![]() |
|||
|
YOLCULUK
BAŞLIYOR İnsanların
hayattan istediklerini alamamalarının ardında iki önemli sebep vardır. Birincisi, ne istediklerini kesin olarak bilmemeleri, ikincisi ise hayatı çok zor, acımasız ve insana istediği şeyleri vermeyen bir biçimde tanımaları. Birinci şartı yerine getirmiş ve ne istediğinizi biliyor olsanız bile eğer hayatı yukarıdaki biçimde tanımlıyorsanız, istediğinizi almak için riskli ve zor yollara başvuracaksınız demektir. Bu davranış size hiçbir zaman arzu ettiğiniz neticeyi getirmeyecek ve büyük bir olasılıkla siz bu sonuçlardan sonra güçsüzleştirici inançlarınızı biraz daha kuvvetlendireceksiniz. Bir müddet sonra çevredeki insanlara hayatın zorluğu
ve acımasızlığı hakkında vaazlar veren negatif bir akıl hocası olmanız
işten bile değildir. Oysa hayatımızın biçimlenmesine en çok etki yapacak
şey karşımıza çıkan her türlü zorlukla mücadele edebilme yeteneğidir. Bazı insanlar kendilerini hayatın hiçbir amacının olmadığı
yanlışına kaptırırlar. Ne yaparlarsa yapsınlar başarısız olacaklarını
düşünmeye başlarlar. Psikolojide insanın elini kolunu bağlayan bu durumun
bir ismi vardır: "Öğrenilmiş Çaresizlik" İnsanlar bu kötü psikolojik duruma bazı başarısızlıklar
sonucu ulaşırlar. Bazıları bu çaresizliği çok çabuk öğrenir bazdan ise
birkaç denemeden sonra, bazılarının bu konuda uzmanlaşması ise birçok
deneme sonucu olur. Eğer biz zihinsel olarak bu tür çaresizliklere karşı
bir program geliştirebilirsek asla böyle kötü bir rahatsızlığa yakalanmayız. Bizi güçlendiren inançlarımızı destekleyecek, onu daha
güçlü hale getirecek yolların en iyisi, pozitif ve başarılı insanlarla
birlikte olmaya çalışmak ve onların tecrübelerinden yararlanmaktır. Eğer kendi tecrübelerimizi algılama biçimimiz bizi
güçlendirici bir şekildeyse o zaman hayatın en büyük sırrını keşfettik
demektir. Sizi güçlendirecek referansları başarılı insanlardan, tecrübelerinizden
alabildiğiniz gibi kitaplardan, kasetlerden filmlerden de yararlanabilirsiniz.
Örneğin Braveheart (Cesur Yürek) adlı filmden çıktıktan sonra ben, bütün
dünyayı fethedebileceğimi düşünmeye başlamıştım. Kendinizi güçlendirici referansları oluşturmanın en
kolay yolu ise hayal gücünüzden yararlanmaktır. Bizi hedeflerimiz yönünde
yürütecek güçlü ve hayali referansları etkili biçimde hayal edersek, bunu
gerçek bir tecrübeden edindiğimiz motivasyona dönüştürebiliriz. Bunun
nedeni, beynimizin gerçekten olmuş bir şey ile, bizim canlı biçimde hayalimizde
canlandırdığımız şey arasındaki farkı ayırt edememesidir. Duygusal yoğunluk ve tekrarlarla sinir sistemimiz bir
şeyi gerçek olarak algılar. Siz başarmak istediğiniz bir olayı zihninizde
canlandırır ve onu defalarca başarmış gibi hayal ederseniz size avantaj
sağlayan tecrübeleriniz gibi onlar da sizin başarı referanslarınız olur.
