6- 15 AYETLER (İNSANIN AZGINLIĞI)

 

“Hayır, (Rabbinin bu kadar iyiliğine rağmen yine) insan azar; Kendini zengin (kendine yeterli) gördüğü için. Dönüş Rabbine dir. (O, insanın hesabını görecektir.) Gördün mü şu men edeni: Namaz kılarken bir kulu (namazdan)? Gördün mü ya o (kul) doğru yolda olur. Yahut kötülüklerden sakınmayı emrederse? Gördün mü, ya bu (adam, hakkı) yalanlar yüz çevirirse? Allah'ın gördüğünü bilmiyor mu ?”

 

Bir insan tiplemesi olan azgınlıktan bahseden bu ayetler, daha sonra zikredilecek 9-19. ayetler için bir nevi mukaddime niteliğindedir.[333]

            

            Bu ayetlerin ilk beş ayetten bir müddet sonra indiği kesin bir gerçektir. Bu kısım, davette bir takım merhaleler aşıldıktan sonra inmiştir. [334] Son ayette geçen, namaz-secde olayı bu gerçeği ortay a çıkarmaktadır. [335] Namaz, İsra gecesi farz kılınmıştır. İsra olayı ise Bi'setten seneler sonra gerçekleşmiştir.

 

            Sürenin ikinci kısmı her ne kadar seneler sonra inmişse de işlenen konular çok farklı olmasına rağmen ilk kısmıyla tam bir uyumluluk içindedir, insanoğlu kendisini yoktan yaratan, terbiye eden ve bilgilendiren Rabb'ine şükretmek zorundadır. Ne var ki insan kendini yeterli gördüğü an azacak ve şükrü unutacaktır.

Sürenin tümü okunduğunda bir bütün gibi gözükmekte, ahenkle hiçbir bozukluk göze çarpmamaktadır. Bu ise Kuran'ın mucîzesidir.

 

            “Kella” nın kullanılışı:

 Altıncı ayetin başlangıcında bulunan “Kella” Kuran'da otuz üç yerde geçmektedir. [336] Tamamı Mekki sürelerde geçen “Kella” lafzı, daha çok Resul'ü yalanlama iddialarına, ona yapılan düşmanlıklara karşı kullanılmıştır. Hatta bazı alimler, herhangi bir sürede “Kella” lafzını görürsen o sürenin Mekkî olduğuna hükmedebilirsin demişlerdir. Arap dilcilerinin genel görüşü de bu yöndedir.[337]  

 

            “Kella” için değişik kullanımlar zikredilmiştir.

1-Tehdid, korkutma ve men etmek. Bu tehdit, azarak Allah'ın ni'metlerini inkar edenler içindir. Daha önce bahsi geçmeyen bir şey için bu tehdidin kullanılması:

"korkutmada mübalağa" ifade etmek içindir. [338]

2- "Hakkan -doğrudur" manasındadır. Kesaî'nin görüşüdür. [339]

3- "Açılış için olan “Ela” manasındadır. Bu Ebu Hatim'in görşüdür.[340]

4- Doğrulama edatı olan “İy” manasınadır. Bu da Nadr'ın görüşüdür.[341]

5- Nefy manasında kullanılmıştır.

6- Tembih için kullanılmıştır. Kevaşî rivayet etmiştir [342]

 

            Yukarıda zikredilen görüşler incelendiğinde her birinin kendine göre kullanım gerekçelerini görmekteyiz. Ancak 3.görüş olan “açılış manasında” kullanılması daha geçerli gözükmektedir. Zira yeni bir konu gündeme gelmektedir. Alak süresinin ilk ayetleri ile bu kısmın inmesi arasında seneler geçmiştir. [343]     Diğer görüşlerde ise bazı uyumsuzluklar vardır. Mesela; "Korkutmak, menetmek" manasında kullanılması, uygun gözükmemektedir. Zira korkutulacak, men edilecek konu henüz geçmemiştir.[344]

“Hakkan” manasında kullanılması da irap açısından uygun görülmemiştir. Çünkü “Kella”dan sonra gelen cümle “İnne” ile başlamaktadır. “Hakkan “veya o manada olanlardan sonra gelen cümlelerde ise böyle bir kullanım uygun görülmemektedir.[345]

            “İnnel-insane Le Yatğa -Muhakkak insan azar.”

