MÜNASEBETİ

            

            Sure tefsiri için gerekli bilgilerden birisi de sürenin kendisinden önce geçen süreyle bağlantısının tespitidir. Bu yüzden konu hakkında genel bir bilgi vermek istiyoruz. Sürenin münasebetini tespit aşamasında iki tane konu dikkat çekmektedir:

a- Kuran’ın süreleri arasında münasebet kurmak gerçekten de gerekli midir ?

b- Münasebeti tespitteki ölçü nedir?

 

            Bazı müfessirler , süreler arasında münasebetin gerekmediğini iddia etmişlerdir. Çünkü "Süreler değişik konumlarda inmiştir." Birbirinden ayrı konumlarda inen bu süreleri birleştirmenin bir manası yoktur. [107] Tefsir ulemasının çoğu ise, bu ilmin gerekli olduğunu, süreler arası münasebet kurmanın, Kuran’ı anlamada büyük bir rolü olduğunu savunmuşlardır. Ebü Ca'fer b. Zübeyr sırf bu konuda eserler yazmış, Razi ve bir çok müfessir tefsirlerinde bu konuya önem vermiştir.[108] Zerkeşî bu ilmin çok gerekli olduğunu ancak müfessirlerin çoğunun bu konuyla yeteri kadar ilgilenmediğini söyleyerek süreler arası münasebet konusunda ilk konuşan kişinin Ebü Bekr en-Nisabürî ( 324 ) olduğunu zikreder.[109]

 

Münasebeti tespit etmede iki değişik ölçü vermek mümkündür.

a- Genel Bağlantı : Tefsiri yapılan süre, daha önce geçen sürenin konularıyla  karşılaştırılarak münasebet kurulur. Bu tür bağlantı en uygun bir bağlantıdır. Ne var ki, tefsir kitaplarında pek kullanılmamıştır.[110]

b- Dar Bağlantı : Süreler arası bağlantı, önceki sürenin son ayetiyle, tefsiri yapılan sürenin ilk ayeti arasında bağlantı yapılır. Yahut önceki sürede geçen her hangi bir ayetle, tefsiri yapılan süreden bir ayetle bağlantı kurulur. Tefsir kitaplarında kullanılan münasebetler, en çok bu şekilde yapılmaktadır.[111]

 

            Alak Süresinin kendinden önceki " Tîn" süresiyle bağlantılarını şöyle sıralamak mümkündür.

1- Tîn Süresinde: "Biz insanı en güzel bir şekilde yarattık.” [112] denilerek, insanın

fizyonomik ve ahlak güzelliğine dikkat çekilmiştir. Alak süresinde ise "O insanı Alak'tan yarattı. [113]  buyrularak, en güzel biçimde yaratılan insanın başlangıcına dikkat çekilmiştir.

2- Tîn Süresinde "Sonra onu aşağılardan aşağısına çevirdik [114]” buyrularak en güzel biçimde yaratılan insanın kulluk yapmadığında nasıl ters bir duruma düştüğü anlatılır. Alak Süresinde ise, Esfeli Safilin'e düşmenin gerekçesi açıklanmıştır. "Hayır! (Rabbinin bu kadar iyiliğine rağmen ) insan azar; Kendini zengin ( yeterli ) gördüğü için. " [115]

3- Tin Süresinde Esfeli Safilîn'den kurtulmanın yolu zikredilir. " Yalnız inanıp iyi işler yapanlar hariç." Alak Süresinde ise iyi işlerden biri olan namaza ve secdeye dikkat çekilmiştir. " Namaz kılarken bir kulu.., Secde et ve yaklaş. " [116]

4- Tîn Süresinde. Din, yalan değil Hak [117]Allah (c.c.), hükmedenlerin, en güzel hükmedeni [118]olduğu zikredilmiştir. Alak süresinde ise gerçek olan dinin ilk ayetleri, Hakimler Hakimi olan Allah'ın emriyle okunması emredilmiştir.

5- Tîn süresinde Mekke üzerine yemin edilerek şanı yüceltilmiştir.[119] Vahyin başlangıcı olan ayetlere [120] beşiklik etmesiyle   bu beldenin yüceliği önceden Alak süresiyle tescil edilmiştir.

