Namaz İslamiyet'in bünyesini teşkil eden hükümlerdendir. İslam binasının temeli iman, duvarları namaz, oruç, hac ve zekattır. Buhari'de Abdullah İbn-i Ömer'den rivayet edilen bir Hadis-i Şerifte:
“İslamiyet beş esas üzerine kurulmuştur. Allah'tan başka hiç bir ilâh bulunmadığına, Hz. Muhammed (S.A.V)'in Allah'ın Resul'u olduğuna şehadet etmek, Namaz kılmak, Zekat vermek, Hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmaktır” (Feyzul Kadir,3/208) diye buyrulmuştur.
İslamiyet'in gelişi ile birlikte sabah ve akşam olmak üzere ikişer rekat olarak iki vakit namaz emredilmiş olup, miraç gecesinde farzlar iki vakitten beş vakite çıkarılmıştır. Rasulullah (S.A.V.)'e “Allah'a göre amellerin en sevimlisi hangisidir?” diye sorulduğunda Resulu Ekrem; “Vaktinde kılınan namazdır” (Feyzul Kadir ,1/164) buyurmuştur.
Değerli mü'minler, meleklerin ayrı ayrı yaptığı vazifelerin tamamı namazda toplanmış ve ümmeti Muhammed'e (s.a.v.) Miraç hediyesi olarak verilmiştir. Bundan dolayıdır ki Hadis-i Şerifte “Namaz dinin direğidir” (Feyzul Kadir, 4/246) buyrulmuştur.
Bu konuda Yüce Allah'ımız (c.c.) Nisa suresinin 103. ayetinde şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki namaz belli vakitlere tahsis edilmiş olarak müminlere farz kılınmıştır”.
Bakara suresinin 238. ayetinde ise şöyle buyurmuştur: “Namazlara ve orta namaza devam edin...” bu ayet namazlara devam edip korumayı emrettiği gibi orta namazı tabiriyle (ikindi kastedilerek) namazların beş vakit olduğunu da ispat etmiştir.
Namaz farizesi hakikatına inilerek eda edilirse, insanı her kötülükten korur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “(Rasulüm) Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Mukakkak ki namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar...” (Ankebut-45) buyrularak namazın bu özelliğine dikkat çekilmiştir.
Allah Resulü, “Kulun Allah'a en yakın olduğu an secde yaptığı andır.” (Feyzul Kadir, 2/68) buyurmaktadır.
Namazın öneminden kısaca bahsettikten sonra, farzlarını birer birer inceleyelim.
Namazın farzları 12'dir. Bunların
6'sı namaza başlamadan diğer 6'sı ise namaza başladıktan sonraki farzlardır.
Namazın Dışındaki Şartlar:
Hadesten taharet, Necasetten taharet, Setri avret Kıbleye dönmek,Vakit
ve Niyettir.
Şimdi bu 6 şartı ayrı ayrı inceleyelim.
1. Hadesten
taharet: Namaz kılacak kimsenin abdestsiz ise abdest alması, cünüp ise yıkanması
şarttır. Abdest ve gusül bahislerinde
görüldüğü gibi hareket edilir.
2. Necasetten taharet: Namaz kılacak kimse vücudunda,
elbiselerinde ve namaz kıldığı yerde pislik varsa temizleyecek. Bu üç şeyden
biri pis hükmünde olursa namaz sahih olmaz.
3- Setri avret: Bakılması haram olan yerlere avret denir.
Erkekler de avret, göbekten diz kapağı altına kadar olan kısımdır. En az
bu kısmın hem namazda hem de namaz dışında kapalı olması şarttır. Kadınlarda
avret yüz, el ve ayaklar dışında bütün vücuttur. Baştan ayağa kadar vücutlarının
kapalı olması şarttır.
4- Kıbleye yönelmek: Mekke şehrinde Kâbenin bulunduğu
yer kıbledir. Yeryüzünün neresinde bulunursa bulunsun namaz kılan her mü'minin
Kâbe'ye dönük olarak namaz kılması şarttır. Mekke'de Harem-i Şerifte
namaz kılanlar Kabe'ye bakarlar. Harem-i Şerif'in dışında kılanlar Kâbe yönünde
secde edeceği yere bakarlar.
Kendisini kıbleye döndürecek bir kimse bulamayan bir hasta,
dilediği yönde namaz kılabilir. Taksi, otobüs, tren yolcuları imkan
buldukları yerlere göre namaz kılabilirler.
