Cami Adabı 
"Allah'ın evi" diye
nitelendirilerek yüceltilen camilere girecek kimselerin maddî pisliklerden
temizlenmiş olmaları yanında cünüplük gibi hükmî ve küfür gibi manevî
kirliliklerden de arınmış olmaları gerekir. Bu sebeple cünüp, hayız ve
nifas halinde bulunan kimselerin gusül abdesti almadan camiye girmeleri haramdır.
Caminin üstü ile camiye dahil alt ve üst katlar da aynı hükme tabidir.
Ancak Hanefî ve Malikî mezheplerine göre mecburi hallerde böylelerinin
teyemmüm ederek camiye girmeleri mümkündür. Camide kalmadan sadece bir yol
olarak oradan geçeceklerse Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre teyemmüm
etmelerine de gerek yoktur. Hanbelîler'e göre ise bir mecburiyet olmasa bile cünüp
olan kimsenin abdest alarak camide durması caizdir. Bayram ve cenaze namazları
için düzenlenmiş açık namazgahlarla camiye bitişik avlu, revak gibi
mekanlar, cünüp vb. durumdaki kimselerin girmeleri bakımından cami hükmü dışında
tutulmuştur. Apartmanlarda bulunan mescitlerin alt ve üstündeki daireler de
bunun gibidir. Camiye abdestsiz girmek caiz olmakla birlikte mekruhtur. Birden
fazla kapısı bulunan camileri yol olarak kullanmak da hoş karşılanmamıştır.
Kur'an-ı Kerîm'de müşriklerin,
daha kapsamlı bir ifadeyle gayri müslimlerin Mescid-i Haram'a yaklaşmaları
genel anlamda menedilmişse de (bkz.
Tevbe 9/28) konunun ayrıntılarına
inen fıkıh alimleri arasında bazı farklı görüşler ortaya çıkmıştır.
Hanefî alimlerine göre hac veya umre amacı taşımamak şartıyla bunlar
Mescid-i Haram dahil olmak üzere bütün camilere girebilirler. Çünkü onların
bu tür ziyaretleri, İslam dininin yüceliğini anlamalarına ve onu
benimsemelerine vesile olabilir. Malikîler gayri müslimlerin herhangi bir
camiye, bu arada Mescid-i Haram'a girmesine müsaade edilemeyeceği görüşünde
olmakla
birlikte Harem bölgesine girmelerinde sakınca görmemişlerdir. Şafîîler'le
Hanbelîler'e göre ise Mescid-i Haram dışındaki camilere izinle
girebilirler, ancak Harem sınırları içine girmelerine izin verilmez. Günümüzde
Haremeyn-i şerifeyn'in yönetiminde söz sahibi olan ülkede Hanbelî fıkhı
uygulandığı için bu mezhebin görüşü doğrultusunda tedbirler alınmıştır.
Mekke ve Medine haremlerinin girişinde kurulan kontrol merkezleri, uyarı
levhaları ve gayri müslimler için yapılmış çevre yolları sayesinde bu hükmün
uygulanmasına azami titizlik gösterilmektedir.
Cami
adabına riayet edemeyecek yaşta olan çocuklarla akıl hastalarının camilere
girmeleri genellikle uygun görülmemişse de temyiz çağına gelmiş çocukların
camiye götürülmesi, cemaatle namaza alıştırılması ve kendilerine
camide Kur'an-ı Kerîm öğretilmesi teşvik edilmiştir.
Hz.
Peygamber'in camiye girerken okuduğu çeşitli dualar hadis kaynaklarında yer
almaktadır. Resül-i Ekrem bir hadisinde, camiye girerken salatü selamdan
sonra “Allahım, bana rahmet kapılarını aç!", çıkarken de yine salatü selamdan
sonra. "Allahım, senin lütuf ve keremini dilerim!” şeklinde dua
edilmesini tavsiye etmiştir. Camiye sağ ayakla girmek, sol ayakla çıkmak sünnettir.