 

         AYET, KELİME HARF, ADEDİ VE FASILALARI

 

Sürenin ayet adedi:

1- Şamî sayımına göre - Ehli Humus Hariç - 18 dir.

2- Irakî - Küfî, Basrî, Ata, Ehli Humus - sayımına göre 19' dür. Günümüzde kullanılan Mushaflar bu sayıma göredir.

3- Hicazî, Mekkî ve Medenî, sayımına göre ise 20 dir.[121]

 

            Sürede söz konuşu olan ihtilaf iki ayettedir. Bu ayetler 9. ve 15. ayetlerdir. 9. Ayet, Sami hariç diğerlerine göre tek basma bir ayet olarak kabul etmişlerdir. Sami'ler ise bu ayeti müstakil saymayıp, bir sonraki ayetle bitiştirmişlerdir. Böylece Şamî sayımına göre süre ayetleri 18'e düşmüştür. Hicaziler ise, Iraki sayımına ek olarak “ Kella lein Lem Yentehi  ibaresini müstakil bir ayet sayarak ayet adedini 20'ye çıkarmışlardır.[122]

Alak süresinin harf sayımının toplamı için, tefsir kitaplarında değişik rakamlar verilmiştir. 280 harf diyenler olduğu gibi [123] 122 harf diyenler de olmuştur. [124] Bu konudaki ihtilafın sebebi, kanaatimizce bazı tekrarların alınıp alınmaması, ve bazı harflerin kelime sayılıp sayılmamasına bağlıdır.

            

            Alak Süresi kelimelerinin toplamı da harfleri gibi değişik şekillerde sunulmuştur. Feyruz Abadi'ye göre kelime sayışı 72'dir.[125] Hazin'in sayımına göre ise kelime adedi 92'dir.[126]

Alak Süresinin fasılaları “ Kaf, Mim, Elif, He, Be” harflerinden oluşmakta, bu harfleri sırayla tertip edildiğinde " Kum Ehib “ " Kalk, bağışlayayım, yahut kalk heybet ver, manaları çıkmaktadır.[127]

 

            FAZİLETİ

 

Kuran’ın faziletleri yani Fedaili'l- Kur'an, Kur'an ilimlerinden biridir. Bu konuya   dair hadis kitapları içerisinde ayrı bölümler bulunur. Ayrıca bu konuda müstakil eserlerde yazılmıştır. Bazı tefsirlerde, özellikle sürelerin sonuna, onun fazîletine dair bazı hadis-i şerifler alınmıştır. [128]

 

  Kuran’ın faziletine dair hadisleri iki kısımda ele alabiliriz:

a-Kuran’ın bütününün faziletiyle ilgili olan hadisler.

b- Sürelerin faziletlerine dair hadisler.

 

            Kuran’ın tümünün faziletine dair peygamberimizden bir çok hadis rivayet edilmiştir. Bunlardan bir kaç tanesi şöyledir:

"Ebü Musa el- Eş'arî şöyle dedi: Resülullah (s.a.v.) buyurdu ki: Kur'an okuyan mü'min kokusu güzel, tadı güzel portakal meyvası gibidir. Kur 'an okumayan mü'min de kokusu olmayan fakat tatlı olan hurma gibidir. Kur'an okuyan münafık ise, kokusu güzel, fakat tadı acı olan reyhane (otu) gibidir. Kur'an okumayan münafık da, güzel kokusu olmayan ve tadı da acı olan Ebû Cehil karpuzu gibidir. " [129]

"Sizin en hayırlınız Kuran’ı  öğrenen ve öğreteninizdir. [130]

 

            Sürelerin fazileti hakkında, gerek geçmişte gerek günümüzde değişik kitaplar yazılmıştır. Tefsir kitaplarında sürenin fazileti, o sürenin girişinde veya sonunda yazılmaktadır. Kur'an ve sürelerin faziletine dair birçok eserler yazılmıştır. Katip Çelebi bu konuda ilk eser yazan olarak Muhammed b. İdris eş- Şafiî (5.204/819)'yi zikreder, İmam Suyütî'nin bu konudaki eseri olan Hamailu'z-Zuher fi Fedaili's-Suver, Kuran’ın faziletleri konusunda bir çok seçme hadisi bünyesinde taşımaktadır.[131]

