4.AYET (KALEMİN ÖNEMİ)

O, (insana) kalemle (yazmayı) öğretti.

 

            Ayetin kendinden önceki ayetlerle bağlantısı şu şekildedir:

Yüce Allah, birinci ve ikinci ayetlerde kudretinin yüceliğine, hikmetine ve rahmetine delalet eden aklî delillere dikkat çekmiştir. Dördüncü ayette ise, ancak duymakla elde edilecek yazılı hükümlere dikkat çekilmiştir, îlk ayetlerde Rububiyeti tanımaya, bu ayette ise Nübüvveti tanımaya işaret edilmiştir. Rububiyeti tanıma ilk etapta zikredilmiştir. Çünkü O'nu tanımak için nübüvveti tanımaya ihtiyaç yoktur. Nübüvveti tanımak, ancak rububiyeti tanımakla elde edilmektedir.[298]

 

Allah-u Teala ilk üç ayette kendisi için iki vasıf zikretmiştir. Bunlar, "İnsanı Alak’tan yaratmak" ve "Kalemle Öğretmek"tir.   

 

Alakadan yaratmak ile kalemle öğretmek arasındaki bağlantı şu şekildedir: Alaka, varlık aleminin en alt kademesinde bulunan bir nesne, ilim ise, mertebelerin en yükseğidir. Sanki Allah'u Teala şöyle demektedir:

"Sen, mertebelerin en düşüğü (alaka)'dan en kıymetli mertebeye (ilim)'e yükselmiş bulunuyorsun. Bütün bu işleri yapan zat ibadete en layık olanıdır. Yoktan var etmek, yaratmak, rızık vermek. Kerem ve Rububiyyettir. Bunun ikramı ise, sana ilimin verilmesidir. Zira ilim mertebelerin en şereflisidir.[299]

 

            Seyyit Kutup, ayetler arası bağlantı ve ilmin kaynağı konusunda şöyle demektedir: "Resul (s.a.v.) ile Mele-i A'la'nın bağlantısı kurulur kurulmaz ve kendisi için seçilen dava yolunda ilk adım atılır atılmaz, Allah, Peygamberi’ni adıyla okumaya yönlendirmiştir. "Yaratan Rabb'in adıyla oku." Ve hemen başlangıçta, Rabb'in yaratıcılık vasfına dikkat çekilmektedir. (ellezi Halak) Sonra insanın yaratılışı ve başlangıcı özelleştiriliyor. (Halakal insane min Alak)  Gerçekten de insanın başlangıcı ile, varacağı sonuç arasında son derece büyük bir göç vardır. Ama Allah, Kadirdir, Kerîmdir. Bu yüzden o baş döndürücü bu gücü gerçekleştirmiştir.

Bu hakikatin yanı sıra, öğretme gerçeği de ortaya çıkmaktadır. Rab, insana kalemle öğretmiştir. Çünkü kalem eskiden olduğu gibi bugün de insan hayatında, en yaygın en derin öğretim vasıtalarından biridir. Bu gerçek o zamanlarda günümüzdeki kadar ortaya çıkmamıştı. Ama Yüce Allah kalemin kıymetin!,  ehemmiyetini bildiği için beşeriyetin ve en son risaletin başlangıcında daha ilk sürede, ilk ayetlerde bu gerçeğe işaret etmiştir. Halbuki bu risaleti getiren Peygamber (s.a.v.), yazabilen birisi değildi. Şayet Resulün söylediği bu sözler, bir vahy ve bir risalet ifadeleri olmasaydı bu gerçekler daha ilk andan itibaren ortaya çıkamayacaktı.

Sonra, ayeti kerîme bilginin kaynağının Allah olduğunu, insanın, bildiği şeylerin tümünü o kaynaktan aldığım, bu varlık aleminde açılan her esrarın -kendi hayatında ve nefsinde tecelli eden her sırrın- O'nun eseri olduğunu, eşi bulunmayan kaynaktan doğduğunu ifade ediyor.

Resulün Mele-i A'la ile bağlantı kurduğu ilk anda nazil olan bu tek bölümle, geniş bir iman düşünce kaidesi ortaya konulmuştur.

Her şey, her hareket, her adım ve her iş Allah’ın adıyla ve Allah adına başlar. Allah'ın adıyla başlar ve Allah'ın adıyla yürür ve O'na yönelir, O'na varır. Allah, O'dur yaratan, O'dur öğreten. Başlangıç ve ilk yaratma O'ndandır. Öğretme ve bilgi O'ndandır. însan, öğrenebildiğim öğrenir ve öğretebildiğini öğretir. Bütün bunların kaynağı, yaratan ve öğreten Allah'tır." [300]

 

            “el-Kalem” lafzı kendisiyle yazılan şeylere denir. Buna göre, ayetin yorumu şu şekilde yapılmaktadır, "însana kalemle yazı yazmayı öğretti." [301] Kalem'in çoğulu “ Aklam ”dır. Kök olarak; " Bir miktar kesmek, budamak, yontmak, ülke, bölge, mıntıka, yazı, kumar oku, stil gibi manalara gelmektedir. Yazı yazdığımız kalem, kendisinde yazma işlemi, kademeli olarak gerçekleştiği için bu isim verilmiştir. [302]

