Tevazu kolay ve rahat bir hayat getirir

Kibir ve büyüklenme bir insana en çok zulüm ve sıkıntı yaşatan kötü ahlak özelliklerindendir. Tevazu ise, tam aksine, insana huzur ve rahatlık getirir. Kibirli bir insan, herşeyden önce tüm özelliklerini kendine ait zanneder. Örneğin zekasının Allah'ın kendisine verdiği bir nimet olduğunu düşünüp şükredeceğine, zekasıyla övünür. Bu özelliğini gözünde büyüterek çevresindekileri kendisinden küçük görür ve aşağılar. Bu karakterinin bir sonucu olarak, çevresindeki insanlar tarafından sevilmez, itici bulunur. Belki, kibirli tavırlarından dolayı bazı kimseler yanında ezilip, saygı gösteriyor olabilirler. Ancak kibirli insana gösterilen saygı, içten, samimi, gerçekten o kişiye hürmet duyulduğu için gösterilen bir saygı değildir; aksine onun kibirinin, azametinin şerrinden kurtulabilmek için uygulanan bir davranış şeklidir. Dolayısıyla kibirli insanların gerçek, samimi, içten bir sevgi ile kendilerine bağlı dostları olmaz. Çevrelerinde hep kendilerine göstermelik bir ilgi ve saygı gösteren insanlar olur.

Kibirli insanın kendi kendine yaptığı en büyük zulümlerden biri de, çevresine karşı hep kusursuz ve eksiksiz görünmeye çalışmasıdır. Örneğin yukarıda verdiğimiz örnekte olduğu gibi, zekası ile kibirlenen bir insan daima en zeki olma iddiasındadır. Asla hata yapmayı kabullenemez. Bir hata yaptığında bunun insanlar tarafından fark edilmemesi için elinden geleni yapar, hatta yalan söyleyerek çok küçük durumlara düşer. Oysa insan son derece aciz, eksikliklere sahip ve bu dünya hayatında her an denenen bir varlıktır. Dolayısıyla hayatı boyunca birçok eksikliği ve hatası olması son derece doğaldır. Bunları diğer insanların gözünden saklamaya çalışmak ise son derece anlamsız ve gereksizdir. Allah'ın herşeyi gören ve bilen olması, insanın aciz ve eksikliklerle dolu bir varlık olduğunu kavraması, ve insanların gözünde ne olduğunun değil, asıl Allah katındaki yerinin önemli olduğunu bilmesi, insanın üzerindeki bu zulmü kaldırarak, yaşadığı hayatı kolay ve huzurlu hale getirir.

İnsanların nefislerinde yer alıp onlara en büyük sıkıntıyı yaşatan hislerden biri ise kendisini bazı özelliklerinden dolayı diğerlerine göre daha değerli bulmasıdır. Bu, aslında şeytanın da bir özelliğidir. Allah, Hz. Adem'i yarattığında şeytana ve tüm meleklere Hz. Adem'in önünde secde etmelerini emretmiştir. Melekler, Allah'ın güzel ahlakla yarattığı varlıklar olarak hemen secde etmişlerdir. Şeytan ise secde etmekte direnmiş ve mazeret olarak şu sözleri söylemiştir:

"Ben ondan hayırlıyım; sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın." (Sad Suresi, 76)

Ayette de bildirildiği gibi, şeytan kendisini diğer yaratılmışlara göre üstün gördüğü için, Allah'ın emrinden dahi çıkabilecek kadar azgınlaşmıştır.

Kuran'da kendilerini üstün zannettikleri için sapanlardan da söz edilmektedir. Örneğin Yahudi ve Hıristiyanlar "Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz" diyerek sapmaktadırlar. Ancak, onlar da dahil olmak üzere bütün insanlar, Allah'ın yarattığı aciz varlıklardır. Her insan Allah'a muhtaçtır ve Allah'ın kendisi için yarattığı kaderi izler. Hiçbir insan kendi kendine bazı özellikler kazanıp sonra bunlarla üstünlük kazanamaz. İnsanların üstünlüğü ancak Allah'a yakınlıkta, takvada gösterdikleri çaba ile ölçülebilir.

