19. AYET (İTAATIN FELSEFESİ)
Hayır ona boyun eğme;
(Allah'a) secde et ve yaklaş !
Bu ayette geçen “Kella”’nın tefsirinde değişik görüşler ileri sürülmüştür.
1) Ebü Cehîl’i men etmek manasınadır.[430]
2) Ebü Cehîl'in "meclisim çağırma olayını" yahut "Resul’ü namazdan alıkoyma istekleri"nin olumsuzluğunu ifade etmek için kullanılmıştır.
3) İstiftah- cümle açılışı manasında kullanılmıştır.
Bu üç görüş arasında, “Kella”nın açılış için kullanılması, ayetin muhtevasına en uygunudur. Zira birinci ve ikinci görüşler daha önce ifade edilmiştir.”Le Nesfean” tehdidi, Ebü Cehîl için yeterli derecede men etme ve azarlama manasını zaten taşımaktadır. Bu manaları son ayetteki “Kella”tabiriyle tekrarlanmasında bir mana gözükmemektedir. Bu ayette ise, Resül'e ve Müslümanlara çok değişik bir mesaj sunulmaktadır. Bu ayette itaatin felsefesi sunulmaktadır. Ayette yasaklanan; Allah'tan başkasına itaat etmek, boyun eğmek, insanlığın en büyük ayıbı olan Yaralanma karşı ihanettir.
İtaatin, boyun eğmenin yalnız Allah'a ve Resü'lüne yapılacağı çeşitli ayetlerde değişik kelimelerle zikredilmiştir.
Mesela, “Etiiü”kalıbında 13 ayette, [431]
“Etiiun”kalıbında 11 defa zikredilmiştir. Bu ayetlerde, Allah'a itaatin gerekliliği emredilirken başka ayetlerde ise tersinden bir yaklaşımla “La Tudi’-itaat etme" şeklinde emirlerle Resul, ve Müslümanlar, itaat mefhumunu kavramaya yönlendirilmiştir. Bu "itaat etmeme emri" ile bazen kafirlere,[432] bazen münafıklara,[433] bazen de yalancılara dikkat çekilmektedir.[434]
İtaatin ancak Allah'a olabileceğini, sahih hadislerde de görmekteyiz.
Buharî'nin bu konuda şöyle bir rivayeti vardır.
Abdullah'ın rivayet ettiğine göre, "Müslüman kişiye düşen, -hoşuna gitse de gitmese de- işittik, itaat ettik (demek) tir. Bir günahla emir olunduğunda ise, ne işitmek vardır ne de itaat. " [435]
Diğer bir rivayette:
Ebü Hüreyre'nin rivayet ettiğine göre," Her kim itaatten çıkar, cemaatı terk ederek ölürse, cahiliye ölümü üzere ölmüş olur." [436]
İtaat: Hak olan , doğru olan (Ma'ruf) şeylerdir. Hakka uymayan şeyler (Münker)' de ise itaat yoktur. Hiç bir kimsenin, konumu ne olursa olsun, Allah ve Resü'lü adına münkeri emretme yetkisi yoktur.
Buharî'de bu konuya şöyle bir hadis zikredilmiştir;
Hz.Ali'nin rivayet ettiğine göre: Resülullah (s.a.v.), Ensar’dan (Abdullah b.Huzafe adında) bir kişiyi seriyyenin [437]basına komutan yapmış ve onunla beraber gidenlere, komutanlarının sözüne "itaat etmelerim" emretmişti. Komutan bir şeyden öfkelendiğinde "Size Resülullah bana itaat etmeniz! emretmedi mi?" diye sorunca, onlarda "evet" dediler. Oda "Bana odun toplayın"'diye emir verdi. Askerler odunu toplayınca onlar tutuşturmaları için emir verdi. Onlar da ateşi yaktılar. Komutan "Girin içine" diye emir verince, askerlerden bazıları girmeye yeltendi. Bazıları ise "Biz Resülullah'a ateşten (kaçmak için) sığındık, (şimdi kendimizi ateşe mi atalım Dediler.) Bu tartışmalar sürerken ateş kendiliğinden söndü. Komutanın da öfkesi dindi. Peygamber (s. a. v.) 'e bu olay intikal ettiğinde: "Şayet o ateşe girselerdi kıyamete kadar çıkmazlardı (azap içinde kalırlardı.) Taat Ma 'ruftadır" buyurdu" [438]
Sürenin son ayetinde böylesine önemli bir gerçek, Resül’e ve insanlığa sunulmaktadır.
Bu sebepten, ayetin başındaki “Kella” nın istiftahiyye-açılış manasında olması daha uygun olacağı kanaatindeyiz.
“Üscüd”kelimesi “Secede-Yescüdü” kökünden (l.babdan) emir olarak gelmiştir.