 

            Tuğyan, haddi aşmak,[346] büyüklenmek, böbürlenmek[347] manalarında kullanılmıştır.

Bu ayette böbürlenmenin ve haddi aşmanın çok bariz bir misali verilmiştir. Zira elinde güç kuvvet olmayan bir insanı, zorbalık kullanarak yaptığı ibadetten alıkoymak, böbürlenmeye kalkmak, insaf sınırlarını aşmaktır.

 

            Bu ayette geçen “el-İnsan”ın kim olduğu hakkında iki görüş ortaya atılmıştır.

l-“el-İnsan”dan maksat, Ebü Cehîl dir.[348] Bu ayetler onun hakkında inmiştir.

2-“el-İnsan”dan maksat, insan türüdür. Azma olayı-tuğyan, potansiyel olarak insanın  karakterinde vardır. 

 

            Ebü Cehîl’in yaptığı azgınlığı ondan önce de, sonra da günümüze kadar yapan kişiler bulunmuştur. Ebü Cehîl ve azgınlığı, türünün ne ilki ne de son örneğidir.Kur'an-ı Kerîm'de azanlarla ilgili bazı misaller verilmiştir. Firavn, [349]Ad ve Semud,[350] Ehl-i Kitap,[351] Nuh'un kavmi,[352] azgın kişilik ve topluluklara misal olarak zikredilmiştir.

           

             “ Leyatğa” kelimesindeki "lam" tekid için kullanılmıştır. Kur'an-ı Kerîm'de, kullanılan insan tiplemelerinin çoğu, özellikle "lamlı" olarak zikredilmiştir.

Mesela: " Muhakkak insan çok zalimdir.(le Zalum) çok nankördür.” [353]

"Muhakkak insan çok nankördür.(le Kefur) " [354]

Muhakkak insan apaçık bir nankördür."(le Kefurun Mubin) " [355]

İnsan, Rabb'ine karşı çok nankördür."le Kenud) "[356]

Doğrusu o malı çok sever. " (le Şedid) [357]

“Lamlı” kullanmada,   "insanların dikkatini o konuya çekmek, konunun ehemmiyetini belirtmek ve olaydaki garipliği ortaya koymak" gayesi güdülmektedir. [358]

 

            Razî bu ayetin tefsirini yaparken "lamın" tekid için olduğunu zikreder ve özellikle bu makamda "lam"ın kullanma sebebi olarak bir takım yorumlar yapar. Yorumunda Firavn ile Ebü Cehîl'i karşılaştırmaktadır. Firavn da Ebü Cehîl gibi Kur'an-ı Kerîm'de azgınlar gurubunda zikredilmektedir. Ne var ki, Firavn'un azgınlığını bildiren ayette böylesine bir tekid lamı kullanılmamış “İnnehu Yetğa”  ibaresi kullanılmıştır. [359]Buna göre Ebü Cehîl azgınlıkda, Firavn'ı bile geride bıraktığından onun azgınlığını bildiren kelimenin başına tekid için kullanılan "lam" getirilmiştir.[360]

“en reahu’stağna” Azgınlığın sebebi:

            Ayette azgınlığa sebep olarak "kendini (kendine) yeterli görme" olgusu zikredilmiştir.