Buna NLP 'de "Miş gibi davranmak" prensibi denir. Yapmış gibi,
gerçekleştirmiş gibi, "............miş gibi." Şimdi sizlere hayal gücünüzden yararlanarak kendi kendinize
çok etkili başarılı referansları yaratma metodunu öğreteceğim: "Bu metodu siz uyguluyor musunuz!" diye sorarsanız; evet, hem de günde defalarca. Şu anda bulunduğunuz durumu negatif bir liman olarak
kabul edin yolculuğa hazır olun. Sizinle açık denizlere çıkacağız. Tüm
zorlukları ve dalgaları aşacağız. Ama dünyanın en değerli hazineleri buzdağının
arkasında ve herkes buzdağlarının kenarından dolaşarak gidiyor. Ama biz
buzdağlarını kıracak ve istediğimiz her şeye ulaşacağız. Ancak benim sözüm hayalleri olanlara. Eğer benimle
birlikte bu yolculuğa çıkarsanız bu yolculuk sizde alışkanlık yapacak
ve artık her sabah kalkar kalkmaz bu yolculuğa çıkacaksınız. Ben her gün
denizlere açılıyorum. Her gün defalarca buzdağlarını kırıyorum ve buzdağlarının
ardındaki hayallerime ulaşıyorum. Bu egzersizi yaptığımdan beri birçok
hedefime ulaştım. Henüz ulaşamadığım ve ulaşmak istediğim tüm hedeflerim
buzdağının arkasında. Ama hedeflerime giden bu yolu en az onlara ulaşmak
kadar seviyorum. Bu yolun yolculuğu bana büyük bir haz veriyor. Bu yolculuğa ilk çıktığımda, beni yalnız duvarlar dinliyordu.
Ama buzdağının ardında beni bekleyen yüzlerce insan vardı. Her gün buzdağlarını
kırarak onlara ulaştım. Buzdağlarının ardında kendimi hep televizyonlarda program
yaparken görüyordum. Şimdi birçok televizyona çıkıyorum. Buzdağlarının
ardında kendisiyle ve tüm insanlarla barışık bir OĞUZ SAYGIN vardı. Buzdağlarının
ardında aradığım kişiliğimi buldum. Tüm dünyaya güzel mesajlar vermek
istiyordum. Sahip olduğum şirketim de buzdağlarının ardındaydı. Annemin
küçüklüğümden beri buzdağlarının ardına koyduğu hayallerim vardı. Yazar
olmak ve kitap yazmak. Yıllardır buzdağlarının ardında unuttuğum bu hayalime
son bir yıldır günde yüzlerce defa buzdağlarını kırarak ulaştım. Yüce
Allah'ın izniyle annemin ve kendimin hayallerini gerçekleştirdim. Birçok kişi bana hayalperest diyor. Evet ben çok iyi
bir hayalperestim. Bunun hiçbir zararını görmedim ve şimdi benim gibi
hayalperestlere sesleniyorum: Haydi gelin bu nefis yolculuğa birlikte çıkalım. Birçok
defalar sizin de benim gibi içinizde dünyada çok şey yapabileceğinize
dair bir vizyon belirdi mi? Hani çok büyük idealleriniz vardı? Hani ülkemizi
daha yaşanılır bir ülke yapacaktınız? Hani tüm dünyaya gücünüzü
kanıtlayacaktınız? Hani içinizde çakan kıvılcımı hissettiğiniz gün? Yoksa
günlük koşuşturmaların, kaygıların ve korkuların arasında bu vizyon çok
derinlerde mi kaldı? Yoksa çok uzaklarda geçit vermeyen buzdağlarının
ardında mı? İçinizde yanan ateş kor haline gelmedikçe kendinizin ve çevrenizdekilerin
korku ve kaygı rüzgarlarıyla kısa sürede söndürülür. Ancak gürül gürül
yanan bir ateşi hiçbir rüzgar söndüremediği gibi, dünyanın dört bir tarafından
esen rüzgarlar bu büyük ateşi körükler. Eğer içinizde yanan ateşin hiçbir
rüzgar tarafından söndürülmemesini istiyorsanız, onu kısa sürede büyütmelisiniz. Eğer yapmak istediğiniz şey sizi yakıp kavurmuyorsa
bir tek kişinin "bu işi başaramazsın" demesiyle derhal o işi
bırakırsınız. Ancak içinizdeki o ateş büyüdüyse ve başarmak istediğiniz
iş sizi alev alev yakıyorsa, artık birilerinin
"başaramazsın" demesi sizi sadece körükler. Artık on
beş milyar beyin hücreniz sizin için çalışmaya başlamıştır bile. Düşünebiliyor
musunuz on beş milyar taraftar sizi destekliyor, alkışlıyor ve size konfetiler
atıyor. On beş milyar taraftarı olan bir takım tüm maçlarını kazanır. Tüm dünyadaki insan sayısı beş milyarken sizin on beş
milyar taraftarınız varsa siz yapacağınıza inandığınız her şeyi yapabilirsiniz.
