıkabilir. Böyle bir ihtiyacı olmadan mescidden çıkarsa
itikafı bozulur. Tuvaleti
için dışarı çıkması tabî bir ihtiyaçtır. Bulunduğu
mescidden zorla çıkarılması, ya da kendi ve eşyasından korkması sebebiyle
başka bir mescide gitmesi de zarûrî bir ihtiyaçtır.[9] Asr-ı
Saadetten Bir Hatıra Peygamber
Efendimizin itikafı ile ilgili Hz. Safiyye validemizin naklettiği
asr-ı saadetten bir hatırayı kaydetmek istiyoruz. Hz. Safiyye validemiz
şöyle anlatıyor: Alimler
bu hadis-i şeriften itikafla ilgili bazı hükümler çıkarmışlardır.
Şöyle ki: İtikafta
olanın ziyaretçilerle konuşması, onları uğurlaması gibi mübah olan
işlerle uğraşması caizdir. İnsanları
sû-i zanna götürecek durumlardan kaçınılmalıdır. [1] Bakara, 187. [2] Müslim, İtikaf, 5. [3] Ebû Dâvûd, Savm, 77; Tirmizî, Savm, 79. [4] Bakara, 125. [5] Bk. Al-i İmran, 35 ve devamı [6] Nûru’l-İzâh, s. 143. [7] Mâide, 1. [8] Buhârî İman, 28, 31. [9] İtikafla ilgili fıkhî bilgiler Mehmed Zihni Efendi’nin Nimet-i İslam, (İst. 1329, kısım, 2, s. 98- 110) isimli eserinden özetlenerek alınmıştır. [10] Ebû Dâvûd, Sıyam, 79. |