Ayetin basında ta'lil için olan harf-i cer vardır. Ancak bu lam hazfedilmiştir. Yani, insanoğlu, mal ve mülk sahibi olduğunda bütün bu nimetlerin, Rabbi tarafından olduğunu unutarak, gerçek malikin kendisi olduğu vehmine kapılıp azgınlık kapısını aralamaktadır. Maldan mülkten, bilgiden doyum hali arttıkça o nisbette de azgınlık artmaktadır.

 

            Kendini yeterli görme olayını yalnız mal ve mülkle sınırlamak gerçekçi bir yaklaşım değildir. Bu olay kişiden kişiye değişmektedir. Yeterli görme olayı, kiminde mal-mülk, kiminde çoluk- çocuk, kiminde makam- mevki, kiminde ilim olarak ortaya çıkmaktadır. Kişinin, kendisini yaratanına muhtaç görmemesi, böbürlenerek günahlara dalması, Allah'ın dinini onun emrettiği şekilde değil de kendi arzu ve hevesleri doğrultusunda yorumlaması, en büyük azgınlık ve kendini kendine yeterli görmektir.[361]

 

            Azgınlık olayının potansiyel olarak insanda bulunması, tüm insanların bu halde olmasını gerektirmemektedir. Maldan, mülkten, bilgiden fazlasıyla nasibini alan fakat bunu böbürlenme ve azgınlık sebebi yapmayan nice insanlar, eskiden de günümüzde de mevcuttur. Bu konuda Süleyman (a.s) 'ı misal olarak gösterilmektedir. Süleyman (a.s) Kuran'da anlatıldığı üzere çok geniş bir mülkiyeti vardı. Ancak o, bu durumda hiç bir zaman kendini yeterli görüp Rabbi ni unutmamış ve şöyle dua etmiştir:

" Ey Rabbim bana ve anama-babama lütfettiğin nimete şükretmem!, senin beğeneceğin faydalı bir iş yapmamı gönlüme ilham eyle ve rahmetinle beni iyi kullarının arasına sok. " [362]

"Bu Rabbimin lütfün dandır. Lütfuna şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak istiyor. Şükreden kendisi için şükretmiş olur; nankörlük eden de (bilsin ki) Rabbim müstağnidir.(0nun şükrüne muhtaç değildir) Çok kerem sahibidir." [363]

 

            Razî bu ayetle sürenin ilk kısmı arasında bir bağlantı kurar ve der ki: "Sürenin basında Allah'ın öğretmesi açısından ilim övülmüş, sonunda ise, mala şükür etmemek verilmiştir. Bu olay, dine ve ilme rağbet, dünya ve maldan nefret etmek için yeterlidir." [364]

 

            Kurtubî bu ayetin tefsirinde İbni Abbas'ın bir rivayetini zikretmiştir.

" Ebî Salih'in İbni Abbas'dan rivayet ettiğine göre. Bu ayet inip de müşriklerin kulağına gidince Ebü Cehîl, Allah Resulü’nün yanına gelerek der ki: "Ey Muhammed, zengin olan kişinin azacağını zannediyormuşsun. Mekke dağını bize altın yap da biz ondan alalım, bakarsın azarız da kendi dinimizi terk ederiz, senin dinine gireriz. (Ravî derki), Cibrîl Resulün yanma gelerek dedi ki: Ey Muhammed, onları bu konuda serbest bırak. Şayet (böyle bir şey) dilerlerse istediklerini yapalım. Eğer Müslüman olmazlarsa, onlara Maide ashabına yaptığımızı yaparız. Onları helak ederiz. Resul (s.a.v.) kendi topluluğundan olan bu kişilerin İslam’ı kabul etmeyeceğini bildiği için ve onlara acıdığı için kabul etmemiştir.[365]

 

            Muhakkak dönüş Rabb'inedir  

 

            “er-Ruc’a” kelimesi, “el-Merca’- er-Rucu’” kelimeleri gibi mastardır ve “fu’la” veznindedir.[366]

“İla Rabbike” Car ve Mecrurdur. “ er-Ruc’a” ise bunların (bağlı) olduğu yerdir. Car ve Mecrur'un öne alınması, olayın ne kadar önemsendiğini göstermek ve dikkatleri çekmek içindir. Takdime göre mana; Dönüş, ancak ve muhakkak Rabb'inedir. [367] şeklindedir.

