Yalnızca Allah'ın
hoşnutluğunu aramanın
Dikkat ederseniz insanların büyük bir bölümü
hayatları boyunca hep birilerinin hoşnutluğunu, beğenisini ve sevgisini
kazanmaya çalışırlar. Arkadaşlarının, patronlarının, iş arkadaşlarının, site
sakinlerinin, izleyicilerinin, çocuklarının… Böyle bir anlayıştaki insanın
hayat şeklinden giyimine, konuşma üslubundan dinlediği müziğe kadar herşeyinde
beğenisi hedeflenen biri vardır. Bu, birçok yönden çok zor, sıkıcı, yorucu ve
yıpratıcı bir hayattır. Herşeyden önce, başka insanların hoşnutluğunu arayan
bir insan, vicdanını çoğu zaman baskı altına almak durumunda kalacaktır.
Örneğin, yeni tanıştığı bir arkadaş grubundan dışlanmamak, kendisini kabul
ettirebilmek için, bu insanlarda gördüğü yanlış tavırları söylemeye, onları
uyarmaya çekinir. Yalnız kalma ve çevresindekileri kaybetme korkusu ile hayatı
boyunca vicdanının emrettiklerinden tavizler verir. Bu, önceleri onda büyük
bir vicdani sıkıntı oluştururken bir süre sonra tamamen vicdanı körelir ve
artık doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini ayırt edemeyecek
duruma gelir.
Aynı anda birçok insanı memnun etmek için çabalayan
bir kişiyi bekleyen diğer bir zorluk ise, birini memnun ederken diğerini
kızdırma ihtimalidir. Bir insan arkadaşlarını memnun ederken ailesini,
ailesini memnun ederken arkadaşlarını kızdırıp kaybedebilir. Veya patronunun
gözüne girmek için elinden geleni yapan bir insan iş arkadaşlarının
hoşnutsuzluğunu kazanabilir. Tüm bunların sonucunda ise, böyle bir insanın
yaşamında her halükarda huzursuzluk, tedirginlik ve memnuniyetsizlik olacağı
açıktır.
Oysa samimi bir müslüman sadece Allah'ın
hoşnutluğunu arar. Onun için çevresindeki insanların ne diyeceği değil,
Allah'ın emrettikleri önemlidir. Allah'ın rızasını aramak ve ona göre hareket
etmek ise her zaman dosdoğru olan yoldur. Allah bir ayetinde sadece Allah'ın
rızasını arayanla, birbiriyle geçimsiz birçok ortaklı sahipleri olan bir
adamın durumu arasındaki farkı şöyle bildirir:
Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi:
Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan
(köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin
durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar.
(Zümer
Suresi, 29)
Ayette belirtildiği üzere insanın yaşayışına uygun
olan yalnızca Allah’ın hoşnutluğu üzerine kurulmuş bir yaşamdır. Said Nursi de Allah’ın rızasını kazanmak için gayret
etmenin her zaman çok kolay bir hayat getireceğini şöyle
açıklamıştır:
"Amelinizde rıza-yı İlahi olmalı. Eğer O razı olsa,
bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse
tesiri yok. O razı olduktan ve kabul etikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza
ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara kabul ettirir.
Onları da razı eder." (Lem’alar, s. 154)
Bediüzzaman'ın bu tefekkürü son derece önemlidir;
gerçek ihlas ve samimiyetin de anahtarıdır. İnsan ancak Rabbi'nin rızasını
arayarak gerçek samimi dindar olabilir. Eğer yaptığı işlerde insanların veya
başka varlıkların rızasına yöneliyorsa, o zaman muhakkak bu işin içine riya
karışmış olur. Riyakar bir yapı ise insanı hem dünyada hem de ahirette zarara
sokar. Öncelikle, insanların rızasını arayanlar, bekledikleri karşılığı hiçbir
zaman göremezler. Bir insanın gözüne girmek, ona adeta "yaranmak" için
çabalayıp dururlar ama karşılarındaki insan onların bu çabalarını takdir
edemez. Zaten etse bile kendisi de aciz ve zavallı bir insandır. Herşeyin tek
hakimi ve sahibi olan Allah, kendi rızasını kazanmak için çabalayanları ise
sonsuz cenneti ile müjdeler ki, cennet, insanın nefsinin arzu ettiği herşeyin
hazır bulunduğu bir mekandır. Allah yalnızca kendi rızasına uyanların
kurtuluşa ereceğini şöyle bildirmiştir:
Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına
ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru
yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 16)
Sadece Allah'ın rızasına uymak her insana, dünyada ve ahirette en kolay, en güzel ve en neşe dolu hayatı getirecektir.