Mescidin Askerî Amaçlar için
Kullanılması
Kur'an'da
cihadla ilgili ayetlerin sayısı oldukça fazladır. Bunların devamlı olarak
namazlarda okunması. müslümanları düşmanla mücadeleye hazır tutardı.
Kendisinden önceki birçok peygamber gibi Hz. Peygamber'in bir vasfı da ordu
kumandanı olmasıdır. Bu bakımdan Asr-ı saadet'te mescid askeri bir
karargah, bir nevi askeri şura meclisi ve askerî hastahane olarak da görev
yapmıştır. Hz. Peygamber savaştan önce ashabıyla istişare eder ve aksine
bir vahiy gelmedikçe onların fikirlerine uyardı. Uhud Gazvesi öncesinde
Mescid-i Nebevide böyle bir toplantı yapılmış, çoğunluğun fikri düşmanla
şehir dışında karşılaşmak yönünde olduğu için buna uyulmuştur. Resül-i
Ekrem cuma namazını kıldırdıktan sonra onları cihada teşvik etmiş ve
sabrettikleri takdirde zafer kazanacaklarını bildirmiştir.
Hz.
Peygamber savaş kararlarını genellikle mescidde verir ve bunu minberden ilan
ederdi: açılan deftere gönüllülerin adlarını yazdırmalarını isterdi.
Sefer halinde orduyu donatmak üzere halkı yardıma çağırırdı. Bir seriyye
göndereceği zaman kumandanına mescidde talimat verirdi. Nitekim Abdullah b.
Cahş'ı Nahle'ye gönderdiğinde onu gizli bir yazılı talimatla Mescid-i
Nebeviden uğurlamıştır. Orduya bizzat kumanda edeceği zaman mescidde iki
rek'at namaz kılar, zırhını giyerek dışarı çıkar ve kapıya getirilen
atına binip seferi başlatırdı. Kumandanlar sefer dönüsünde mescidde rapor
verirlerdi.
Mescid-i Nebevide barınan, Kur'an'ın kendilerini cihada adamış kimseler olarak tanıttığı (bk. el-Bakara 2/273) Ashab-ı Suffe, ani askerî görevler için hazır birlik özelliği taşıyordu. Devlet başkanının oturduğu yerin hemen bitişiğinde bulunan ve umumiyetle ticaret ve toprakla uğraşmayan, en zahid, en heyecanlı kişilerden oluşan ashab-ı Suffe, sevk edildikleri hedeflere hemen gider ve görevlerini layıkıyla ifa ederlerdi.
Mescidler sefer esnasında ordunun maneviyatının zinde tutulduğu,
gereken talimatın ve taktiğin verildiği mekanlar olmuştur. Hz. Peygamber
askerî seferler sırasında geçtiği bölgelerde ve savaş alanlarının uygun
yerlerinde mescidler edinmiştir. Bedir'de, Hendek'te ve Tebük Gazvesi'nde
bunların örnekleri görülmektedir. Tebük Gazvesi sırasında ordunun
konakladığı on beş kadar yerde mescid yapılmıştır. Bu mescidler mimari açıdan
mütevazı olmakla beraber fonksiyonları bakımından önemli yapılardı.
Mescidler hastahane olarak da kullanılmıştır. Hendek Gazvesi'nde
yaralanan Sa'd b. Muaz için Mescid-i Nebevi’de bir çadır kurulmuştu. Bazan da savaş esirleri geçici olarak
mescidlerde muhafaza edilmiştir. Ancak bununla esirin İslamiyet'i kabul etmesi
amaçlanmış ve bunda da genellikle başarıya ulaşılmıştır. Osmanlılarda
da Balkan Savaşı'nın bütün şiddetiyle devam ettiği 1912 yılında,
askerin koleradan kırıldığı bir sırada, bunların bakımı için elverişli
yer bulunamaması üzerine Şeyhülislam Cemaleddin Efendi'nin yardım ve desteğiyle
İstanbul'da bazı camiler hasta ve yararlılara tahsis edilmiştir.
Mescidlerin askerî fonksiyonları Hz. Peygamber'den sonra da devam etmiştir.
Ordugah şehirlerinde ve diğer yerleşim birimlerinde valiler ordu kumandanlığı
yanında merkezî camilerde imamlık görevini de yüklenmişlerdir. Türk İstiklal
Harbi'nde de camiler millî birliğin sağlandığı ve düşmana karşı ilk
toplu hareketin başladığı yerler olmuştur. Bu sırada Mehmed Akifin
Kastamonu Nasrullah Camii'nde verdiği vaazlar çok etkili olmuştur.
Mescidin bunların dışında daha birçok içtimaî fonksiyonu vardı.
Mesela mescid misafirhane olarak kullanılmış, burada savaş gösterileri yapılmış,
şiir söylenmiştir. Hz. Peygamber nikahların mescidlerde ilan edilmesini
istemiştir. Fakat bünyesinde topladığı hizmetler zamanla mescide sığmaz
oldu ve sonuçta külliyeler doğdu. Böylece mescid birçok müessesenin
kendisinden kaynaklandığı bir ana müessese olmuştur.
Ayrıca Osmanlılar'da birçok merasimin icrası için camiler seçilmiştir.
Bunların içerisinde on önemli ve ihtişamlı olanı kılıç alayı
merasimidir. Genellikle Eyüp Camii avlusunda Eyüp Türbesi'nde yapılan bu
merasim, İstanbul’un fethinden önce ve daha sonra bazan Edirne'deki
Eskicami'de de yapılmıştır.