“er-Ruc’a” kalıbında dönüş ifadesi, Kur'an-ı Kerîm'de yalnız bu sürede kullanılmıştır.

 

            Ayette tuğyanın akıbeti direk olarak zikredilmese de, azgınlığın sonucuna bir gönderme yapılmış, insanoğlu bu çirkin işten dolayı tehdit edilmiştir.[368]

Ayette hitap, zahiren Resuledir, hakikatte ise tuğyan edenleredir. Yani dönüş O'nadır, O'ndan kurtuluş yoktur. Onun için kişi, hangi konumda olursa olsun kendini zengin saymamalı  tuğyandan sakınmalıdır.[369]

 

            “er-Ruc’a” nın ifade ettiği mana daha çok kıyamet gününe yöneliktir. Kuran’da aynı kökten gelip, aynı konuyu inceleyen birçok ayet vardır.

Bakara süresinde "Şu günden sakının ki, o gün (hepiniz) Allah'a döndürüleceksiniz” buyrulmuş. [370]

Casiye süresinde "Kim iyi bir iş yaparsa faydası kendisinedir ve kim kötülük yaparsa zararı kendisinedir. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz''. [371]

Maide süresinde "Hepinizin dönüşü Allah'adır. [372] Bu ayetleri çoğaltmamız mümkündür. [373]

Saffat süresinde dönüşten maksadın, "Hesaba çekilmek,cehenneme girmek" olduğu daha açık bir ifade ile belirtilmiştir. "Sonra dönüşleri elbet cehennemedir.[374]

Böylece Resul'e ve O'nun şahsında tüm insanlığa hitap edilerek, azgınların neticede dönüp dolaşacakları yer Yüce Allah'ın divanı olduğu, orada hesaba çekileceği ve cezasını çekeceği bu ayette anlatılmış oluyor.

 

            Gördün mü şu men edeni. Namaz kılarken bir kulu.

 

            Bu ayetlerde Yüce Allah, altıncı ayette zikredilen azgınlık için somut bir örnek veriyor. Ayette hitan Resül’e dir. Hakkında konuşulan, alıkoyan kişi ise Ebü Cehîl'dir.

Ebü Cehil azgın bir tavırla "Eğer Muhammed'in Kabe'de namaz kıldığını görürsem muhakkak onun boynunu çiğnerim "demişti. [375]  Ardın da bu ayet inmiştir. Ayet her ne kadar Ebü Cehil hakkında inse de genele şamildir.[376] Müslümanları namazdan alıkoyan, Allah'ın emrettiği gibi kulluk etmek isteyenleri ibadetlerinden alıkoyan her kimse için geçerlidir.

 

            Resül'e olan hitab taaccüb (hayret) içindir.

                Taaccübün içeriği hakkında, Razî değişik yorumlar yapmıştır.[377]

a- Peygamber (s.a.v.), îki Ömer'den birisi ile İslam'ı kuvvetlendirmesin!, Allah'tan isteyip dua etmişti. îki Ömer'den birisi Ebü Cehîl, diğeri ise Ömer b.Hattab idi. Buna göre hitap, şu manadadır. " Ey Resulüm! Bunun gibi birisi ile mi (Ebü Cehîl kasdediliyor) islam'ı takviye edeceksin? Namaz kılarken bir kulu namazdan men eden bir kimse ile mi islam'ı (müslümanlan) takviye edeceksin"

            b- Ebü Cehîl'in esas lakabı Ebu'l-Hakem idi. Allah'u Teala sanki şöyle demektedir. "Namazdan men eden kimse nasıl böyle bir lakaba layık olur?"

            c- Bu ahmak ( Ebü Cehîl) emrediyor, men ediyor, yaratan olmadığı halde herkesin kendisine itaati gerekli zannediyor, sonra da Rabb'e itaat etmekten insanları alıkoyuyor.

