|
KASDEN
TERKEDİLEN NAMAZLARIN KAZASI Kasden namazı terketme günahının, kaza ile telafisinin mümkün olmayacağı, esasen Rasülüllah (s.a.s.) in bu konudaki söz ve uygulamalarının hep mazeret sebebiyle vakti geçirilmiş namazlarla ilgili olduğu düşüncesinden hareketle, sahabeden Hz. Ömer, oğlu Abdullah, Sa'd b. Ebî Vakkas, İbn Mes'ud, Selman Farisî ve tabiundan el-Kasım b. Muhammed, Muhammed b. Sîrîn, Mütarraf b. Abdillah, Ömer b. Abdilaziz, Büdeyl b. Meysere ve Salim b. Ebi'1-Ca'd ile Davud ez-Zahîri, İbn Hazm ve İbn Rüşd gibi Zahirî mezhebi müctehit ve fakihleri kasden terkedilmiş olan namazların kaza edilemeyeceği görüşünde iseler de,[5] başta dört mezheb müctehid ve fakihleri olmak üzere islam alimlerinin çoğunluğuna göre, edası farz olan namazların, mazeretsiz (kasden) terkedilmiş de olsa, kazası da farzdır.[6] Alimler bu hükme dayanarak şu sonuçlara varmışlardır: 1. Hadis-i şeriflerde unutma, uyku gaflet... gibi, şuur dışı haller sebebiyle vakti geçirilen namazların kazası emredildiğine göre, mazeretsiz terkedilen namazların kazasının öncelikle gerekeceği;[7] 2. Hadis-i şeriflerde yer alan "nisyan" (unutma) kavramının, kasden terketmeyi de ifade ettiği; çünkü bu kelimenin, ister zuhülen, ister kasden olsun, (Tevbe Süresi, ayet : 67 ve Haşr Süresi, ayet: 19 da olduğu gibi) mutlak "terk" anlamında da kullanıldığı;[8] 3. Yine unutma veya uyku gibi şuur dışı haller sebebiyle geçirilen namazların kazası ile ilgili hadis-i şeriflerde yer alan "onun bundan başka keffareti yoktur." ifadesinin, mazeretsiz olarak namaz vaktini geçirenlere de delalet ettiği; çünkü mazeretle vakti geçirmiş olanlar için günah olmadığından, keffaretin de söz konusu olamayacağı;[9] 4. Namazı kasden terkedenlerin de, Cenab-ı Hakk'ın emrine muhatap olmaları dolayısıyla, onlar üzerine de namazın borç olduğu; borcun ise ancak ödenmekle zimmetten düşeceği;[10] nitekim Rasülüllah (s.a.s.) in de: "Allah'a olan borç, ödenmeye en layık olandır,"[11] buyurduğu; 5. Namazın edası ile ilgili emrin, eda edilmediği takdirde kaza için de emir sayılacağı, çünkü emirle vacip olan şey, eda edilmedikçe emrin hükmünün devam ettiği...[12] gibi delillere dayanmışlardır. Görüldüğü üzere, meşru mazeretlerle terkedilen namazlar gibi, mazeretsiz olarak vaktinde eda edilmemiş olan farz ve vacip namazların da kaza edilmesi gerektiği görüşü, delil yönünden daha kuvvetlidir. Ancak İslam müctehid ve fakihlerinin, ittifaka yakın derecede büyük çoğunluğuna göre, hangi sebeple olursa olsun vaktinde eda edilmemiş olan farz ve vacip namazların kazası fevridir; geciktirilmemesi gerekir. Bu sebeple günlük iş ve ibadet saatleri ile yemek, uyku, dinlenme... gibi hayatî ihtiyaçların karşılanması için geçen zamanlar dışında kalan bütün boş vakitlerde devamlı olarak kaza namazı kılınarak, borcun bir an önce bitirilmesi gerekir.[13] [5]
Aynî,
Umdetü'1-kari, 2/602, İst., 1308; ibn Hazm, el-Muhalla, 1/238, Beyrut,
1352; Şevkanî, es-Seylü'l-cerrar, 1/289, Beyrut, 1405/1985; Tecrid Tercemesi,
2/538-539.
[6]
Aynî a.g.e., 2/206; Abdurrahman el-Cezîrî, el-Mezahibu'l-erbea,
1/488, Kahire ts., Tecrid Tercemesi, 2/538-539.
[8]
Aynî, a.g.e., 2/608; Şevkanî, Neylu'l-evtar, 2/27.
[10]
Şevkanî, Neylü'l-evtar, 2/27-28;
es-Seylü'l-cerrar, 1/289.
[11] Buhari, a.g.e., 2/240 (sıyam,
42); Müslim, es-Sahih, 2/804 (Sıyam, 154-155 No: 1147) Kahire, 1374/1955.
[12]
Aynî, a.g.e., 2/608; Şeyhzade
Abdurrahman b. Muhammed, Mecmeu'l-enhur, 1/144, İst., 1328; Ahmed b. Muhammed
et-Tahtavî, Haşiye ala Meraki'l-felah, sh. 357-358
[13]
Aynî,
a.g.e., 2/602; Şevkanî, Neylü'l-evtar, 2/28; Abdurrahman el-Cezîrî, a.g.e.,
1/491.
|
|||