ALLAH'IN
YARATTIĞI
Dinden uzak yaşayan insanlar hayatları boyunca
kendileri için çeşitli hedefler belirlerler. Bu hedeflerin ortak noktası ise
genellikle sadece dünya hayatına yönelik olmalarıdır. Örneğin uzman bir
doktor, başarılı bir mühendis, iyi bir baba, çok para kazanan bir işadamı ya
da dünya çapında ünlü bir sanatçı olmak ve benzerleri, birçok insanın en büyük
ideallerinden sayılabilir. Bunların dışında daha pek çok alanda insanlar
başarıyı, mutluluğu ve rahat bir yaşamı elde edebilmek için çalışır, çaba sarf
eder, kimi zaman çeşitli fedakarlıklarda bulunurlar ve kendilerince "bir
yerlere gelmeye" çalışırlar. Ancak, tüm bunlara daldıklarında, dünyada
bulunmalarının asıl amacını unutur veya görmezlikten gelirler.
Oysa her insanın tüm hayatını ve bir gün gelip de
mutlaka öleceğini düşünerek, kendisine bazı sorular sorması gerekir. "Ben bu
dünyada niçin varım?", "Var olmamın amacı nedir?" "(Örnek olarak) Belki iyi
bir mimar olup çok sayıda bina tasarımı yaptım, zengin oldum, mal mülk sahibi
oldum, bir ünvan kazandım, tanındım, ama bütün bunlar bana ne kazandırdı?
Ölümümden sonra bunlardan hangisinin bir anlamı kalacak? Dünya üzerinde
bıraktıklarımın bana ahirette ne gibi bir faydası olacak? Yaşamım sadece bu dünya hayatımdan mı
ibaret?" İşte her insanın, kendisine ölüm gelmeden evvel sorması gereken
sorulardan bazılarıdır bunlar.
Bu noktada şunu belirtmek gerekir; insanlar
elbetteki meslek sahibi olacaklar, hatta mesleklerinde son derece başarılı
olmayı da dileyecekler ve bunun için çalışacaklardır. Ancak bunların
herbirinin insanın nihai hedefi için birer araç olduklarını unutmamak da çok
önemlidir. Ne var ki insanların büyük bir bölümü asıl amaçlarını unutur veya
görmezden gelirler ve tüm hayatlarını aslında araç olan bu geçici geçimliklere
adarlar.
Oysa her insanın çok az bile düşünse ulaşabileceği
çok önemli bir gerçek vardır: Allah dünyayı da insanları da bir hikmet üzerine
yaratmıştır. İnsanların yaratılış amacı Kuran’da bildirildiği üzere yalnızca
Allah’a kulluk etmektir. Dünyanın yaratılış amacı ise insanların ahiretteki
konumlarının belirlenmesi için bir imtihan yeri olmasıdır. Allah bu gerçeği
Kuran'da şöyle bildirir:
O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin
daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün
ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi,
2)
Allah insanlara dünyanın geçiciliğini ve sonsuza
kadar yaşayacakları asıl mekanın ahiret olduğunu anlamalarını sağlayacak çok
fazla delil vermiştir.
Örneğin dünya üzerinde yüzlerce çeşit hastalık
olması, mikroskobik bir virüsün kendisinden milyonlarca kat büyük insan
bedenine ölümcül bir etkide bulunabilmesi, insanın sürekli temizlenmeye, yemek
yemeye, dinlenmeye ve uykuya muhtaç olması, insan ömrünün ortalama 60-70 yıl
gibi çok kısa bir süre olması, zamanın insan üzerinde son derece yıpratıcı bir etkisinin olması,
istisnasız herkesin sonunun mutlaka ölüm olması, hayat boyunca elde edilen
malın, mülkün, itibarın, sevilenlerin arkada kalması, insan bedeninin toprak
içerisinde çürüme sürecine girmesi gibi birçok neden, insanların dünya
hayatının geçici ve eksikliklerle dolu, insan ruhunu asla tatmin edemeyecek
bir yer olduğunu anlamaları için yeterlidir aslında. Tüm bunlar insanları
dünyaya bağlanmaktan alıkoyacak çok önemli gerçeklerdir. Allah bir ayetinde,
dünyanın "öylesine" bir yer olarak yaratılmadığını, belirli bir hikmet üzerine
var edildiğini şöyle bildirir:
Biz, bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye göğü,
yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık. Eğer bir ‘oyun ve oyalanma’
edinmek isteseydik, bunu, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle
yapardık. (Enbiya Suresi, 16-17)
Nitekim insan biraz düşündüğünde, dünyanın sonsuza
kadar kalınacak bir yer olmadığını, sadece bir deneme mekanı olduğunu, bu
hayatın son durak değil, aksine kısa süreli bir uğrak yeri olduğunu, bu geçici
mekanda yaşadığı her anından sorumlu tutulacağını, en önemlisi kendisini
yoktan var eden Rabbine karşı bir sorumluluğu olduğunu rahatlıkla anlayacaktır.