Özürsüz
olarak kıbleden göğsünü tam sağa veya tam sola yahut geriye çevirenin
namazı bozulur. Başı sağa sola çevirmek namazı bozmaz. Ancak mekruhtur.
Vapurda namaz kılan kimse kıbleye yönelmek zorundadır. Kıblenin ne tarafta
olduğunu bilmeyen kimse etrafındakilere sorar, soracak kimse yoksa, kendi başına
araştırma yapar ve sonunda verdiği karar üzere namazını kılar. Namazdan
sonra kıblenin yanlış olduğunu anlarsa, namazı tekrar kılmaz. Araştırma
yapmadan namazını kılar da kıble doğru değilse namazı sahih olmaz. Kıble
doğru ise namaz sahih olur.
5- Vakit: Namazların sahih olabilmesi için vaktin
bulunması şarttır. Vakti girmeden namaz kılmak farz olmaz.
Vakitlerin belirlenemediği kutuplarda namaz o yere en yakın bulunan ve vakitleri belli olan bölgelerin saatlerini esas kabul ederek kılınır.
6- Niyet: Namaza başlarken niyet şarttır. Nafile namazlarda vakit tayin ederek niyet etmek şart değildir. Farz ve vacip namazlarda ise namazı tayin etmek şarttır. Mesela, “Niyet ettim Allah rızası için bugünkü öğlenin farzını kılmaya” şeklinde kalben niyet etmek şarttır. Niyeti dil ile söylemek sünnettir. Cuma, bayram ve vitir namazlarını da tayin etmek şarttır.
Namazın İçindeki Şartlar:
Namazın içindeki şartlar da 6'dır.
1- Namaza giriş tekbiri: Yani İftitah tekbiri. Namaza başlayan kimse Allah-u Ekber lafzını en az kendisi işitecek kadar sesli söylemesi şarttır. Tekbir alırken lafzetullah'ın hemzesi uzatılmaz. “Allah-u ekber” denir. “Aaaallahu ekber” demek suretiyle okumak caiz değildir. İmam'a uyan kimse tekbirini imamdan önce almamalıdır. İmam'ı takip ederek tekbir almak da fazilet vardır. İmamdan önce alınan tekbirle imama uyulmuş olmaz. İmama ruküda iken yetişen kimse iftitah tekbirinin tamamını ayakta söyledikten sonra ruküya varmalıdır.
2- Kıyam:
Yani ayakta durmak. Farz olan namazlarda ve vacip olan namazlarda ayakta duruş
farzdır. Hastalık veya dermansızlık gibi özürleri bulunanlar oturarak veya
yaslanarak namazlarını kılabilirler.
3- Kıraat: Kur'an okumak. Namazda en az bir ayet okumak
farzdır. İlk defa namaza başlayan kişi için fatiha süresini yani “elhamdülillahi”
ve en az kevser, yani “inna a’tayna” veya “kulhuvallahu ahad” suresini
bilmesi gereklidir. Diğer sureleri de ilk fırsatta ezberle-mesi lazımdır.
4- Rükû: namazda rükû farzdır. Vucudun belden yukarı
olan kısmını, baş dik halde iken yere paralel şekilde öne doğru eğmeye rükû
denir. Hanımlar rukuda fazla eğilmez, kambur dururlar.
İmama rükûda yetişen kimse hemen ayakta iftitah tekbirini alıp doğruca rükûya varır. İmamla rükûda bir kere sübhanallah diyecek kadar bulunursa o rekata yetişmiş olur. Değilse bu rekata yetişmemiştir. İmam selam verdikten sonra noksan rekatını zammı sure ile tamamlar.
5- Secde:
Namazda alınla beraber burnu yere koymak secdedir ve secdenin tam şeklidir. Özür
olmaksızın yalnız alnı yere koymak caiz ise de mekruhtur. Yalnız burnu yere
koyarak yapılan secde caiz değildir. Alnında ve burnunda mevcut yaralardan
dolayı secde edemiyecek olan bir insan eğilerek alnını ve burnunu yere
koymadan secdesini yapar.