Camiye giren kimsenin tahiyyetü'l-mescid niyetiyle iki rek'at namaz kılması
da sünnettir. Ezan okunduğu sırada camide bulunan bir kişinin meşru
mazereti olmaksızın namaz kılmadan çıkıp gitmesi mekruhtur. İbadet
yerleri olan camilerde cemaati rahatsız eden, onların huzurunu bozan her türlü
davranıştan uzak durmak gerekir. Soğan, sarımsak gibi ağır kokulu şeyleri
yedikten sonra camiye gitmek mekruh sayıldığı gibi başkalarını inciterek
öne geçmek, rahatsızlık verecek şekilde safları sıkıştırmak ve namaz kılanın
önünden geçmek de sakınılması gereken davranışlar olarak kabul edilmiştir.
Camilerde
taraflara karşılıklı menfaat sağlayan alım, satım, kira vb. akidler veya
gelir getirici diğer işler yapılmasının hükmü mezheplere göre mekruh
veya haram sayılmış, hibe akdi ise caiz görülmüştür. Camide dilenmenin
veya dilenen kimseye bir şey vermenin mekruh veya haram olduğunu söyleyen
alimler vardır. Ancak ihtiyaç sahiplerine kendileri istemeden sadaka vermek
caizdir. Cami içinde, orada bulunanları rahatsız etmeyecek şekilde konuşmanın
bir sakıncası yoktur. Bununla birlikte sırf sohbet etmek maksadıyla
camiye gitmek, yüksek sesle konuşmak, hatta başkalarını rahatsız edecek şekilde
yüksek sesle zikir yapmak tasvip edilmemiştir. Camiyi kirletmemek şartıyla
orada uyumakta ve bir şeyler yemekte mahzur görmeyen fakihler bulunmakla
birlikte Hanefî ve Maliki alimleri i'tikaf, yolculuk veya misafirlik gibi özel
durumlar dışında bunu mekruh saymıştır.
Namaz
vakitleri dışında caminin kapatılması, içerideki eşyaya zarar
verilme endişesi söz konusu olduğu durumlarda caiz görülmüş, aksi
takdirde mekruh sayılmıştır. Ebü Hanîfe ve imam Malik'e göre yağmur vb.
mazeretler yokken cenaze namazının cami içinde kılınması da mekruhtur. İmam
Şafiî ve Ahmed b. Hanbel'e göre ise bunda bir sakınca yoktur.
Namaz
kılmak bakımından camilerin en faziletlisi Hanefî, Şafîî ve Hanbelî
mezheplerine göre sırasıyla Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i
Aksa'dır. Malikîler ise birinci sırada Mescid-i Nebeviyi, ikinci sırada ise
Mescid-i Haram'ı zikrederler. Faziletleri birçok hadiste de dile getirilen bu
üç mescidden sonra ise büyük ve cemaati kalabalık camiler gelmektedir.
Ancak bu camilere devam etmek semt veya mahalle camiinin cemaatsiz ve metruk
kalmasına yol açacaksa mahalle camiinde namaz kılmak daha faziletli kabul
edilmiştir.
Cami inşaatı, onarımı, bakımı ve cami adabı ile ilgili hükümlere fıkıh kitaplarının genel olarak "Kitabü's-salat” bölümünde "imamet" veya "Cemaat" başlıkları altında, "Kitabü'l vakf”, "Kitabü'l-hazr ve'l-ibaha" ve "Kitabü'l-kerahiyye ve'l-istihsan" bölümlerinde yer verilir. Hadis kaynaklarında ise "el-Mesacid" ve diğer ilgili başlıklar altında ele alınır. Camilerle ilgili çeşitli hükümlere dair müstakil risaleler kaleme alındığı gibi birçok konuları ele alıp işleyen kitaplar da yazılmıştır. Zerkeşinin l'lamüs-sâcid bi-ahkami'l-me'sâcid, Cerrari’nin Tuhfe-tü'-r-râki’ ve's-sâcid fî ahkami'l- mesâcid, adlı eserleri bunlardan bazılarıdır.