Namaz kılarken bir kulu

 

            " Abd " kul kelimesinin belirsiz (nekire) olarak zikredilmesi. Resul'ün, kullukta son mertebeye ulaştığını göstermektedir. Sanki şöyle denmektedir." O öyle bir kuldur ki, O 'nün kulluğuna ait vasıftan anlatmaya hiç kimsenin gücü yetmez."

 

            Razî bu ayetin tefsirinde Peygamber (s.a.v.)'in kulluğuyla, ahlakıyla alakalı bir kıssa rivayet eder:

" Rivayete göre, Yahudilerin fasih konuşanlarından biri, Hz.Ömer'in hilafeti döneminde yanına gelir ve ona "Resul'ünüzün ahlakından bana haber ver " der. Ömer de git Bilal'a sor. O Resul’ü benden daha iyi tanır der. Bilal ise Yahudi’yi Fatma'ya, Fatma ise Ali'ye gönderir. Ali'ye aynı soruyu sorunca Hz.Ali ona der ki: " Sen bana dünyanın metalarını (nimetlerini) say, bende sana onun ahlakım anlatayım. Adam ise "bu kolay bir iş değildir" diye cevap verince. Ali, "Sen dünyanın Metaını saymaktan aciz kaldın. Halbuki Allah-u Teala, dünya metaının azlığına [379] ve "sen büyük bir ahlak üzerindesin"  [380]Diyerek Resul'ün ahlakinin büyüklüğüne şehadet etmiştir. Ben sana Resul'ün ahlakını nasıl anlatayım. [381]

Allah-u Teala sanki şöyle demektedir: Ebü Cehîl kulluk açısından en değerli kimseyi kulluktan namazdan men ediyor. Bu olsa olsa ahmaklıktır.[382]

 

            Sürede okumaktan bahsedilirken namaza geçilmesi, namazda kıraaatın bir rükün olması ve namazın bütün ibadetlere esas ve dinin direği olması yönündendir. O halde bu ayetlerin inişi namazın farz kılınmasından sonradır.[383] 

 

            Kılınan namazın hangi vakit olduğuna dair tefsir kitaplarında net bir görüş yoktur. Ancak Alusî tefsirine şöyle bir rivayet almıştır :

Ebü Hayyan'ın naklettiğine göre, namazdan maksat "Öğlen namazıdır." Bu namaz, aynı zamanda cemaatla kılınan ilk namazdır. Bu namaz kılındığında Resul'ün yanında, Ebü Bekir ve Ali vardı. Bu arada oradan geçmekte olan Ebü Talip, yanında bulunan oğlu Cafer’e, haydi sen de amca oğlunun yanında namaz kıl demiş, kendisi de sevinçle şu beyitleri okuyarak oradan ayrılmıştır.

 

“Ali ve Ca 'fer benim güvenimdir.

Zamanın şiddeti ve sıkıntısı anında,

Vallahi ben O Nebiyi yardımsız bırakmam, 

Benim sülalemden olanda bırakmaz. 

Bırakmayın yardım edin amcanızın oğluna, 

Amcalarınızın arasında ana bir kardeşim.” [384]

 

                Alüsî bu rivayeti zikrettikten sonra, aynı rivayet için eleştiri yapar ve der ki:" Bu rivayette bir sorun vardır, Ebü Talib'in vefatı hicretten üç sene öncedir. Namazın farz kılındığı "İsra " olayı ise, İbni Hazm'e göre, Hicret'ten bir sene, İbni Faris'e göre, Hicret'ten bir sene üç ay önce, Süddî'ye göre ise bir sene beş ay öncedir. Buna göre, Ebü Talip namazın farziyyetine yetişememiştir. Kadî îyaz, Zühri'den , "îsra" nin Bi'set'ten beş sene sonra olduğunu rivayet etmiş, Nevevi ve Kurtubî de bu görüşü tercih etmişlerse de, Zühri'nin bu sözü için çok şeyler söylenmiştir. (Rivayeti sağlam değildir). " [385]

 