Namaz kılan kişi aynı namazı kılan önündeki kişinin sırtına
izdihamdan dolayı secde etmesi caizdir. Eller konulmak şartıyla eller üzerine
secde etmek caizdir. Secde edilen yer ayakların bulunduğu seviyeden bir karış
yüksek olursa, bunda beis yoktur. Daha yüksek olursa secde caiz olmaz. Secde
eden bir kimse her iki ayağını yerden kaldırmış bulunsa ve secde müddeti
boyunca ayaklar yerden kesilmiş olursa, namazı olmaz. rükûda veya secdede
uyuyan kimse namazından bir şey iade etmez. Çünkü bu hallerde kendine
hakimdir.
Secdenin yapılışı şöyledir; Önce dizler sonra eller, sonra yüz yere konur. Ayakların parmakları dikilerek kıbleye doğru çevrilir. Kollar bedenden uzak tutularak açılır. Baş iki el arasında yere konur.
6- Son
oturuş: Yani namazın en son oturuşu; Namazda son oturuş da farzdır. İki
rekatlı namazların birinci oturuşu ve dört rekatlı namazların ikinci oturuşudur. Oturuşun farz olan miktarı da
Ettehiyyatü okuyacak kadar bir zamandır.
Cemaatla namaz kılmanın önemi: Mü'minlerin toplanarak birlikte namaz kılmaları haline cemaat denir. Cemaat'e iştirak etme gücünde olan hür ve mükellef müslümanların erkekleri için cemaat vacip derecesinde müekket sünnettir.Ancak yürüyemeyecek kadar hastalarla, felçlilere, ileri yaştaki ihtiyarlara, körlere, ayakları kesik olanlara cemaata gitmek sorumluluğu yoktur.
Bir caminin belli bir imamı ve cemaati varsa orada cemaatle namaz
kılındıktan sonra ikinci bir cemaat ezansız ve ikametsiz olarak o camide namaz
kılabilirler. Nisa süresinin 102. ayeti kerimesinde peygamber efendimize hitaben
Yüce Rabbimiz şöyle buyurmuştur. “Sen de mü'minler arasında bulunup onlara
namaz kıldıracağın zaman, onlardan bir kısmı seninle beraber dursunlar...” işte
bu ayet-i kerime namazın cemaat halinde kılınmasının gereğine delildir.
Abdullah ibni Ömer'den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Allah
Rasulü “cemaatle kılınan namaz tek başına kılınan namazdan 27 derece
daha üstündür” (Feyzul Kadir, 4/216) buyurmuşlardır.
Namaz kılmak üzere camiye giren kimse eğer kamet getiriliyorsa
sünneti terk ederek hemen imama uyar. Eğer bu namaz öğle namazı ise farzı
kıldıktan sonra sünneti kaza eder, ister dört rekat sünneti önce kılar
sonra iki rekatlı sünneti kılar, dilerse tersini yapar. Bir şey fark etmez.
Eğer bu namaz ikindi ile yatsı namazı ise imamla beraber farzı kıldıktan
sonra sünnetleri kaza etmez, gayri müekked sünnet olduğu için terk eder.
Sabah namazına gelince o vaktin sünneti terk edilmez.
Müekked sünnet Peygamber Efendimizin çokça devam ettiği, gayri müekked sünnet ise çokça terk ettiği sünnetlerdir.
İmama
birinci rekattan sonra yetişen kişi imam aşikare olarak okuyorsa sübhanekeyi
okumaz, namaz sonunda yetişemediği rekatları kılmak üzere ayağa kalkınca
sübhanekeyi okur, sonra euzu besmeleyi getirerek namazına devam eder. İmam
gizli okuyorsa sonradan gelen sübhanekeyi
imama uyarken okur. Camiye giren bir kimse imamı secdede veya rükûda bulursa
hemen tekbir alıp namaza başlar. Ancak başlangıç tekbirini muhakkak sürette
ayakta alması gerekir. İmama birinci rekattan sonra yetişen kişi yetiştiği
rekatları imamla kılar. İmam selam verdikten sonra yetişemediği rekatları
tek başına kılar, yetişemediği rekatlarda zammı süre varsa ayağa kalktığında
ilk kıldığı rekatlarda zammı süre okur.
Mesala: Öğle namazının farzında imama ikinci rekatta yetişen kimse, imam selam verdikten sonra kalkıp kılacağı bir rekatta zammı süre okur. Eğer iki rekatı kaçırdıysa ikisinde de zammı süre okur. Bu ölçü diğer vakitlerde de aynıdır.