Secde kelimesi Arap dilinde “Hadaa-boyun eğme, baş eğme” manasınadır. Cahiliye
zamanında da kullanılan bu kelime, İslam’ın gelmesiyle gerçek mahiyetine kavuşmuştur. Namazla bağlantılı secde, anlı yere koyma manasına kullanılmıştır.[439]
Okyanus namıyla meşhur Kamus'ta “Sücud” kelimesinin değişik bir manasına dikkat çekilerek şöyle denilmiştir: "Sücüd, ayak üstünde sütun gibi dik durmak manasında olup secde etmeyle zıt olur. “Yukalu Seceder-Reculü iza intesabe” [440] yani kişinin ayakta dimdik durması da aynı kelimeyle ifade edilmiştir. Burada ortaya çıkan bir incelik dikkatimizi çekmektedir. Secde olayı bir yerde iki büklüm olup azalarla yerle temas etmeyi ifade ederken bazen bunun tam zıddı olan ayakta dimdik durmayı ifade ediyor. Bu iki ifade her ne kadar birbirine zıt gözükse de ikisi birbirini tamamlayan ifadelerdir. Kişi secdesini yerine göre kafirlere karşı izzetli olması gibi [441] dimdik durmayla ifade edecektir. Bazen de iki büklüm olarak tevazünün sınırlarını sergileyecek Müslümanlara karşı çokça hoş görülü olacaktır.[442]
Kur'an-ı Kerim'de “Secede”kökünden türeyen 92 ayet değişik kiplerde bulunmaktadır. Mesela: “es-Sacidin” kelimesi 10 defa,
”Mescidün”20 defa geçmektedir.[443]
“Üscüd”ifadesi ile 2 yerde geçmektedir.
1-İnsan/ 26 da geçmektedir. “ Ve minel-Leyli fescüd lehu ve Sebbihhu leylen Tavila”
"Gecenin bir kısmında ona secde et. Gecenin uzun bir bölümünde de O 'nü tebih et."
Bu sürenin Mekkî veya Medenî olması ihtilaflıdır. Cumhura göre Medenîdir, İbni Abbas, Mukatil ve Kelbi 'ye göre Mekkî dir [444] İnsan süresindeki secde emrinde, Alak süresinden değişik olarak gözümüze çarpan, salt secde değil akşam ve yatsı namazlarım kılma emrini ifade etmesidir.
2-Alak süresinde, 19. ayette geçmektedir. Bu sürede geçen secde emrinin, namaz kılma veya tilavet secdesi olduğunda ihtilaf edilmiştir.
Alak süresinin son ayeti, tilavet secdesi olarak kullananların delilleri şöyledir:
a- İbni Ebî Şeybe'nin Hz. Ali'den rivayet ettiğine göre, Azaim (vazgeçilemeyecek secdeler) dörttür. “ Alak Suresi, Duhan Suresi,Necm Suresi, Secde Suresi ” secdeleridir.[445]
b- Ebü Hüreyre’nin bir rivayetinde, bu konuyu destekleyen bir hadis vardır: Ben Resülullah ile “İkra’bismi Rabbikellezi Halaka ve İzes-semaun şekkat ayetleriyle başlayan sürelerde secde ettim.[446]
Ayette geçen secdenin namaz secdesi olması da muhtemeldir. Önceden geçen ayetlere baktığımızda, ortada Resul'ün kıldığı, Ebü Cehîl'in men ettiği bir namaz vardır. Yüce Allah'ın da "Ona boyun eğme, secde et ve yaklaş' emri bulunmaktadır. Bu durumu göz önüne alırsak, secde emri, namazla bağlantılı bir emirdir.[447] Ne var ki, kullanımda "tilavet secdesi" olarak kullanılmaktadır.
Dipnotlar
430 Keşşaf, II/ 480.
431 Ali İmran, 3/32,132;
Nisa, 4/59; Maide, 5/92, Enfal, 8/1,20,46; Taha, 20/90.
432 Furkan, 25/52; Ahzab,
33/61,48.
433 Ahzab,33/l.
434 Kalem, 68/8.
435 Buharî, Kitabu'l
Ahkam, 4/3.
436 Müslim, Kitabu'l İmare,
13/1848.
437 Beşle üç yüz arasında
veya dört yüz kişilik askeri bir gurup.
438 Buharî, Kitabu'l-Meğazî,
Bab, 59, Hadis No: l.
439 Lisanu'1-Arab, III/
1940.
440 Okyanus, 1/619, Matbaa
Amire 1272.
441 Maide, 5/54.
442 Maide, 5/54.
443 Muhammed Fuad, el-Mu'cem,
s. 244-245.
444 Kurtubî,XIX/118
445 Ahmed Naim, Sahîh-i
Buharî Muhtasarı, Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi, III/ 353, 5. B, Ankara
1978, D.İ.B.Y.; Kurtubî, XX/ 128.
446 Tecrîd-i Sarîh, XX/
128.
447 Kurtubî, XX/128.