Allah’a kulluk etmesinin yolu ise, Kuran’ı kendisine rehber edinmesidir. Kuran’ın her hükmüne uymak için büyük bir gayret sarf etmelidir. Mümin için nihai amaç, “yaşayan Kuran” olabilmektir.
Kuran’a bakıldığında ise, müminin yalnızca namaz, oruç, hac gibi muhkem ibadetlerle değil, aynı zamanda uygulanması teşhis ve yorum gerektiren ibadetlerle de yükümlü kılındığını görürüz. Örneğin bir ayette “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et” (Nahl, 125) emri verilir. Burada kast edilen “hikmet”in ve “güzel öğüt”ün ne olduğunu, mümin hem Kuran’ın genel mantık ve üslubuna bakarak hem de kendi akıl ve anlayışına baş vurarak bulacaktır.
Müminin aklını ve anlayışını devreye sokmasını gerektiren pek çok yükümlülük daha vardır. Örneğin Kuran, müminin karşılaşacağı insan tiplerini ve toplum modellerini tarif eder ve bunlara karşı gösterilmesi gereken tavırları bildirir. Hatta çoğu zaman, karşılaşılan insan tipine ve onun öne sürdüğü mantıklara karşı söylenmesi gereken sözler, “de ki” ile başlayan ayetlerde haber verilir.
Mümine karşılaşacağı durumlarla ilgili bilgi ve talimat veren tüm bu ayetler, Kuran’da çok açık ve “muhkem” bir biçimde yazılıdırlar. Ancak, bunların güncel yaşama aktarılması, öncelikle Kuran’ın kast ettiği durumların güncel hayatta teşhis edilmesini gerektirir ki, müminin aklının ve ferasetinin devreye girdiği nokta budur.
Kuran, farklı insan tiplerini anlatır; müslümanlar, müşrikler, münafıklar, kalplerinde hastalık olanlar, hiristiyanlar, yahudiler gibi. Bunlarla ilgili ayetleri çok iyi öğrenebilir, İslam tarihinde ortaya çıkmış olan ünlü örneklerini de çok iyi araştırabiliriz. Ancak asıl yapılması gereken şey, bu insan tiplerini içinde yaşadığımız zamanda teşhis edebilmek ve onlara Kuran’ın emrettiği şekilde davranabilmektir. “Yaşayan Kuran” olabilmek için, bu zorunludur.
Hatta mümin bilmelidir ki, etrafındaki tüm insanlar, Kuran’da tarif edilen bu insan modellerinin birine girmektedirler. Çünkü hepsi yaratılmıştır ve “biz, bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık” (Enbiya, 16) hükmü gereği bos bir amaç için değil, Kuran’ın tarif ettiği toplum modelini oluşturmak için vardırlar.
Mümin, bu gerçeğin bilincinde olarak hareket ederse, Kuran’ın kendisine yüklediği sorumlulukları yerine getirebilir. Kuran’ın hayattaki karşılığı, yalnızca insanlar değildir kuşkusuz. Aksine, aslında insanın gördüğü her madde, her olay gerçekte Kuran’da yazılanların birer yansımasından başka bir şey değildir. Bir ayet, bu konuyu şöyle açıklar:
"Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Her şeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi?" (Fussilet, 53)
İşte tüm evren, gerçekte Kuran’ın “afakta” (ufuklarda) görünen ayetlerinin toplamından ibarettir. Nasıl bir tablo, kendi ressamını tanıtırsa, o tablodaki her detay, ressamın fırçasının izlerini gösterirse, tüm evren ve o evrenin her detayı da her şeyin yaratıcısı olan Allah’ı göstermek için vardır.
Mümin bu gerçeğin bilincine vardıkça, hem Allah’ı daha iyi tanır ve O’na daha çok yaklaşır, hem de O’nun hükümlerine çok daha ayrıntılı bir biçimde itaat eder. Hayatın her detayının gerçekte Kuran’da tarif ya da işaret edilen bir “ayet” olduğunu kavradıkça, “günlük yaşam” denen şeyin her aşamasında Kuran’a göre düşünecek ve Kuran’ın hükümlerini uygulayacak hale gelir.
Hiç bir olay, Allah’ın çizdiği kaderden bağımsız gelişmez. Bu yüzden de hiç bir olay hikmetsiz değildir. Mümine düşen, karşılaştığı her olayı Kuran mantığına vurarak yorumlamak ve Kuran’da belirtilen tepkileri vermektir. Eğer “boş” bir şeyle karşılaşırsa, Kuran’ın hükmüne göre ondan yüz çevirmelidir; o boş iş, mümin ondan yüz çevirsin diye yaratılmaktadır zaten!...
Müminin karşılaştığı her olayı Kuran’a göre yorumlaması, öncelikle Kuran’a dayalı bir kültür ve karakter geliştirmesine bağlıdır. Bunun için de cahiliyenin kendisine verdiği tüm kültürü ve karakter özelliklerini üzerinden atması gerekir. Bir olay karşısında ne yapması gerektiğine, cahiliye toplumunda yerleşik olan kıstaslara göre değil, Kuran’a göre karar vermelidir. Kuran’da ise karşılaştığı her duruma ışık tutan bir çözüm bulacaktır. Çünkü o, “herşeyin açıklayıcısı” olarak insanlara indirilmiştir. (Nahl, 89)