İnsanlığa
saadet ve mutluluk sunmak için bir hayat nizami olarak gönderilen İslam dini,
müşriklerin kinini artırmıştı.
Nefsinin
ve arzularının esiri bu insanlar saltanatlarının ellerinden çıkacakları korkusuyla
İslam'a ve Müslümanlara akıl almaz saldırıda bulunuyorlardı. Bu saldırıyı o
kadar ileri götürmüşlerdi ki, İslam dininin tebliğcisi Hz. Peygamber (s.a.v.)'i
dahi incitmişlerdi.
Bir
defasında devletin ileri gelenleri Kabe'de toplanmış konuşuyorlardı: "Bu
adama sabrettiğimiz kadar hiç kimseye sabretmedik. Fikirlerimizi gücümsedi,
aramıza bölücülük soktu, milli değerlerimizi hiçe saydı, propagandasını yaptığı
fikirleriyle, devletimize anarşi soktu. Devletimiz için ciddi bir tehlike arzeden
bu gericiye, mürteciye daha ne kadar sabredeceğiz? Yılan gibi daha küçükken
kafasını ezelim!" Onlar bu şekilde konuşurlarken, Hz. Peygamber (s.a.v.)
çıkageldi ve her zaman olduğu gibi, Hacerul-Esved'i selamlıyarak Kabe'yi tavafa
başladı. Tam yanlarından geçerken, kendisine en ağır sözlerle hakaret etmeye
başladılar.
Hz. Peygamber (s.a.v.) sesini çıkarmayarak
tavafa devam etti. İkinci defa yanlarından geçerken aynı şekilde hakaret ettiler.
Rasulullah (s.a.v.) tavafa devam etti. Üçüncü defa yanlarınca geçince, yine
o ağır küfürlerle kendisine hakaret ettiler. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.v.)
durarak onlara şöyle dedi: "Ey Kureyş! Beni duyuyor
musunuz? Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim:
öyle bir şeyle emrolundum ve size geldim ki, hepinizi kılıçtan geçireceğim!"
Bu sözlerden sonra kafirler korkudan sustular.
Ertesi gün Rasulullah (s.a.v.) aynı yerde tavaf ederken hep birden üzerine saldırdılar ve şöyle dediler; "Dün o şekilde konuşan ve ilahlarımızı inkâr eden sen misin?" Rasulullah (s.a.v.), "Evet, o sözleri söyleyen, sizin ilahlarınız tanımayan benim!" diye cevap verdi. Bunun üzerine hep birlikte Rasulullah'a vurmaya başladılar. Onlar bu şekilde işkence yaparlarken, Hz. Ebubekir (r.a.) geliverdi. Hz.Peygamber (s.a.v.)'i onların elinden kurtararak şöyle dedi: "sadece, ´Rabbim Allah'tır` diyen bir adamı mı öldürüyorsunuz?" Bunun üzerine Mekke hükümetinin adamları, Rasulullah ve Hz. Ebubekir'i yaralar içinde bırakarak oradan uzaklaştılar.
Hz.Peygamber
(s.a.v.)'in ashabı, sırf Müslüman oldukları için Kureyş'ten çektikleri işkencelerin
artık tahammül edilemez oluşundan, Mekke'de müslümanca yaşamanın imkânsız hale
gelişinden dolayı, Rasulullah'ın emri üzerine Habeşistan'a hicret ettiler. Böylece
hicret dönemi başlamış oldu.
"Kendilerine
zulmedildikten sonra Allah yolunda hicret edenleri , Biz dünyada güzelce yerleştireceğiz.
Ahiret mükafatı ise elbette daha büyüktür. (kafirler bunu) bilmiş olsalardı."
(Nahl-41)
Habeşistan'a hicret eden Müslümanların sayısı seksen üç'e kadar çıktı.
Hz.Peygamber
(s.a.v.)'in emri üzerine Habeşistan'a hicret eden Müslümanların, orada emniyete
kavuşmaları, diledikleri gibi dini yaşamlarını sürdürmeleri; beri tarafta Hz.Hamza
ve Hz.Ömer (r.a.ma)'in Müslümanlığı kabul etmeleri Mekkeli müşrikleri çileden
çıkardı.
Bütün
bu gelişmeler üzerine, Mekke hükümeti toplanarak Müslümanlara sosyo-ekonomik
bir ambargo uygulamaya karar verdi. Bu karara göre; hiçbir şekilde Müslümanlarla
temas edilmeyecekti. Ne onlardan kız alınacak, ne de onlara kız verilecekti.
Müslümanlardan hiçbir şey satın alınmayacağı gibi, onlara hiçbir şey satılmayacaktı.
Putperest Mekke Şehir Devletinin hükümet kararı bir sahifeye yazılarak Kâbe duvarına asıldı. Bu çok sıkıntılı günler üç sene kadar devam etti.
Hz.Peygamber
(s.a.v.) bütün engelleme ve baskılara rağmen senenin belli mevsimlerinde kurulan
panayırlarda tebliğ vazifesini icra ediyordu. Çadır çadır, kabile kabile İslam'ı
bütün insanlara anlatıyordu. Eğer on beş çadırdan terslenip kovulsa on altıncı
çadıra girmekten geri durmuyordu.
Nihayet, Medine'den gelenlerden bir grup, merak ederek dinlemeye başladılar. Altı kişi oldukları rivayet edilen bu Medineliler İslam'ı kabul edip memleketlerine döndüler ve İslam'ı anlatmaya başladılar. Bir sene sonra, aynı mevsimde sayıları oniki kişi olan Medineli Müslüman bir grup Hz.Peygamber (s.a.v.)'i görmeye geldi. Rasulullah (s.a.v.), onlarla gizlice buluştuktan sonra onlara biat ettirdi. Biat; teslimiyet, kayıtsız şartsız bağlılık demektir. Yapılan biatın metni şu idi: "Asla Allah'a ortak kimse tanınmayacak, hırsızlık yapılmayacak, zinâ edilmeyecek, evlâd öldürülmeyecek, hiç kimseye iftirada bulunulmayacak ve yalan söylenmeyecek; bunlara vefa gösterirseniz size Cennet vardır. Dediklerimden saparsanız, işiniz Allah'a kalmıştır."
Medineli
Müslümanlar, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in dediklerini kabul ederek, ona biat ettiler.
Daha sonra Ensar olarak adlandırılan bu Müslümanlar bir sene sonra daha kalabalık olarak (yetmişbeş kişi) II. Akabe biatını gerçekleştirdiler.
Hicret,
yeni bir medeniyetin başlangıcı
Hicret,
sevgi ve saadet dolu bir kucağa yürüyüş
Hicret,
Ahde vefa
Hicret,
insanlara saadet sunacak bir nizamın devlet olarak kurumsallaşması
Hicret,
bir kaçış değil, yapılacak olan fethin başlangıcı
Hicret,
sabrın doruk noktasına ulaştığı an
Hicret, tebliğe açılan en büyük kapı