DUA VE ŞEKLİ

Bir ayet, duanın önemini şöyle ifade eder: "De ki: ‘Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?’..." (Furkan, 77)

Gerçekten de dua, bir mümini bir kafirden ayıran en büyük özelliklerden ve insanı Allah katında “değerli” kılan temel ibadetlerden biridir. İmanın belki de en açık göstergesidir.

Küfür, tüm evrenin bir maddeler toplamı olduğunu ve bu maddelerin de, hiç bir ilahi kontrol olmadan birbirlerini etkileyerek hareket ettiklerini sanır. Gerçekte var olan her şeyin Allah’ın iradesine boyun eğmiş olduğunun, her şeyin ancak Allah’ın “ol” emri ile olduğunun farkında değildir. Bu nedenle de, tüm yaşamı, istediği amaçlarına ulaşabilmek için bu hayali maddeler evrenini etkilemeye çalışmakla geçer.

Ancak mümin evrenin sırrını bilmektedir. Bu nedenle, istediği bir şeye ulaşmanın asıl yolunun, o şeyleri kontrol edenden istemek olduğunu da anlar. Bilir ki, Allah, her şeyi kendi iradesine boyun eğdirmiştir, her şeye hakimdir ve kendisinden yardım isteyen kullarına da şefkatle cevap verir. O Allah ki kullarına şöyle seslenir:

"Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar." (Bakara, 186)

Ancak bilinmelidir ki, “icabet”, duada istenen her şeyin verilmesi demek değildir. Çünkü insan cahildir ve ayetin ifadesiyle “hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir”. (İsra, 11) Bu nedenle Allah, her duaya icabet eder, ama bazen isteneni verir, bazen de o istenen şey gerçekte bir “şer”dir; vermez.

Duanın ne olduğunun ise yine Kuran’a bakarak belirlenmesi gerekir. Allah duayı; yalnızca O’na has kılınmış, korku ve umutla, yalvara yalvara, için için yapılacak bir ibadet olarak tarif etmektedir. Bu özelliklere sahip olmayan, Allah’ın azametini takdir edemeyen bir dua, gerçek bir dua olmayacaktır. Dua; ancak, ihlaslı, candan, samimi bir biçimde, çok isteyerek, yalvararak, Allah’tan korkarak ve karşılığını görmenin umudu içinde olarak yapıldığında gerçek manada dua olur. Duada belli bir konsantrasyon ve Allah’la çok içten bir bağ kurmak gerekir. “Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin... O’na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah’ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır” (A’raf, 55-56) ayetleri, duanın şeklini en iyi biçimde tarif ederler. Bir başka ayette ise şöyle denir: “İsimlerin en güzeli Allah’ındır. Öyleyse O’na bunlarla dua edin...” (Araf, 180)

Dua anı, insanın kendi aczini ve Allah’ın azametini en belirgin bir biçimde itiraf ettiği andır. İnsan dua etmekle iman etmiş olur ki, tüm evreni kontrol eden, gücü her şeye yeten, kendisinin o kısık sesini duyan ve ona icabet edecek kadar şefkatli bir Rabbi vardır. Duadan kaçınmak ise, Allah’ın bu büyük rahmetinden yüz çevirmek, kibirlenmek anlamına gelir. Nitekim Allah, kitabında şöyle buyurur:

"Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir." (Mümin, 60)

Dua; mümin için hem ibadet, hem kuvvetli bir silah, hem de büyük bir nimettir. Sadece istemek gibi fiilen kolay bir hareketle, maddi, manevi her şeyi elde edebilmenin anahtarıdır. Bunu göz ardı etmek ve hedeflenen sonuçlara yalnızca teknik müdahalelerle ulaşmaya çalışmak, büyük bir akılsızlık olur ve mümine yakışmaz.