 

            Sürelerin fazileti hakkındaki rivayetler, geçmişten günümüze istismara pek müsait bir sahadır. Dahîl (İsrailiyyat) kitaplarında "Sürelerin Fazileti" hakkında uydurulan hadisler, "Esbabu'1-Vad'" (Hadis uydurma sebepleri arasında en zararlısı olarak zikredilir. Bu tip uydurmalar, (Cahilce iyilik yapma) ve benzeri başlıklar altında işlenmektedir. [132] Daha çok mutasavvıf ve zahid olarak geçinen bir zümre tarafından uydurulan bu hadisler, günümüzde de cahil tabaka tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunların gayeleri (sözde ) hayırdır, insanları hayra yöneltmek için yalan atmaktan, üstelik Resul (s.a.v.) 'e iftira atmaktan çekinmezler. Onlara göre, gaye temizse ona giden bütün yollar mubahtır.[133]

 

            Hakim'in   rivayet ettiğine göre, hadis uydurmada meşhur olmuş Ebi' İsme Nuh b. Meryem'e , İbni Abbas, İkrime tarikiyle uydurduğun sürelerin fazileti ile ilgili hadisleri nereden getiriyorsun diye sorulduğunda cevaben der ki; "Ben insanların Kuran’dan yüz çevirip Ebu Hanife'nin fıkhıyla ve İbni İshak'ın meğazisi ile uğraştıklarını görünce bu hadisleri hayır için uydurdum.[134]

Hayır (!) için hadis uydurmakla meşhur bu zatın lakabı, toplayıcı Nuh (Nuh el-Cami')’dir Şahsında, zamanın gerekli tüm ilimlerini bulunduran bu zat, maalesef doğru söylemeyi bir türlü becerememiştir. [135]

Ebü Davud en-Nehaî gecelerini kıyam gündüzlerini de oruçla geçirmekle tanınan bir kişiydi ama insanlığın iyiliği (!) için yalan hadis uydururdu.

İbni Hibban'a göre: el-Merüzi, zamanında sünneti en fazla savunan ve sünnete karşı gelenleri şiddetle eleştiren bir kişiydi. Ama hadis uydururdu.

İbni Adî der ki; Vehb b. Hafs salih bir kişiydi. 20 sene hiç kimseyle konuşmadı, zahit bir hayat yaşadı. Ancak o da aşın bir şekilde yalan hadis uydururdu. [136]

 

Bu şartlar altında, sürelerin fazileti hakkındaki rivayetlere temkinli bakmak gerekmektedir. Ancak Hadis Külliyatı, çok ince kriterlerle ölçülüp, hadis yorumcuları tarafından sıkı bir şekilde tahlile tabi tutulmuştur. Günümüze bu rivayetler, sahih, zayıf, mevzu' gibi isimler altında kategorize edilerek ulaştırılmıştır.

 

            Alak süresinin fazileti hakkında tefsir kitaplarında bulabildiğimiz rivayet şöyledir:

1- " Ubeyy b. KS'b, Nebi (s.a.v.) 'den rivayet ettiğine göre demiştir ki; Her kim Alak süresini okursa sanki Mufassalın [137] tümünü okumuş gibi olur[138]

2- Tabressî'nin tefsirine aldığı diğer bir rivayettir. [139]Muhammed b.Hassan Ebî Abdillah dan, " Her kim gündüz veya gece “ İkra Bismi Rabbike “ yi okuyup o günde veya o gecede ölürse şehit olarak ölür. Allah yolunda, Resülullah’ın yanında kılıçla savaşmış kimselerle haşr olunur. .[140]

3- Kurtubî, sürenin tefsirinin sonunda: İbni Ömer , Nafi’, Rebia' b. Ebi Abdirrahman, Malik b.Enes kanalıyla, bir hadis rivayet eder.

