|
KAZA NAMAZI KONUSUNDAKİ TEREDDÜTLER
GİRİŞ İrfan
YÜCEL
Din
işleri Yüksek Kurulu Üyesi Bizim şimdiye kadar hocalarımızdan, bu konuları bildiğine inandığımız kişilerden ve okuyup anlayabildiğimiz kitaplardan edindiğimiz bilgilere göre, "ister mazeret sebebiyle, ister mazeretsiz olarak, vakti içinde eda edilmemiş olan farz ve vacip namazların en kısa zamanda kaza edilerek, borcun ödenmesi gerekir. Ancak, namaz borcu olan kimseler, kaza namazı kılmak bahanesiyle beş vakitte kılınan sünnet namazları terketmezler; beş vakit namazlarını sünnetleriyle birlikte kılarlar. Fırsat buldukça da vaktinde eda edemedikleri farz ve vacip namazları kaza ederek, bir an önce borçlarını ödemeye çalışırlar..." Ancak son zamanlarda kaza namazı ile ilgili olarak, çok farklı görüş ve iddialar ortaya çıktı. Kimi, sadece meşru bir mazeretle vaktinde kılınamayan namazların kaza edilebileceğini; mazeretsiz terkedilen namazların kazasının olmadığını iddia ediyor. Kimi, üzerinde farz ve vacip namaz borcu bulunan kimselerin, kıldıkları sünnetlerin, Allah katında makbul olmadığını söylüyor. Kimi, fıkıh kitaplarındaki "faite" (çoğulu: fevait) teriminin "mazeret sebebiyle eda edilememiş (kaçırılmış) namaz" anlamında olduğunu; bu itibarla meşru bir mazeretle eda edilemeyen namaz borcu olan kimseler, beş vaktin sünnetini kılabilirlerse de, mazeretsiz olarak terkedilmiş namaz borcu olanların sünnet yerine kaza namazı kılmaları gerektiğini; kimi de bu gibi kimselerin, beş vakit namazlarını eda ederken, farzdan önce ve sonra kılınan sünnetlerde, "hem vaktin sünnetine, hem de geçmiş bir namazın kazasına niyyet edilmesini; böylece hem vaktin sünneti kılınmış, hem de geçen bir vakte ait borcun da kaza edilip ödenmiş olacağını" -bazı kaynaklar da vererek,-yazılarında ve konuşmalarında ısrarla savunuyor. Ayrıca, "insanların hesap günü, önce farz namazlar konusunda hesaba çekileceği; farz namazları tamam ise, hesabının kolaylaştırılacağı; tamam olmayanların eksiklerinin nafilelerden ikmal edileceğini..." beyan eden hadis-i şerifler de naklediliyor. Bütün bu farklı görüş ve iddialar karşısında, üzerinde az veya çok namaz borcu olan müslümanların, ne yapacaklarını şaşırmamaları mümkün değil. Mazeretsiz olarak terkedilmiş olan namazların kazası mümkün değil midir? Farz borcu olanların, bunları kaza etmeden kıldıkları sünnet namazlar, boşuna mı gitmektedir? Bir namazın, -hem vaktin sünneti, hem de geçmiş bir namazın kazası olarak- iki ayrı niyyetle kılınması caiz ve sahih midir? Böylece ikisi birden kılınmış olur mu? Ve bir de bu iddialara mesnet olarak gösterilen kitaplar, kaynak niteliğini haiz muteber eserler midir ve nakiller doğru olarak yapılmış mıdır? Bu çalışmamızda bütün bu sorulara cevap bulacağız. |
|||