Caminin Adalet Hizmetlerindeki Yeri
İslamiyet'in
kendine has hukuk sistemi mescidlerdeki ders halkalarında talim edilmiştir.
Ashab-ı kiram hukukî konuları mescidlerde müzakere ederdi Hatib el-Bağdadi’nin
el-Fakîh ve'l-mütefakkih 'inde konu başlıklarından biri de "Mescidlerde
Fıkıh Tedrisinin Fazileti" adını taşır.
Hz.
Peygamber'in minberi ahkamın öğretildiği, yanlış hukukî uygulamaların düzeltildiği
bir yerdi. Mesela kendisi "vela” hakkı'yla ilgili yanlış bir uygulamayı
minberde dile getirip düzeltmiştir. Asr-ı saadet'te mescid kazaî
faaliyetlerin yürütüldüğü bir mekan olarak da hukuka hizmet etmiştir. Bazı
alimler, "Sana o davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvardan
mescide tırmanmışlardı" (Sad
38/21) mealindeki
ayeti, mescidlerde kazaî faaliyette bulunulabileceğine delil göstermişlerdir.
Hz. Peygamber'in, "Benim şu minberimin dibinde kim yalan yere yemin
ederse cehennemdeki yerine hazırlansın" mealindeki hadisi, davalara
Mescid-i Nebevî'nin minberi yanında bakıldığını göstermektedir. Nitekim
Buharinin naklettlğine göre Hz. Ömer ve Mervan'ın davalara baktıkları
yer minberin yanındaydı. Aynı rivayette Buharî, Şüreyh, Şa'bi. Yahya b.
Ya'mer gibi ünlü kadıların mescidde kazaî faaliyette bulunduklarını
nakleder. Ayrıca çeşitli
kaynaklarda dört halifenin mescidlerde davalara baktıkları kaydedilmektedir.
Merkezî yerlerde olması, kuvvetli-zayıf, büyük-küçük her sınıftan
insanın çekinmeden oraya ulaşabilmesi yönünden İmam Malik mescidleri kaza
için daha uygun. Hanefîler de buna yakın bir görüşe sahiptirler. Şafiî,
davalıların dinî hüviyeti ve dava sırasında hasımların söyleyebilecekleri
kötü sözler sebebiyle bunu tenzîhen mekruh saymışsa da camilerde kazaî
faaliyetler eksik olmamıştır. Ömer b. Abdülazîz gibi bazı halifelerin
mescidde kazaya karşı olmaları da dinî kimlikle ilgilidir. Müşrikler necis
kabul edildiği için dava maksadıyla da olsa mescide girmeleri istenmemiştir.
Mısır kadılarıyla ilgili rivayetlerden, onların da çoğunlukla camide
faaliyet gösterdikleri anlaşılmaktadır.
Osmanlılar'da
ilk zamanlar birine kadılık görevi verildiğinde görev yapacağı yerin
camiine götürülür, tayiniyle ilgili berat orada okunur ve merasim yapılırdı.
Kadılar davaları görmek için camide otururlardı. Bu uygulama daha önceden
intikal etmiş bir adet olmalıdır. Çünkü benzer uygulamalar Fatımîler'de
de görülmektedir. Miladî 976'da Halife Azîz-Billah zamanında Ali b. Nu'man'ın
kadılığa tayin kararnamesi. Amr b. As Camii minberinden okunarak duyurulmuştur.
İstanbul kadıları ise davalara genellikle evlerinde bakmışlardır. Ancak
mahkeme için özel binalar yapıldıktan sonra da zaman zaman camilerin bu iş
için kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Osmanlılar'da
uzun süre devam eden bazı teftiş ve tahkikatlar halka açık olarak camilerde
yapılmıştır. Nitekim Kanunî Sultan Süleyman devrinde (1520-1566) Rumeli
Kazaskeri Bostan Çelebi, Anadolu Kazaskeri Sinan Efendi ve İstanbul Kadısı
Saçlı Emîr Efendi hakkında kadı ve müderrislerden şikayetler gelmiş,
bunun üzerine Kanuni Sultan Süleyman tahkikat açılmasını emretmiştir.
Fatih Camii'nde devrin tanınmış alimlerinden oluşan bir heyet huzurunda günlerce
devam eden tahkikattan sonra hor üç alim de temize çıkmıştır.
Mescidlerde
hüküm verilmekle birlikte had cezaları buralarda nadiren uygulanmıştır.
Zira Hz. Peygamber mescidlerde had tatbikini ve kısas uygulamasını yasaklamıştır.
Bununla beraber camide had cezası uygulayanlar olmuştur. Nitekim otuz yıldan
fazla Küfe kadılığı yapmış olan İbn Ebu Leyla, mescidde had uyguladığı
için Ebu Hanîfe tarafından tenkit edilmiştir.