            Alüsî'nin yapmış olduğu bu eleştiriyi, Hamdi Yazır, tekrar eleştirmiştir. Bu konuda Yazır şöyle demektedir:" Alüsî'nin bu itirazını biz uygun görmüyoruz. Çünkü İsra'da farz kılınan mutlak namaz değil beş vakit namazdır. Buna göre, beş vakit namazın farz kılınmasından önce "Müzzemmil "'de geçtiği üzere gece kıyamının farz olması gibi, öğlen namazının da farz kılınmış olması mümkündür. Kaldı ki mezkur rivayette "Öğlen namazı" denilmiş, farz bir namaz olduğu açıkça belirtilmemiştir.

 

            Hz. Ömer'in Müslüman olmasıyla ilk olarak alenen kılındığı rivayet olunan namaz da, bu namaz olsa gerektir. Ancak iniş sebebi olan olaydaki namaz öğle namazı olsa bile "ayette kastedilen namaz" yalnız odur demek doğru olmaz. Çünkü ayet mutlaktır. Meşru olan herhangi bir namaza şamildir. Gerek farz, gerekse de nafile bir namazdan alıkoymak "Tuğyan"' dır." [386]

 

            Gördün mü, ya o kol doğru yolda olur. Yahut kötülüklerden sakınmayı emrederse ?"

 

Ayette geçen “Ereeyte” kelimesinin kime hitap olduğun dair iki görüş vardır. [387]

            1- Hitap Resuledir. Konuşulan kişi ise Ebü Cehîl’dir. Şartiyye için olan "İN" 'in

cezası takdir edildiğinde mana şöyledir: " Ey kıraatla emir olunup ta namaz kılan kul! Ey Muhammed, namazdan alıkoyan bu azgın insanı gördün mü? Şimdi şunu bir düşün, Eğer azgınlık etmeyip de hidayet üzere olsa yahut namazdan alıkoyacağına, Allah korkusuyla korunmayı emretse ne iyi olurdu.[387]

            2- Hitap Ebü Cehîl'edir. Konuşulan kişi ise Hz-Muhammed (s.a.v.) dir. Mana şöyledir:   "Ey namaz kılan bir kulu alıkoyan azgın insan! Eğer o kul, hidayet, (doğruluk,hak) üzere gitse, yahut (onunla beraber daha yükselerek diğerlerini de) takva ile (Allah’tan korkup fenalıktan sakınmakla) emretse ne olur? Fena mı olur. Sen onu, Allah'ın iyi kötü her şeyi görüyor olduğunu bilmez de senin nehyini dinler mi sanıyorsun ? " [388]

 

            Yukarıda zikrettiğimiz bu iki mana da ayete uygun düşmektedir. Ancak birinci görüş daha uygun gözükmektedir. Çünkü dokuzuncu ayette geçen birinci “Ereeyte” de hitabın Resül'e olduğu kesindir. (O ayette azan kişi Ebü Cehîl dir.) Bu ayetten sonra zikredeceğimiz ayetteki hitap da, yalanlamak, yüz çevirmek Ebü Cehîl'in vasfı olduğu için yine Resuledir. Birinci ve üçüncü “Ereeyte”deki hitapların Resül'e ait olduğu kesinleşince arada kalan hitabı değiştirerek Ebü Cehîl'e yöneltirsek ayetin akış düzeninin güzelliği bozmuş oluruz. “Emere” lafzıyla namazdan nehy eden ve etrafa emirler dağıtan kişinin Ebü Cehîl olması, hitabın Resül’e olduğunun diğer bir delilidir.

 

            Gördün mü! ya bu (adam, hakkı) yalanlar, yüz çevirirse. (o zaman daha iyi mi olur). Allah 'in gördüğünü bilmez mi o ?."