 

            Kalem Lafzı, Kur'an-ı Kerim'de, tekil [303] ve çoğul olarak iki defa zikredilmiştir.[304]

Dil bilimin de isim yapmış Ferra, Ebü Ubeyde, Zemahşerî gibi bilginlerin hiç biri bu kelimenin aslına temas etmemişlerdir. Günümüz Arap Dili Araştırmacılarından G.Bergstrassen'ya göre. Kalem lafzı ilk zamanlardan beri, Yunanca’da    "Kalamos", Habeşlilerde "Galam" şeklinde kullanılıyordu. Yazma olayı Arap ülkelerinde yaygınlaşmaya başlayınca, Araplar, Yunan dilinden bu kelimeyi alıp kendi dillerine ithal etmişlerdir. Yahut Habeşliler, Yunanlılardan, Araplar da Habeşililerden almışlardır. [305]

Saîd (Katade)den rivayet ettiğine göre: Kalem Allah-u Teala'nın büyük bir nimetidir. Şayet kalem olmasaydı ne din ikame edilirdi, ne de yaşantı olurdu. [306]

Mücahid'in rivayetine göre: Allah Teala dört şeyi eliyle yaratmıştır. Diğerlerini is ”Kün-Ol” demiştir ve onlar da oluvermiştir. Bu dört şey: Kalem, Arş, Adn Cenneti ve Adem (a.s.) dır.[307]

            

            İbni Cevzî, Kalem süresini tefsir ederken bu konu için özel bir bölüm ayırmıştır. Bölümün sonunda kalemleri mertebe ve şerefine göre sıralama yapmıştır:

1- Mahlukatın kaderim yazan kalem.

2- Vahyi yazan kalem.

3- Fıkıh-İslam hukukçularının ve müftülerin kalemi.

Bunların devamında Cevzî şunları zikretmiştir. "Tıpla alakalı bilgileri yazan kalem, Müslüman liderlerin imza için kullandığı kalem, malları hesaplamak için kullanılan kalem, hukukçuların karar vermek için kullandıkları kalem, hakkı korumak, yardımcı olmak için yapılan şahitlikte kullanılan kalem, rüya tabirlerinde kullanılan kalem, tarih yazan kalem, edebiyat yazan kalem. [308]

 

            Bursevî ise, " Bu ayette en yüksek kaleme işaret vardır ki, bu da; Varlık aleminin ilk mevcudu olan Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ruhudur", şeklinde mistik bir yorum yapmıştır.[309]

 

            Kurtubî, tefsirinde "Büyüklerimizin dediklerine göre kalemler aslında üç türlüdür:

a- Allah-u Teala'nın kendi eliyle yarattığı ve yaz diye emrettiği kalemdir. Rivayet edildiğine göre;"... Allah'ın ilk yarattığı şey kalemdir..." [310]

b- Meleklerin yazdığı kalem. Bu kalemle insanların işlediği amelleri yazarlar. [311]

c- insanların kullandığı kalemler." şeklinde bir yorum yapmıştır. [312]

Bu görüşlerin birincisinde Allah'ın kudret ve azametine dikkat çekilmiştir. Kaza ve kaderde bu kalem büyük rol oynamaktadır. Varlık aleminde bütün olanlar ve olacaklar bu kalemle tespit edilmiştir. İkinci görüşteki kalem ise, dünyada yapılan amellerin kayıt ve tescilini ifade etmektedir. Kişilerin yaptığı işler melekler tarafından kalemle tespit edilecek, kıyamet günü bir kitap şeklinde insana sunularak" Kitabını oku" [313] diye nida edilecektir.

 

            Yukarıda zikredilen görüşlerden ilk ikisinin ayetle bir bağlantısı olmadığı açıktır. Üçüncü görüş ise ayette zikredilen kaleme en uygun olan görüştür.

Kalem, eski çağlarda, kamalarla taşlara yontma kemiklere ve derilere yazmayla gerçekleşiyordu. Günümüzde ise, kağıtlara disketlere gerek klavye yoluyla bazen de hiç yorulmadan scanner yoluyla gerçekleşmektedir. Ama neticede bir şeyler okunmakta ve okutulmaktadır. İslam dininde tasvir yasaklanırken yazının yüceltilmesi ve kutsî bir anlam kazanması, medeniyet tarihinin belki de en ilgi çekici gelişmelerinden birine sebep olmuştur. Yazılı küçük bir kağıt parçasının bile ayak altında kalmasına razı olmayarak yerden hürmetle alıp yüksekçe bir yere koyan Müslüman’ın tavrı, şüphesiz, yazıyı eşsiz bir ifade vasıtası haline getiren sanatçı tavrının bir başka tezahürüdür. Hattatlık hakkında önemli bir eser yazan Nefes zade İbrahim, kalemin fazileti için Allah'ın ona kasem   buyurmuş olmasının yeterli olduğunu söyler. " Nun. Kaleme ve kalemle yazdıklarına and olsun." [314]

