FİTNECİLİĞİ VE SONUN BAŞLANGICI Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri, kısa bir zaman diliminde helak edilecekleri rüya yoluyla Atike binti Abdulmuttalib'e gösterilmişti. Atike, rüyasında deveye binmiş bir adam gelip Etbah (denilen bir mekan)da durduktan sonra yüksek sesle, "Ey vefasız cemaat! üç güne kadar muharebe meydanına, vurulup düşeceğiniz yerlere yetişiniz!" diyerek üç kere bağıran bir adam görmüştür. Bu rüya her ne kadar gizli tutulmaya çalışılmışsa da yayılmıştı. Ertesi gün Ebû Cehîl, her zamanki görevini yaparak olayı kızıştırmaya başlamış ve Abbas'ı çağırarak ona, "Ey Abdulmuttalib oğulları! sizin şu kadın peygamberiniz de ne zaman türedi?" diye sorar. Abbas'a, "siz erkeklerinizin peygamberliklerine kanaat etmediniz de kadınlarınız da mı peygamberliğe kalkıştı?" diyerek ve bir çok hakaret yaparak ortalığı kızıştırmış ve olayı fitne olarak tüm Mekke'ye yaymıştır.35 Bedir savaşına, müşriklerin katılması için tüm gayretlerini kullanmış, bu savaş sebebiyle Muhammed ve dininden kurtulacağını iddia etmiştir. Hatta bir ara Kureyş'li müşriklerden bazıları savaştan vazgeçer gibi olunca Şeytanla iş birliği yaparak olayı yeniden yoluna sokmuştur. Hicret'in ikinci yılında kendi sonunu da hazırlayacak olan, Bedir savaşı için defler eşliğinde büyük bir cümbüşle yola çıkmışlardır. 36 Ebû Cehîl, kızıştırma ve ifsat etme işini, savaşın en sıcak anlarında bile terk etmemiştir. Savaş başladıktan bir müddet sonra müşriklerin ileri gelenlerinden öldürülenler olunca saflarda gevşeme olmaması için, Ebû Cehîl "Siz,
Utbe'nin, Şeybe'nin, Velid'in ölmelerine bakmayınız. Onlar çarpışacakları
sırada acele ettiler, boş yere öldüler. Yemin ederim ki bu gün Muhammed
ve ashabını tutup urganlarla bağlamadıkça, dönmeyeceğiz. Sizden her biriniz,
onlardan birini öldürebilirsiniz. Fakat siz onları öldürmeyip yakalayacaksınız,
dinlerinden ayrılmak için yaptıkları şeylerin, ne demek olduğunu onlara
öğreteceğiz." demiştir.37 Ebû
Cehîl savaş esnasında, çarpışırken birazdan helak olacağından habersiz
şu " Recez (şiir)'i " okuyarak öğünüyordu. Sen
en şiddetli, en dehşetli çarpışmada, En
kuvvetli, en yiğit yaştaki deve ile benden intikam alamazsın. Anam beni bu günler için doğurdu. 38
Bedir günü, ben harp safında durup sağıma soluma baktığım zaman, Ensar'dan iki delikanlı gözüme ilişti. Onlardan biri, beni göz ucuyla süzdü ve "Ay amca sen Ebû Cehil'i tanır mısın ?" Bende evet, tanırım dedim. Ve "Ey kardeşimin oğlu sen onu ne yapacaksın ? " diye sordum. O da," Bana haber verildi ki, o kişi Resülullah'a sövermiş. Varlığın kudreti elinde olan Allah'a yemin ederim ki, onu bir görecek otursam, ikimizden ecele en yakın biri ölmedikçe onun peşinden ayrılmayacaktır.Gencin bu sözünü doğrusu merak ettim. Diğer gençte, beni göz ucuyla süzerek, bana ötekisinin söylediği gibi söyledi. Bu sırada gözlerim, hiç bir tarafa takılmadan müşriklerin içinde ileri geri dönüp duran Ebû Cehîl'e ilişince, " işte bana sormuş olduğunuz Ebû Cehîl dedim."Onlar da hemen, kılıçlarına sarıldılar. Ona doğru seğirtip gittiler. Muavviz ile Avf Ebû Cehîl'e vurdular. Fakat onu öldüremediler. Bunun üzerine Ebû Cehîl onların üzerine yürüdü. Onları şehit etti.39 Muaz b. Amr b.Cemuh der ki: " Müşrikler Ebü Hakem (Ebû Cehîl), erişilmez yerdedir diyorlardı. Onların bu sözünü işitince ona doğru gittim.Yanına sokulmak imkanını bulunca, üzerine saldırıp bir vuruşta bacağının yarısını ayağı ile birlikte kestim. Vallahi
vurulunca onun yere düşmesi, Hurma çekirdek yemini döven taşın altından
çekirdeğin sıçramasını andırıyordu ! O sırada Ebû Cehîl’in oğlu İkrime,
kılıcı ile elimi kolumu omuzumdan kesti. Elim yanımda, derisinden sallandı
kaldı. Muaz b.Afra, Ebû Cehîl'i yaralanmış bir halde yerde görünce, kımıldayamayacak bir hale getirinceye kadar ona kılıçla vurdu. "Muaz
b.Amr b.Cemuh" ile "Muaz b.Afra" Peygamberimizin huzuruna
geldiler. Ve hadiseyi anlattılar. Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara "Ebû
Cehîl'i hanginiz öldürdü?" diye sordu. İkisi de "Ben öldürdüm!"
dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara "Kılıçlarınızı sildiniz mi?"
diye sordu." Hayır silmedik!" dediler. Bunun üzerine Peygamber
(s.a.v.), onların kılıçlarını gözden geçirdi, " îkiniz de, öldürmüşsünüz"
buyurdu. Fakat, Ebû Cehîl'in ele geçen kılıcını ve eşyasını Muaz b.Amr
b.Cemuh'a verdi.41 Ebu Cehîl'in Ölürken Bile Böbürlenmesi ve ibni Mes'ud Tarafından başının kesilmesi : Peygamber (s.a.v.) : "Acaba Ebû Cehîl ne yaptı, ne oldu? Kim gidip bir bakar?" diyerek, ölüler arasında onun araştırılmasını emretti.42 Aradılar bulamadılar. Peygamber (s.a.v.): "Arayınız, onun hakkında sözüm var. Eğer, siz, onun ölüsünü teşhis edemezseniz, dizindeki yara izine bakınız. Bir
gün ben ve o, Abdullah b. Cud'an'ın ziyafetinde bulunuyorduk, îkimiz de
gençlik. Ben ondan biraz büyükçe idim. Sıkışınca onu ittim iki dizi üzerine
düştü, iki dizinden biri yaralandı ve bu yaralanmanın izi, uru, dizinden
kaybolmadı" buyurdu.43 Bunun üzerine İbni Mes'ud, Ebû Cehîl'i aramaya gitti. Onu son nefesinde buldu ve tanıdı. Kendisine ; "Ey
Ebû Cehîl sen misin?" dedi. Boynuna ayağıyla bastı. Sakalını tutup
çekti. "Ey Allah'ın düşmanı! Allah nihayet seni hor ve hakir etti
mi? " dedi. Ebû
Cehîl, "Ne diye hor ve hakir edecek, sizin öldürdüğünüz adama üstün
bir kimse daha var mı?
Onların benim gibi bir adamı öldürmelerinden benim için Ebû Cehîl'in miğferini kafasından çıkarırken, "Ey Ebû Cehîl! seni öldüreceğim" dedi. Ebû Cehîl, "Sen kavminin ulusunu öldüren kölelerin, ilki değilsin! Fakat bu gün senin beni öldürmen, doğrusu bana çok ağır ve çetin geldi. Ben,
Hılfü'l-Fudül veya Mutayyibin'de bir adam tarafından öldürülmemi ne kadar
arzu ederdim" dedi.45 Ebû
Cehîl'in başı kesilip huzura getirilince, Resülullah, Allah'a hamd-ü sena
etti: "Hamd olsun O Allah'a ki, kuluna yardım etti, dinini üstün kıldı. Allah'ım! Bana olan vadini yerine getirdin. Hakkımdaki nimetini de tamamla " dedi.
Zehebî'nin tespitine göre, Resul, Ebû Cehîl'in ölüsünün yanma kadar gitti.
Onun üzerine dikildi. "Hamd olsun O Allah'a ki seni zelil ve hakîr kıldı, ey Allah'ın düşmanı! Bu, bu ümmetin Firavn'ı idi" dedi.46 35-
Delail, II/.313; İbni Kesîr, es-Sire, I/ 443. 36-
a.g.e., s.445. 37
-a.g.e., s.470. 38-
a.g.e., s.474. 39-
a.g.e., s. 475. 40-
a.g.e., aynı sayfa. 41-
a.g.e., s.474. 42-
Buhari, Meğazi, Bab.8. 43-
İbni Kesir, es-Sire, I/ 475. 44-
Buhari, Meğazi, Bab.8. 45-
İbni Kesîr, es-Sire, I/ 475. 46- Delail, II/ 362. |