 

            Ayetteki hitap diğer ayetlerde de olduğu gibi Resül'e dir. Buna göre mana; "Ey Muhammed, gördün mü! Sen doğru olduğun, hakkı söylediğin halde, eğer o (namazdan alıkoyan azgın) yalanlıyor, inanmıyor, ve haktan yüz çeviriyorsa iyi mi olur! Bilmez mi ki Allah görüyor. Sonunda kendisine varılacak olan Allah, doğruyu da eğriyi de, iyiyi de kötüyü de hepsini görür ve herkesin ameline göre cezasını verir." şeklindedir.[389]

Razî, Ayetteki hitabın Ebü Cehîl için de olabileceğini söylemektedir.[390]

 

            Yalanlamayı Resül’e nispet ettiğimiz de ortay a tek mana çıkmaktadır. O da "Resul'ün, müşriklerin eskiden beri inana geldikleri babalarının dinini yalanlaması ve o dinden yüz çevirmesidir."

Ancak bu görüşe göre “Allah'ın gördüğünü bilmiyor mu?” ifadesi uygun düşmemektedir. Resul, müşriklerin dinini yalanlayıp, onlardan yüz çevirdiğine göre, Allah, bunun nesinden taaccüp edecektir.

Ayetteki "yalanlama ve yüz çevirme " olayı, Ebü Cehîl ve onun gibi azgın kafirlerin vasfıdır.

 

            Kuran’da zikredilen “Kezzebe- (yalanladı)”  türevindeki fiillere baktığımızda 27 defa, “Kezzebet” 14 defa, “Kezzebu”  49 defa geçmektedir. Bu ayetlerin hepsinde yalanlayanlar kafirlerdir.[391] Bu ayetlerden iki tanesi Alak süresindeki (yalanlama, yüz çevirme)

kalıbıyla tam örtüşmektedir. Bunlar, Kıyamet/ 32, "Fakat yalanladı ve yüz çevirdi" Leyl/16, " O ki yalanladı ve yüz çevirdi" ayetleridir.

 

            Ayetteki "yalanlanan" şey, genelde Muhammed'in Risaleti, özelde ise, Ahiret günüdür.

Bu olaya Araf/147’de dikkat çekilmiştir. "Ayetlerinin ve Ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır..." Allah bu ayette yalanlamayı önce genellemiş, sonra ahiret günüyle özelleştirmiştir.

“ İn kezzebe ve Tevella” ifadesinde, Ebü Cehîl ve benzerlerinin ilerde Resul'ü

yalanlayacaklarına, O'ndan ve O'nun davetinden yüz çevirerek beğenmeyeceklerine işaret edilmiştir.[392]

“ Elem Ya’lem bi ennellahe Yera”ayeti, Ebü Cehîl ve benzerlerim kıyamet günü ile tehdit etme manasını içermektedir.[393]

 

            Ayette geçen istifham taaccüp (hayret) manasını içermektedir. Azgın kişinin, Allah'ın kendini gördüğünü bilmemesi, gerçekten de hayret verici bir durumdur. Bu gerçeğe ulaşmak için bir çaba sarf etmeye de gerek yoktur. Bu gerçek gün ışığı gibi bilinen gerçeklerdendir. Nefes almamız, güneşin varlığı ne kadar gerçekse, Allah'u Teala'nın insanları görmesi gözetmesi o kadar açık ve nettir.

“Yera”kelimesinin mefulu mana olarak bütün mevcudatı kapsadığı için hazf edilmiştir. Yani "Allah'ın her şeyi gördüğünü bilmez mi o?" manasındadır.[394]

 

Dipnotlar

379 Kalem, 68/4.

380 Razî, XVI/21.

381 a.g.e., aynı sayfa.

382 Hak Dini Kur'an Dili, VIII/ 5956.

383 a.g.e., aynı sayfa.

384 a.g.e., aynı sayfa.

385 Hak Dini Kur'an Dili, VIII/ 5958.

386 Razî, XVI/ 22.

387 Hak Dini Kuran Dili VIII/5959

388 a.g.e., aynı sayfa

389 a.g.e., s. 5961.

390 Razî, XVI/ 22.

391 Fuad Abdulbakî, el-Mu'cem, s. 598.

392 İbn Aşur, XXX/ 449.

393 Razî, XVI/ 22.

394 İbn Aşur, XXX/449.

 

icindekiler
ana sayfa