Dört rekatlı bir namazın son iki rekatına yetişirse iki rekat kaza eder ve her iki rekatta da fatiha ile birlikte süre okur. Dört rekatlı bir namazın son bir rekatına yetişirse bu takdirde önce bir rekat kaza eder ve bu rekatta zammı süre okuyarak oturur, sonra ikinci rekatı fatiha ve zammı süre ile kılar ve oturmaz, üçüncü rekatı sadece fatiha okuyarak kıldıktan sonra teşehhüde oturur, ettehiyyatu, salli, barik, rabbena atina ve rabbenağfirli okuyarak namazı tamamlar.
Namazda
konuşmak, kendisi işiticek kadar namazda gülmek, kıbleden göğsünü çevirmek,
ayeti yanlış okuyarak manasını bozmak namazı bozar. Teyemmüm etmiş bir kişinin
namazdayken suyu görmesi, sabah namazını kılarken güneşin doğması, bayılmak,
çıldırmak, tekbirde Allahu ekber lafzını daha evvel anlattığımız gibi
uzatarak “Aaaallahu ekber” demek da
yine namazı bozar.
Bu bölümle ilgili bazı önemli meseleler. Namaz kılmakta olan
bir kimseyi anası veya babası çağırırsa namazını bozmaz. Çünkü namaz
bozmak ancak zaruret halinde olur. Bir yerden düşmek, yanmak, suya düşmek
gibi zaruri hallerden dolayı yardım isteyen kimseler için namazı bozmak
gerekir.
Kıymetli bir malın çalınması halinde namaz bozulur. Bir kadının ateş üzerindeki tenceresi taşarsa onu düzeltmek için namazını bozar. Namaz kılmakta olan bir kimse kuyu veya bir çukura doğru ilerlemekte olan bir amayı görür de oraya düşmesinden korkarsa namazını bozar. Çoban da kurt tehlikesi halinde namazını bozar.
Namazda ta'dili erkan. Ayaktayken dosdoğru, rükûdayken dümdüz durmak, rukudan kalktığı zaman belini iyice doğrultmak ve “sübhanallah” diyecek kadar durmak, secdeden kalktığı zaman da iki secde arasında “sübhanallah” diyecek kadar oturmaktır. Bu hareketlere ta'dili erkân denir. Ta'dili erkan vaciptir, dikkat edilmesi gerekir.
Sehiv secdesi: yanılma veya unutma secdesi diye de tarif edilir. Sehiv secdesi namazda farz olan bir rüknün tehirinde yani geciktirilmesinden, vacip olan bir rüknün terk veya tehirinden dolayı icap eder.
Yapılışı: Kişi namazını tek kılıyor ise iki tarafa selam verir ve iki kere secde eder, tekrar tahiyyat, salli, barik dualarını okur ve selam vererek namazını tamamlamış olur. İmam sehiv secdesi yaptığında yalnız sağ tarafına selam vererek yapar. İmama uymuş olan kimsenin yapmış olduğu hatadan dolayı sehiv secdesi gerekmez. İmamdan ayrılarak sehiv secdesi yaparsa namazı bozulmuş olur.
Sehiv Secdesini Gerektiren Haller Şunlardır; Farz namazların ilk iki rekatında, nafile namazlarla vitir namazının herhangi bir rekatında fatihanın hepsini yahut yarısından fazlasını okumayı unutmak, zammı süreyi fatihadan evvel okumak, fatihadan sonra okunacak zammı süreyi okumayı unutmak, vitir namazında kunut tekbirini yahut kunutunu unutarak rükûya eğilmek. Eğer rükûdayken hatırlarsa doğrulup da kunut yapmaz sonunda sehiv secdesi yapar. Unutarak fatihayı iki kere okumak. Çünkü zammı süreyi yerinden sonraya bırakmış olur ve vacibi tehir etmiş olur. Dört rekatlı namazlarda ikinci rekattan sonra oturmayı unutarak üçüncü rekata kalkmak. Eğer üçüncü rekata iyice doğrulup kalkmış ise tekrar yere oturmayıp namazını kılar ve sonunda sehiv secdesi yapar. İyice kalktıktan sonra oturacak olursa namazı bozulur. Birinci ve ikinci oturuştan sonra tahiyyatı unutmak yine sehiv secdesini gerektirir. İmamın açık okuması gereken yerde içinden, içinden okuması gereken yerde ise açıktan okuması. Rükû ve secdelerde ta'dili erkanı terk etmek de sehiv secdesini gerektirir.
