ALLAH’I ÇOKÇA ZİKRETMEK

Şimdiye dek değindiğimiz tüm mümin özellikleri ve temel imanı konular, müminin kendisini Allah’a adamasını, Allah için yaşayıp, Allah için mücadele etmesini gerektirmektedir.

Allah’a adanmış bir hayat ise, elbette Allah’la yakın bir diyalog kurulmadan mümkün olmaz. Bu diyaloğun yolu ise, “zikir” yani Allah’ı anmadır. Mümin, “ey iman edenler, Allah’ı çokça zikredin” (Ahzab, 41) hükmü uyarınca, günlük hayatının her aşamasında zikir ve dua halinde olmalı, verilen nimetlere karşı için için şükretmeli, hataları dolayısıyla bağışlanma dilemeli, yapacağı işler için yardım istemeli ve sık sık Allah’ı tesbih edip yüceltmelidir. Mümini, Hz. İbrahim gibi “Allah’la dost” kılacak olan ibadet, bu zikirdir.

Bir ayet, zikrin nasıl yapılması gerektiğini şöyle bildirir:

"Rabbini, sabah aksam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma." (A’raf, 205)

Kuran’a göre, “Allah’ı zikretmek en büyüktür” (Ankebut, 45). Çünkü zikir, diğer tüm ibadetlerin özüdür. Ve eğer zikir olmazsa, diğer ibadetler de değerlerini yitirirler. Allah anılarak ve Allah’ın rızası düşünülerek yapılmadıktan sonra, diğer ibadetler, ibadet olmaktan çıkıp, basit birer “iş” haline gelirler.

Kuran, peygamberlerin vasıflarını anlatırken, en çok onların Allah’ı zikretmelerine dikkat çeker. Sad Suresi 30. ayette, “biz Davud’a Süleyman’ı armağan ettik. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah’a) yönelip-dönen biriydi” denir. Hz. Eyüp içinse, “Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah’a) yönelip-dönen biriydi” ifadesi yer alır." (Sad, 44)