TEKFİR
Tekfir, müslüman olduğu bilinen bir kişiyi, inkar özelliği taşıyan inanç,
söz veya davranışından ötürü kafir saymak demektir. İrtidad ise müslümanın
dinden çıkması anlamına gelir. Dinden çıkana mürted denilir. Bu itibarla
tekfir bir şahsın başkaları tarafından küfrüne hükmedilmesi, irtidad ise
kişinin kendi irade ve ifadesiyle İslam'dan ayrılması ve hukuk düzeni tarafından
da mürted sayılması demektir.
Bir
müslümanın kafir olduğuna hükmedilmesi onu pek ağır dünyevî sonuçlara,
müeyyide ve mahrumiyetlere mahkum etmek anlamına geldiğinden, tekfir
konusunda çok titiz davranmak gerektiği açıktır. Bu, bireysel bir isnat ve
iddia anlamındaki tekfir için de toplumsal bir yargı anlamındaki irtidad için
de böyledir. Gelişigüzel tekfir iddialarına dayanılarak irtidad hükümleri
uygulanamaz.
İslam kültüründeki tekfir ve irtidad kavramları, din ve vicdan hürriyetinin
sınırlandırılması ve tehdit altında tutulması değil, toplumun ortak değerlerine
ve dinî inançlarına karşı alenî saygısızlık ve saldırganlığı önleme,
toplumda gerekli olan huzur ve sükunu güvence altına alma, nesilleri inkarcılığın
olumsuz etkilerinden koruma, tekfir edilen şahsa gerekli yaptırımların
uygulanmasıyla da kamu vicdanı açısından adaleti gerçekleştirme gibi
gayelere matuf bir tedbir ve toplumsal sağduyu refleksi niteliğindedir.
Yersiz yapılan tekfir, fert açısından ağır sonuçlar doğurmasının yanında
toplum hayatında kapatılamayacak yaraların açılmasına, birlik ve bütünlüğün
zedelenmesine ve parçalanmaya sebep olur. Çünkü bu durumdaki bir kimse, gerçek
durumunu Allah bilmekle birlikte, toplumda müslüman muamelesi görmez, selamı
alınmaz, kendisine selam verilmez, kestikleri yenilmez. Müslüman bir kadınla
evlenmesine müsaade edilmez. Öldüğünde cenaze namazı kılınmaz. Müslüman
kabristanına gömülmez. Tekfir bu denli ağır sonuçlar doğurduğu içindir
ki, Hz. Peygamber Medine toplumunda, münafıkların varlığını bildiği
halde onları küfürle itham etmemiş, temelleri hoşgörüye bağlı bir İslamlaştırma
siyaseti izlemiş, pek çok hadiste de "Ben müslümanım" diyeni küfürle
suçlamaktan sakınmayı tavsiye etmiştir. Bir hadiste "Kim bir insanı
kafir diye çağırırsa yahut öyle olmadığı halde ey Allah’ın düşmanı
derse söylediği söz kendisine döner”
(Buharî, “Feraiz”,
29; Müslim, "İman", 27) buyurulurken, bir başka hadiste de şöyle
denilmiştir:
"Bir insan müslüman kardeşine ey kafir diye hitap ettiği zaman,
ikisinden biri bu sözü üzerine almış olur. Şayet söylediği gibi ise küfür
onda kalır, değilse söyleyene döner"
(Buharî, "Edeb", 73; Müslim, "İman",
26).
Hadislerden de anlaşılacağı gibi bir kimseyi küfürle itham ederken göz önünde bulundurulması gereken husus, o kimsenin küfür olan bir inancı gönülden benimsediğinin iyi tesbit edilmesidir. Muhatap küfrü açıkça benimsemiyorsa, onun inanç, söz veya davranışı ile küfre girdiğini söyleme konusunda temkinli olmak gerekir. Hz. Peygamber'in anılan tavsiyelerini göz önünde bulunduran bilginler "ehl-i kıbleden olup da günah işlemiş bulunan bir kimseyi bundan dolayı tekfir etmemeyi" Ehl-i sünnet'in temel prensipleri arasında zikretmişlerdir.