Namaz Kılmanın Caiz Olmadığı Vakitler;
1- Güneş
doğarken
2- Güneş tam zevaldeyken, yani tam ortaya ve başımızın
üstüne gelip de henüz batı tarafına geçmeden.
3- Güneş batarken.
Bu vakitlerin hiçbirinde namaz caiz olmaz. Ancak aynı günün ikindi namazının yalnız farzı güneş batarken kerahatle caiz olur.
Kerahat ne demektir?:
Mekruh, hoşa gitmeyen şey demektir. Mekruh
iki kısımdır;
- Tahrimen mekruh, yani yapılması istenmeyen, harama yakın olan
bir iştir. İşlendiği takdirde ahirette azabı gerektirir.
- Tenzihen mekruh, yapılması hoş görülmemekle beraber, işlendiği takdirde azabı gerektirmez. Helale yakın bir kerahattir, ancak terkinde sevap vardır.
Namazı Kaza Etmenin Esasları; sadece
farz namazlar kaza edilir, sünnetlerin kazası yoktur. Şartları bakımından
kaza namazları da diğer namazlar gibidir. Ancak kılarken “kaza namazına”
diye niyet edilir. Kaza namazları namaz kılmak mekruh olan vakitlerin dışında
günün her saatinde kılınabilir. Vitir namazı da kaza edilir. Sünnet
namazlar kaza edilmez. Ancak sabah namazı vaktinde kılınmamış ve aynı gün
kerahat vakti çıktıktan sonra öğle vakti girmeden kaza edilecek ise o günkü
sabah namazının sünneti de kaza edilir..
Kaza namazlarına şöyle niyet edilir; “Niyet ettim Allah rızası için en son kılamadığım sabah (yahut öğle, ikindi, akşam, yatsı, vitir) namazını kaza etmeye” denir. Eğer seferi iken kılmadığı namazı ikamette yani evine döndükten sonra bir kişi kaza ederse dört rekatlı farzları iki rekatlı olarak kaza eder.
Seferi (Misafir) Kime
Denir ve Namazları Nasıl Kılar? En azından yaya olarak üç günlük yani 18
saatlik bir yola giden kimse seferi sayılır. Bugünkü ölçülere göre 90
km. uzağa giden kimse misafirdir.
Misafir dört rekatlı farz namazlarını iki rekat olarak kılar.
Dört rekat olarak kılsa günahkar olur. Sünnetlerine gelince kolayına
gelirse tam olarak kılar, vakit ve imkan bulamazsa terk edebilir. Ancak sabah
namazının sünneti terk edilmez. Misafir, misafir olmayan bir imama uyarak
cemaat olmuş ise o zaman dört rekatlı farzı tam olarak kılar, eğer misafir
olmayan cemaat misafir olan imama uyarsa imam iki rekat kıldıktan sonra selam
verir ve cemaat ayağa kalkarak okumadan namazını tamamlar.
Yolculuğa
çıkan kimse bulunduğu şehrin bitiminden itibaren misafir sayılır. Kişi
gittiği yerde 15 günden az kalacaksa misafirdir, namazlarını kısaltır.
Seferiliğin ne olduğunu anlamamız için İslam fıkhında geçen Vatan kavramına kısaca değinmemiz gerekir.
Vatanın Kısımları:
Oturma ve yerleşme bakımından vatan üç kısımdır:
1- Asli vatan; insanın doğup büyüdüğü ve yaşadığı
yahut başka bir memlekete göçüp orada ailesi ve çocuklarıyla birlikte
oturacak şekilde ev ve vatan edindiği yere denir.
2- İkamet
vatanı; yolculuk halinde olan kimsenin oturmaya el verişli olan bir yerde
15 gün veya daha çok bir zaman kalmasına niyet ettiği yerlerdir.
3- Sükna vatanı; misafirin yolculuk esnasında 15 günden
az kalmak niyetiyle oturduğu yerlere denir.
Bir kimse doğup yaşamakta olduğu vatanından başka bir
memlekete gider de orada ömrünü geçirmek üzere ailesiyle yerleşirse,
birinci vatanı bozulup ikinci vatanı asli vatanı olur. Artık ilk vatanına
misafir olarak gittiği zaman mukim olmaz, namazları kısaltır.
Bir kimsenin iki ve daha çok memlekette ayrı ayrı ailesi bulunur da bu kimse bir sene içinde muhtelif yerlerdeki bu ailelerine giderse, her gittiği evinde mukim olur. Namazlarını kısaltmaz.