Bu üç görüşten "Rabb'e itaat etmekten alıkoyma" açıklaması, taacübü en iyi şekilde açıklamaktadır. Zira kişinin inandığı bir Rabb'i, bir inanç sistemi ve bunun bir takım gerekleri vardır. Bu gerekleri yerine getirmeye çalışan bir kimseyi men etmek gerçekten şaşılacak bir şeydir. Diğer görüşler ise ayetin siyakına pek uymamaktadır. Nitekim, cahiliyye döneminde Ömer'in, Ebü Cehîl'den az kalan bir tarafı yoktur. Kendisi Resül'ü öldürmeye gelirken, İslamla müşerref olmuştur.

Künyesi ile alakalı ileri sürülen taaccüp görüşüne, Kur'an ayetlerinden herhangi bir destek bulmak mümkün değildir.

 

            “ Ereeyte’” nin manası :

Gerek bir Meful, gerek iki Meful alan “ ereeyte” "baksana, haber ver" gibi manaları kapsamaktadır.

Ayetteki soru edatı, istifham veya istihbar olmayıp, asıl maksad, mevzu bahis olan konuya dikkatleri çekmek, kötülemek (takbîh), azarlamak (tavbih), veya hayret duymak (Ta'cip) için kullanılmaktadır.[378]

 

Dipnotlar

333 Derveze, I/ 27; Fî Zilal, VI/ 3938.

334 İbni Aşur, XXX/ 443.

335 Muhammed Fuad, el-Mu'cem , s. 619.

336 Suyütî, Hem'u'1-Hevami'Şerh-u Cem'i'l-Cevami', II/ s.74, Kum 1984, Menşürat Rıda.

337 Bursevî, X/ 474 ; Alusî, XXX/ 182.

338 a.g.e., aynı sayfa

339 a.g.e., s. 75.

340 a.g.e., aynı sayfa.

341 Cemel, IV/ 562.

342 a.g.e., aynı sayfa.

343 a.g.e., aynı sayfa.

344 a.g.e., aynı sayfa.

345 Kurtubî, XX/ 123.

346 İbni Aşür, XXX/ 444; Razî, XVI/ s. 18.

347 a.g.e., aynı sayfa

348 Naziat, 79/17.

349  Fecr,89/11.

350 Maide, 5/64.

351 Necm, 53/52.

352 İbrahim, 14/34

353 Hac, 22/66.

354 Zuhruf, 43/15.

355 Adiyat, 100/6.

356 Adiyat, 100/8.

357 İbni Aşür,XXX/44.

358 Naziat.79/17.

359 Razî, XVI/18.

360 Binti'ş-Şatiî, II/ 25.

361 Neml, 27/19.

362 Neml, 27/40.

363 Razî, XVI/ 20.

364 a.g.e.,aynı sayfa.

365 a.g.e., s. 134.

366 İbni Aşür, XXX/ 446.

367 Razî, XVI/ 20.

368 Hak Dini Kuran Dili, VIII/ 5955

369 Bakara, 2/281.

370 Casiye, 45/15.

371 Maide, 5/48.

372 En'am, 6/60, 164; Yunus, 10/4, 23; Hüd, 11/4; Ankebüt, 29/8 ; Lokman, 31/15.

373 Saffat, 37/68.

374 Buharî, Tefsîru'1-Kur'an, Bab.4, Hadis no:l; Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'an, Bab.85, Hadis no:3348,3349.

375 Razî, XVI/21.

376 a.g.e., aynı sayfa.

377 Hak Dini Kur'an Dili, VIII/ 5955.

378 Nisa, 4/77.  

 

icindekiler
ana sayfa