Ancak bu on beş milyar taraftarın hepsi sizin yanınızda olmalı. Yarısı
karşı tarafı destekliyorsa işiniz zor demektir. Hele hele tümü sizi yuhalıyorsa
asla başarıyı düşünemezsiniz. Türkiye'de en çok taraftarı olan takımlar kendilerini
destekleyen seyircilerini elde etmek için yıllardır mücadele ediyorlar.
Maçlarının çoğunu bu seyircilerinin çılgın tezahüratları sayesinde kazanıyorlar.
Bazen bir gol yiyince kendi seyircileri tarafından yuhalanıyorlar. O zaman
asla o maçı kazanma şansları kalmıyor. Siz onların hepsinden daha şanslısınız, seyirci sizin
seyirciniz, saha sizin sahanız ve takım sizin takımınız. Her gün irili
ufaklı bir çok maç yapıyorsunuz, bazen kazanıyor bazen de kaybediyorsunuz.
Ama ben size şöyle bir garanti vereyim. Bu seyircilerin tümüne sahip çıkın,
her zaman siz şampiyon olursunuz. Bazen ufak tefek mağlubiyetleriniz olabilir,
ancak rövanş maçını muhakkak kazanırsınız. Yeter ki seyircinizi arkanıza
alın ve onların karşısında iyi oynayın. Evet bakın bahsettiğim gemi şu negatif limanda duruyor.
Birazdan demir alacağız. Lütfen güvertenin ön tarafındaki rahat koltuklara
oturun ve geminin kalkmasını bekleyin. Bu arada tüm hedef ve hayallerinizi
geminin güvertesine salın hemen işe başlasınlar. Ne o, korkularınızı,
kaygılarınızı ve başarısızlıklarınızı mı düşünüyorsunuz? Onlara da ihtiyacınız
olabilir, getirin onları da yanınızda. Ancak onlar alt kattaki kürek dairesine
girecekler, onları zincirlerle bağlayacağız ve bizim küreklerimizi çekecekler. Ne kadar çok kürek mahkumu varsa o kadar iyi. Çünkü
güçlü kuvvetli kürekçilere ihtiyacımız var. Haydi durmayın hayallerinizi
ve hedeflerinizi derhal salın güverteye az sonra kalkacağız. Kaygılar
korkular ve başarısızlıklar alt kata. Evet hepsi yerleşiyorlar. Bakın aşağı kattan gelen
zincir seslerini duyuyor musunuz? Hepsi bağlandı. Ne kadar da güçlü kuvvetliler.
Ama çok işimize yarayacaklar. Ya güvertedekiler!.. Ne kadar da cılız şeyler
onlar öyle. Ama merak etmeyin, bu geminin personeli çok deneyimlidir.
Onları kısa sürede eğitir. Belki hayatınız boyunca hep sakin limanlar aradınız.
Hatta bazen buldum sandınız. Birazdan ayrılacağınız liman da öyle değil
mi? Sakin bir liman. Ama o limanda atalet var, uyuşukluk var, kasvet var. Açık denizlerde yeni fırsatlar var! Umutlar var! Yepyeni
bir yaşam var. Bu yolculuğa çıkarken standartlarınızı yükseltin, artık
elinizdekilerle yetinmek zorunda değilsiniz. Daha fazlasını, daha güzelini,
daha iyisini isteyin. Kendinizi sınırlamayın. Sizi sınırlayan beyninizdeki
tüm zincirlerinizi kırın. Çok yoğun bir hale gelmiş duygu rüzgarlarınızı
beyninizden çıkan lazer ışınlarıyla üflemeye başlayın. Hayallerimizin hepsine önce yüzme öğretmeli, sonra
sulara açılmalıyız. Suya düştüklerinde de asla üzülmemeli, onları gemiye
alıp yeniden yola çıkmalıyız. Negatif limanlarda yıllarca bekleseniz bile asla hiçbir
yere ulaşamazsınız. Meyveler nasıl dalların ucundaysa, hedefleriniz de
açık denizlerde ve buzdağlarının ardındadır. Bu yolculuk sırasında gözlerinizi açık denizlerden
ve hedeflerinizden ayırmayın. Gözlerinizi hedeflerinizden ayırdığınız,
geriye dönüp negatif limanlara baktığınızda ürkütücü şeyler görebilirsiniz.
O halde ileri, ileri, daima ileri! |
|||