"Alla bu Teala “ İkra Bismi Rabbike”  ayetini indirdiğinde, Resul (s. a. v.) Muaz'a dedi ki : Ey Mu'az! O süreyi yaz. Mu 'az da levhayı, kalemi, diviti aldı ve süreyi yazdı. "Hayır, Ona boyun eğme; Allah a secde et ve yaklaş." Ayetine geldiğinde, levha da, kalem de, divitte, " Ey Allahım! Onunla zikrin! yükselt. Onunla yükleri hafiflet. Onunla günahları bağışla" diyerek secdeye kapandı. Muaz derki: " Ben de secde ettim ve bu durumu Resul (s. a. v.) 'e haber verdim. O da secde etti.[141]

 

            Tefsir kitaplarından ulaşabildiklerimizin tümünde, hadis kitaplarından Kütübit-Tis'a'da, Alak süresinin fazileti hakkında yaptığımız araştırmalar sonucunda yukarıda zikrettiğimiz üç tane hadisi bulabildik. Ne var ki, bu üç rivayet de, sahih hadis kaynaklarından bir dayanak bulamadık.

 

Dipnotlar

107 Zerkeşi, el-Burhan, I/ 63.  a.g.e., s. 61.

108 a.g.e., s. 61.

109 a.g.e, s 62.

110 Abdurrahman Halîfe, et-Tefsiru't-Tahlîli li Süreti'n-Nisa, s. 89.

111 a.g.e.

112 Tîn, 95/4.

113 Alak, 96/ 2.

114 Tîn, 95/5.

115 Alak, 96/6-7.

116 Alak, 96/10,19.

117 Tîn, 95/7.

118 Tîn, 95/8.

119 Tîn, 95/3.

120 Alak, 96/1-5.

121 Tabressî, Ebü Ali el- Fadi b. el- Hasen, Mecmaıı'l-Beyan fi Tefsîri'l Kur'an, XIX/512, Mektebetu'l-İlmiyye el- İslamiyye.

122 İbni Cevzî, Fününu'l Efnan fi Acaibi Ulumi'l Kur'an, s. 156, Kahire 1988, Mektebe İbni Sina.

123 Hazin, Alauddin Ali, Tefsiru'l- Hazin, IV/420, ts. Kahire, Darul Kütübü'l Arabiyye.

124 Feyrüz Abadî, Tenvîru'l Mikbas min Tefsîri İbni Abbas, s. 392, 2.B, Kahire 1951, Halebî.

125 a.g.e., s. 392.

126 Hazîn, IV/420.

127 Hak Dini Kur'an Dili, VIII/ 5947.

128 Zerkeşî, Bedruddin Muhammed b. Abdillah, el- Burhan fi Ulumi'l-Kur'an, I/ 513, Beyrut 1988, Daru'l- Kütübi'l- İlmiyye.; Yakup Çiçek, Tefsir Usulü, s.92, Sofya 1995.

129 Müslim, I/150.

130 Buharî, Fedailu'l- Kur'an, 21; Tirmizî, Sevabu'l- Kur'an,150.

131 Yakup Çiçek, Tefsir Usulü, s.95.

132 Abdullah Hacim İbrahim Nayel, Dirasat fi Tefsîri'l- K.ur'ani'1- Kerîm, s.37, 1991 Kahire, Matbaatu'l-Hüseyn.

133 Suyüti, Tedribu'r-Ravî, 1/282, 2.B, Kahire 1972.

134 a.g.e.

135 a.g.e., aynı sayfa.

136 a.g.e, s 283.

137 Mufassal: Ayetleri kısa ve Besmeleli fasılaları çok olan sürelerdir. Bunlar, Hucurat'tan başlamakta ve Kuran’ın son kısmında yer almaktadır. Turgut, Tefsir Usulü ve Kaynakları, s. 91.

138 et-Tabressî, XIX/ 512. Şii bir müfessir olan Tabressî, Zehebî tarafından, İsrailiyyatı tetkik etmeksizin aşırı şekilde kullanmakla itham edilmiştir. et-Tefsîr ve'l- Müfessirün, II/ 139. Yaptığımız araştırmalarda Tabressî'nin zikrettiği iki rivayeti hiç bir tefsir kitabında zikredilmediğini, Kütübü Tis'a'da da böyle bir rivayetin bulunmadığını gördük. Bu rivayetleri burada zikretmemizin sebebi, bu tip İsrailiyyat'a dikkat çekmek içindir.

139 a.g.e., aynı sayfa

140 et-Tabressî, XIX/ 512

141 Kurtubi, XX/129,bu rivayeti Kütübü Tısa’da bulamadık.

 

icindekiler
ana sayfa