Bu anlayışa sahip olan insanın bir aşama daha
ilerleyerek şunu düşünmesi gerekir: Allah dünyada bütün insanları türlü türlü
olaylarla, şerle ve hayırla denemektedir. Gün içerisinde insanın karşılaştığı
tüm olaylar, aslında ölümden sonraki sonsuz hayatta bulunacağı mekanı
belirleyen denemelerden oluşmaktadır. Ve Allah her insana bu denemede bir
kolaylık kılmış ve ona yolunu, yani ne yapması gerektiğini gösterdiğini
bildirmiştir:
Şüphesiz biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan
yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Biz ona
yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör. (İnsan Suresi,
2-3)
Ayette
bildirildiği gibi, Allah tüm insanların yaşamlarında mutlaka onlar için doğru
olan yolu göstermiş, din ve güzel ahlak hakkında bilgi sahibi olmalarını
sağlamıştır. Her insan ölmeden önce mutlaka dine çağırılır, doğru olanın ne
olduğunu öğrenir. Dünyanın geçici bir yer olduğunu ve ahireti için hayatını
Allah’ın hoşnut olacağı gibi yaşaması gerektiğini bilir. Kısacası, bu dünyada
yaşanan, insanların haberdar olmadıkları veya kazançlı olmak için ne yapmaları
gerektiğini bilmedikleri bir imtihan değildir. Allah her çağda gönderdiği
elçileri, geçmişte göndermiş olduğu kitapları ve her insanda yarattığı vicdan
ile, insanlara doğru yolu gösterir ve onları yanlış olanlardan sakındırır.
Allah'a iman eden, tam bir teslimiyetle teslim olan, sadece Allah'ı dost ve
vekil edinen, her olayda Allah'a dönüp yönelerek O'na tevekkül eden müminler
için, Allah'ın yarattığı her deneme çok kolay ve zevklidir. İmanın sırrını
bilenler, Allah'a samimi olarak iman edenler için dünya hayatının hiçbir
anında zorluk, sıkıntı, keder, cefa, güçlük olmaz. Her olay, Allah'a
yakınlaşmak ve cenneti daha şiddetli umabilmek için bir nimete dönüşür.
Samimi imanın şartlarından biri de Allah'ı çok iyi
tanımak ve bilmektir. Bir insan Allah'ı ne kadar iyi tanırsa, Allah'ın gücünü
ne kadar iyi bilirse, takvası ve Allah'a yakınlığı da o kadar güçlü olur.
Örneğin Allah'ın affediciliğini bilen bir insan, hiçbir zaman hatalarından
veya eksikliklerinden dolayı ümitsizliğe veya karamsarlığa kapılmaz. Allah'ın
rızık veren olduğuna iman eden biri, para kazanma konusunda hırs yapmaz. Rızkı
verenin Allah olduğunu bilir; çalışır, çaba gösterir ama rızkın miktarını
Allah'ın tayin ettiğini ve kendisinin değiştiremeyeceğini bilmenin
teslimiyetini yaşar. Dolayısıyla, Allah'ı bilen ve tanıyan bir insan için
dünya hayatı büyük bir kolaylık ve nimetlerle doludur; o insan her an Allah'ın
bir tecellisini ve yaratışındaki bir güzelliği görerek yaşar. Kısacası Allah'a
teslim olmuş salih müslümanlar için Allah'ın yarattığı imtihan son derece
kolay ve zevklidir.