HİCRET
BERAATTİR
Mustafa İSLAMOĞLU
Kavuşabilmekle terkedebilmek doğru orantılıdır. Kavuşabilenler,
terkedebilenlerdir. Terketmeyi göze alamayanlar kavuşmanın hazzına eremeyeceklerdir.
Âdem, cenneti terketmeden iradeye kavuşamayacaktı.
Geçici cenneti terketmişse de, irade onu ebedi cennete kavuşturdu. Cennet sıla,
dünya gurbetti. Ancak o, sılayı gurbette ve gurbetle bir daha yitirmemecesine
yeniden kazandı. Özelde Âdem, genelde insan müebbed muhacerete hüküm giymişti.
Üflenen ruhun lahut aleminden nasut âlemine hicretinin, canın sudan toprağa
hicretinin, spermanın rahme hicretinin, ceninin rahimden dünyaya hicretinin
ve insanın dünyadan ahirete hicretinin anlamı buydu.
Nuh, evrensel hicretin muhaciriydi. Tufan,
aynı zamanda bir hicretti; küfrün karanlığından imanın aydınlığına, müşrik toplumun
zındanından mü'min toplumun özgür ufuklarına hicret... Şirkten tevhide, küfürden
imana, isyândan İslâm'a/teslimiyete hicret.
İbrahim, çift boyutlu hicretin Kur'ânî örneklerinden
biriydi. Akleden kalbin, nasıl eserden müessire, soyuttan somuta, fizikten metafiziğe,
kabuktan öze, maddeden ruha, inkardan imana, cehaletten ilme; zandan yakine
hicret edebileceğinin en çarpıcı örneğini sergilemişti. Hz. İbrahim'in derinliğine
gerçekleştirdiği bu hicret, oracıkta ürününü vermiş ve Lut "Ben de Rabbime
hicret ediyorum" demişti. (29/26).
Bu hicret, yürekte kalmayıp eyleme dönüşmüş,
Allah'a kurbanı Allah'a kurbiyyete, atıldığı ateşi de şirkten beraete ve cennete
dönüştürmüştü.
Rasulullah, hicretin iki boyutunu kendi
hicretinde birleştirdi. O, hicretin izzet, devlet ve beraet demeye geldiğini
isbatladı: O, terketmeden kavuşulamayacağını yaşayarak gösterdi. Mekke-Medine
hattı, bir semboldü. Bu sembol, insanın ve insanlığın uzun yürüyüşünde aşkın
ve aşkın olanın değerine dikkat çekiyordu. Verilene dikkat çekilerek
elde edilenin değeri vurgulanıyordu.
Bu sembolde, Mekke içkini ve burayı, Medine
aşkını ve öteyi sembolize ediyordu. Fetih ise öteyi kazanana buranın da açılacağını,
hediye edileceğini
ifade ediyordu. Mekke-Medine hattı sadece Medine'ye kavuşmak değil Mekke'nin
bedelini de ödemek anlamına geliyordu. Dahası, Hıra günlerinde yürekte gerçekleşenin,
hayata dönüşmesiydi hicret.
O halde bunun anlamı, içlerinde bir özge
hicreti yaşayamayan ve gerçekleştiremeyenler, yer değiştirebilirler ama asla
hicret edemezler demekti. Peygamber'in, "Bu dünyada bir garip yolcu gibi
ol" uyarısı, müebbet muhaceretin itirafıydı. Bu anlamda hicret, dünyevileşmenin
önündeki en büyük engeldi. Çünkü, muhacir misafirdi.
Özbenliğin, çağın, tarihin, çevrenin modern
zindanından tahliye bekleyen modern bireyin beraeti ancak derununda yapacağı
derinliğine bir hicretle mümkün olabilecektir.