KÜFRE SEVGİ DUYMAMA

İnsanın Kuran ahlakını hakkıyla yaşayabilmesi için, cahiliye toplumunun tüm kültürel özelliklerinden ve değer yargılarından tamamen kopması gerekmektedir. Terkedilmesi gereken kavramların başında da, cahiliyenin sevgi anlayışı gelir.

Cahiliyede sevgi, menfaat üzerine kuruludur. İnsan, bir diğer insanı kendisine menfaat sağladığı, kendisine baktığı ya da en azından iyi davrandığı için sever. Sevginin bir diğer ölçüsü ise kan bağıdır; insanlar kendi ailelerinden, sülalelerinden, “aşiret”lerinden hatta kimi zaman milletlerinden olan başka insanları sırf bu kan bağlantısı nedeniyle severler.

Oysa mümin için sevginin kıstası bunlar değildir. Çünkü o, her şeyden fazla olarak Allah’ı sevmektedir. Bir ayet bunu şöyle açıklar:

"İnsanlar içinde, Allah’tan başkasını ‘eş ve ortak’ tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah’a olan sevgileri daha güçlüdür." (Bakara, 165)

Allah’ı her şeyin üstünde tutan mümin, diğer insanları da Allah’a olan yakınlıklarına göre sever ya da Allah’a olan nankörlüklerine göre onlara “buğz” eder. Allah’a nankörlük eden, O’nun dinine düşman olan insanlar kendisine çok yakın olsalar da hiç bir şey değişmez. Kuran, müminlerin bu vasfını şöyle anlatır:

"Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiç bir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah’a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah’ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir." (Mücadele, 22)

Kafirlere karşı az da olsa sevgi beslemek ise, Allah’ın rızasına aykırı bir harekettir ve asla mümine yakışmaz. Kuran, bu konuda müminleri çok ciddi biçimde uyarmaktadır:

"Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz; oysa onlar haktan size geleni inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah’a inanmanızdan dolayı elçiyi de, sizi de (yurtlarınızdan) sürüp-çıkarmışlardır. Eğer siz, Benim yolumda cihad etmek ve Benim rızamı aramak amacıyla çıkmışsanız (nasıl) onlara karşı hâlâ sevgi gizliyorsunuz? Ben, sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilirim. Kim sizden bunu yaparsa, artık o, elbette yolun ortasından şaşırıp-sapmış olur." (Mümtehine, 1)

Hz. İbrahim ve ümmetinin tavrı, tüm müminler için mükemmel bir örnektir:

İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: “Biz, sizlerden ve Allah’ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkar ettik. Sizinle aramızda, siz Allah’a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir." (Mümtehine, 4)