Allah'ın kendisini ayrıcalıklı ve üstün zannedenlere Kuran'da verdiği cevap şöyledir:

"Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor? Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır." (Maide Suresi, 18)

Kusursuzluk ve hatasızlık iddiası, insan için çok ağır bir yüktür. İnsanlar arasında da ayrıcalıklı olmaya çalışırlar, bu yüzden her anlarını kontrol altında tutarlar, her an iddialı bir tavır içinde olmaya gayret gösterirler. Örneğin bir toplantıya katıldıklarında en etkili konuşanın, en güzel giyinenin, en zeki çözümler bulanın, en fazla dikkati üzerinde toplayanın kendileri olmasını isterler. Herhangi bir topluluk içindeyken bile, oturmak için seçtikleri yere kadar bir ayrıcalık, farklılık, üstünlük havası oluşturmaya çalışır, asla kalabalığın veya o odadaki insanların arasında kaynamayı kabullenemezler. Bunun içinse her an "diken üzerinde" gibidirler. Hiçbir hareketleri doğal ve içten olmaz. Yaptıkları herşey, iddialarına ulaşabilmek için hesaplı ve planlı olur. Bunun bir insan için ne kadar büyük bir azap olacağı ve o kişiye ne kadar büyük bir yük yükleyeceği ise ortadadır.

Ayrıca bilinmelidir ki böyle insanlar, kibirlenerek hedefledikleri hiçbir şeye erişemezler. Kibirlendikçe, hem çevrelerinden nefret ve kızgınlık kazanırlar, hem de ellerindekiler alındığında çok büyük bir çöküntü yaşayarak hayata küserler. Allah bir ayetinde, kibirlenenlerin bir sonuca varamadıklarını şöyle bildirir:

Şüphesiz kendilerine gelmiş bulunan hiçbir delil olmaksızın Allah'ın ayetleri konusunda mücadele edenlere gelince; onların göğüslerinde kendisine ulaşamayacakları bir büyüklük (isteği)nden başkası yoktur. Artık sen Allah'a sığın. Şüphesiz O hakkıyla işiten, hakkıyla görendir. (Mümin Suresi, 56)

Kibirli insanlar, dünya hayatında hiçbir emellerine erişemedikleri gibi, en önemlisi Allah'ın sevgisini de kaybederler. Allah bir ayetinde bunu şöyle bildirir:

"İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez." (Lokman Suresi, 18)

Tevazulu insanlar ise, kibirli insanların yaşadıkları sıkıntı ve baskıları hiçbir zaman yaşamazlar. Elbette ki her insan herşeyin en güzeline sahip olmayı, herşeyin en iyisini yapmayı ister. Ancak bunları dünyevi hırslarını tatmin etmek, insanların gözlerinde büyümek ve bundan dolayı saygı görmek için yapanlar büyük bir kayıp içindedirler. Mütevazi bir insan ise bunların hepsini Allah'ı razı etmek ve sevap kazanmak için ister. Bir şey başardığında veya güzel bir özelliğe sahip olduğunda, bunların hiçbirinin kendisinden olmadığını, herbirinin Allah'ın kendisine lütfettiği nimetler olduğunu bilir. Bunları kendisine veren, kaderinde kendisine başarı, güzellik ve nimet yaratan Allah'a şükreder. Dolayısıyla bunlardan herhangi birini kaybettiğinde de mutsuz olmaz. Bunun da kendisi için bir deneme olduğunu bilir ve tevekkül eder. Ne başarıyı ne de başarısızlığı, ne güzelliği ne de çirkinliği sahiplenmez. Hepsinin dünya hayatında kendisini denemek için yaratılan olay ve görüntüler olduğunu bilerek, bu inancının kendisine verdiği huzur ve rahatlığı yaşar.

Bediüzzaman da kibirli ve mütevazi insanların yaşamları arasındaki farkı kısaca şöyle özetler:

"Kendini beğenen belayı bulur, zahmete düşer. Kendini beğenmeyen safayı bulur, rahmete gider." (Mektubat, s.301)

Ana Sayfa