 

            Dinin gereği olarak figürden kaçan Müslüman sanatçının, yazıyı aslî fonksiyonu dışında, apayrı bir ifade vasıtası olarak kullanmasına yol açmıştır. Arap alfabesi bunun için Müslüman sanatçının tükenmez kaynağı ve şekil repertuarı haline gelmiştir. Harflerin tabiattaki şekillerle doğrudan veya dolaylı hiçbir ilgilerinin bulunmaması, onun, tecessüsünü hür olarak yazıya yöneltmesini sağlamış ve bundan benzerim başka bir medeniyette görmediğimiz, bütünüyle İslam medeniyetine has bir ifade biçimi doğmuştur. Yine bunun için, tekniği prensipleri, metotları en ince ayrıntılarına kadar tespit edilen tek sanat kolu belki de yazıdır. [315]

 

            “ellezi Alleme bil Kalem-O (Allah), kalemle (yazmayı) öğretti ”  

Acaba ayetin muhatabı kimdir? Yani Allah kime yazmayı öğretmiştir? Bu konuda yorumlar farklıdır. [316]

1- Adem (a.s.) dır. Çünkü ilk yazan kişi odur. Bu rivayet, Ka'bul Ahbar'dan rivayet edilmiştir.

2- İdris (a.s.) dır. Bu görüşü Dahhak rivayet etmiştir.

3- Bütün yazanları kapsamaktadır.

İleri sürülen bu görüşlerin dayandıkları ana nokta, ayette geçen"Alleme" fiiline ikinci veya üçüncü mefül arama çabalarıdır.

Müteaddî olan “Alleme” fiilini lazım konumunda olursa bu görüşlere gerek kalmayacak ve mana daha sağlıklı olacaktır. "O, kalemle öğretti" şeklinde anlaşılan mana, birtakım eklemelerle yapılacak yorumlardan daha sağlıklı olacaktır. [317]

 

            Burada bir konuya dikkat çekmek gerekmektedir. Tefsir kitaplarının en büyük handikabı olan Dahîl-İsrailiyyat, araştırmamızı yaparken çokça önümüze çıkmaktadır. Bu konuda titiz davranarak bu görüşleri delil olarak çalışmamıza koymuyoruz. Ancak bu uydurma görüşlere dikkat çekmemiz de gerekmektedir.

Mesela bu ayetle alakalı bazı tefsir kitaplarında İbni Mes'ud'dan olduğu iddia edilen bir rivayete göre Resul, şöyle söylemiştir: “Hanımlarınızı çardaklara bırakmayın, onlara yazmayı da öğretmeyin.” [318]

Yazmayı öğretmemeye sebep olarak da "okumayı öğrenirse gönlünün çektiğine mektup yazacak, böylece fitneye sebep olacaktır" şeklinde yorum yapmışlardır. Fitnenin cehaletten geldiği bilinen bir gerçek iken böyle bir yorumu ileri sürmenin vebali çok büyüktür.

 

Dipnotlar

298 Razî,et-Tefsîru'l-Kebîr, XVI/ 17.

299  a.g.e.. Aynı sayfa; Bursevî, X/ 474.

300 Fi Zilali'l- Kur'an, VI/ 3938 ve devamı.

301 Kurtubî, XX/ 120.

302 Lisanu'lArab, III/ 3729.

303 Kalem, 68/1 ;Alak, 96/4.

304 Lokman, 31/27;Ali İmran, 3/44.

305 Mahmüd Ahmed Nede, Luğatu'l-Kur'anu'l-Kerîm Fî Cüz-i Amme, s. 749, Beyrut 1981, Daru'n-Nahdatu'l - Arabiyye.

306 a.g.e.,s.749.

307 a.g.e.,s.749.

308 Binti'ş-Şatiî, II/ 23.

309 Bursevî, Tefsîru Ruhu'l-Beyan, X/ 473.

310 Kurtubî,el-Cami' li Ahkami'l-Kur'an, XX/ 121, Hadisin başlangıcı ve sonu vardır, bkz, Tirmizî,

Kader, 17/2155; Ebu Davut, Kitabu's- Sürme, Hadis No: 4700.

311 İnfitar.10.

312 Kurtubî, XX/ 121

313 İsra, 17/14.

314 Kalem, 68/ l; Beşir Ayvazoğlu, Aşk Estetiği, s. 127, İst. 1993, Ötüken.

315a.g.e., s. 128.

316 Kurtubî, XX/ 121.

317 a.g.e.,aynı sayfa.

318 Cemel, IV/ 562;   Kurtubî, XX/ 121.Yaptığımız araştırmalarda Kütübü Tis'a da bu rivayete rastlayamadık.

 

icindekiler
ana sayfa